Dünden Yarınlara Uzanmaya Çalışırken, Bugünün Sorunları Ne?

Tarih-Sayı: 
26.05.2008 - DEMİREL İLE SİYASETİN GÜNDEMİNDEN
  • 60 sene içinde Türkiye gayret gösterdi, hayıflanılan geri kalmışlığın birikimini geniş çapta ortadan kaldırdı.
  • 60 senelik inişli çıkışlı dönem, çalkantılı ve dalgalı siyasi hayat, siyaset ve siyasetçiyi güvenilir olmaktan çıkarmıştır, halbuki siyaset ve siyasetçi olmadıkça, bu sistemin işlemesi mümkün değil.
  • Mucize yaratan liderler, eli kırbaçlı liderler gelse de her şeyi düzeltse diye aranan liderler dönemi geçmiştir. Bugün sabırla demokratik sistemi bütün varlarıyla işleterek Türkiye’yi düze çıkarabilirsiniz.
  • Ben parti siyasetinin üstündeyim ve ülkemin geleceğine inanıyorum. Türkiye’de insanlar kendilerine ve geleceğe olan güvenlerini hiç yitirmesinler. En korkulacak olan husus odur.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği de içine alan modernite diye bir kavram var, devrimin icabıdır bu ve Devrim Kanunları ile Anayasa’da korunmuştur.
  • Siyasi iktidar devletin kurumlarıyla ihtilafı kendisi açmıştır. Ahenk içerisinde ülkenin yönetilmesi için de hiçbir şey yapmamaktadır. Her gün bir sorun ülke gündemine gelmektedir.
  • Ben diyorum ki, yargıyı rahat bırakın. Siyasi iktidarın aslında uğraşacağı önemli meseleler var. Bu meseleler yoksulluktur, işsizliktir, ülkenin büyük sorunlarıdır.
  • Eğer siyasi iktidar rahatsızlığa kendisi sebep oluyorsa, o zaman yönetim boşluğu meydana gelmiştir. Bu ülke yönetilememektedir. En son örnek de telefon dinlemeleridir.
  • Mayıs ayında bölücü terör can almaya devam etti. 1 Mayıs’ta Türkiye’de devletin zor kullanan meşru güçleri ile halkı neredeyse sokak savaşı yaptılar.
  • Eğer 135 dolardan petrol alırsanız, elektriğin kWh’i 20 cent’e gelir. 5 Cent’e sudan elektrik üretebiliyor, ama üretmiyorsunuz. GAP’ta Ilısu dışında daha 20 milyar kWh üretebilecek su santralleri var. Bunların hiçbirisine başlamadılar.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, bu ayki söyleşimize öncekilerden farklı bir formatla başlayalım. Dergimizdeki köşeniz, okuyucularımızın en fazla ilgisini çeken sayfalarımızı oluşturuyor. Sizden bu aya ilişkin siyasi gelişmelerin yorumunu almadan önce, okuyucularımızın da cevaplamanızı arzuladığı ve bizim de katıldığımız bazı sorularımız olacak.

İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun olalı 60 yılı geride bıraktınız, sizi kutluyorum. Ayrıca daha nice yıllar diliyorum. 10 Mayıs günü, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluşunun 235’inci yıldönümü dolayısıyla, üniversitenin Ayazağa Kampusü’ndeki Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Kuruluş Günü etkinlikleri kapsamında bir konuşma yaptınız ve Rektör Prof. Dr. Faruk Karadoğan size “Meslekte 60 Yıl” plaketinizi verdi, siz de 20 dönem arkadaşınıza plaketlerini verdiniz.

Siz o 60 yıl boyunca Türkiye’nin kalkınmasına, mühendisliğinizle devlet adamlığınızı birleştirerek, çok büyük hizmetler ve katkılar yapmış olmanın onurunu taşıyorsunuz. Törende 60 yılı geride bıraktıktan sonra söylediğiniz anlamlı ve güzel bir söz var, “Eğer 60 yıl daha ömrümüz olsa, onu da bu ülkeye verirdik” demişsiniz. Müsaadenizle şunu sormak istiyorum: Bu sözü herhalde ülkemize yapılması gereken yeni hizmetler olduğunu düşünerek söylediniz. Elinize böyle bir imkân geçse ülkemize daha ne gibi hizmetler verirdiniz?

GELECEK NESİLLERE DİYORUM Kİ:
BİZ 60 SENE HİZMET ETTİK, 60 SENE DE SİZ HİZMET EDİN

Demirel: Evet, 60 yıllık hizmet bir insan ömrü için çok önemli bir olay. Benimle beraber diploma almış olan arkadaşlarımın önemli bir kısmı bu 60’ıncı yıla yetişemediler. Ebediyete intikal ettiler. Ben daha çok Türkiye Cumhuriyeti’nin, bilhassa İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki 60 yılını değerlendirdim. Çünkü benim İstanbul Teknik Üniversitesi’nden diploma alıp devlet hizmetine başladığım 1949 Nisan’ından itibaren, çeşitli alanlarda geçen 60 yıllık hizmetim ile Türkiye Cumhuriyeti’nin en enteresan, en önemli 60 yılı örtüşmektedir.

Benimle beraber diploma alan arkadaşlarıma ve bize diploma veren o büyük kuruma şunu hatırlatmak istedim ki, eğer Türkiye’de 60 yıl önce ne vardı, bugün ne var sorusunu cevaplayarak bu mukayeseyi yaparsak, bunun içerisinde, yani “Türkiye’nin bugünkü envanterinin içerisinde bizim 60 yıllık emeklerimizin bu gelişmede önemi vardır” demek istedim. Böylece bizim faydalı ömrümüzün 60 yılının boşa geçmediğini ve ülkeye ve millete, insanlara hizmete dönüştüğünü ifade etmek istedim. Eğer benim bir 60 yılım daha olsa, yine ben aynı şeyleri yapardım. Ülkeye, millete ve insanlığa hizmet vermeye devam ederdim.

Şunu da ifade ettim ki, 10 sene evvelki Türkiye bugünkü Türkiye’den farklıdır. 30 sene evvelki Türkiye ise hepten farklıdır. 60 sene evvelki Türkiye ise bugünkü Türkiye ile kıyaslandığı zaman, arada çok büyük fark görülür.  Acaba bugünkü Türkiye’yi 60 sene sonraki Türkiye ile kıyasladığımız zaman, ne çeşit farklar olacaktır? Onu bilmiyoruz, ama farklar olacaktır. Binaenaleyh bugün Türkiye’nin 60 sene sonra geldiği noktaya nasıl hizmet etmişsek, bundan 60 sene sonra varması lazım gelen noktaya da öyle hizmet edilmesi lazımdır. 

Ben bilmiyor muyum, benim 60 sene daha bu hizmeti yapamayacağı mı? Ben bizden sonra gelecek nesillere diyorum ki, biz 60 sene koyduk, eğer bir 60 senemiz daha olsa onu da bunun içine koyarız, ama bizim yok, artık sizin 60 seneniz var. Bundan 60 sene sonra, ellerine 60 sene önce mezun oldular diye sertifika verilecek olan bugünün gençlerine sesleniyorum. Biz 60 sene hizmet ettik, 60 sene de siz hizmet edin.

DÜNÜN HASTA ADAMININ BUGÜN HER ŞEYİ VAR  VE
AVRUPA MASASINA OTURMUŞSA, BU GELİŞMEDİR. BUNDA
60 SENE HİZMET GÖRMÜŞ MESLEKTAŞLARIMIN KATKISI VAR.

Bu hizmetlerin neticesinde Türkiye ne kazanmıştır diye baktığımız zaman, 1948 Türkiye’sinin olmayan şeylerinin hepsini kazandığını görüyoruz. 1948 Türkiye’sinin nesi yoktu? 1948 Türkiye’sinin yolu yoktu. 1948 Türkiye’sinin fabrikası yoktu. 1948 Türkiye’sinin ışığı yoktu. 1948 Türkiye’sinin üç tane üniversiteden başka üniversitesi yoktu. 1948 Türkiye’sinin nüfusunun yüzde 87’si tarımdaydı. Bu tarımı kara öküz, kara kağnı ve karasaban ile yapıyordu. 1948 Türkiye’si yoksulluğun içindeydi. Adam başına gelir seviyesi 50 dolar civarındaydı.

Bugünkü Türkiye’nin nesi var? Bugünkü Türkiye’nin her şeyi var. Bugünkü Türkiye’nin okulu da var, üniversitesi de var, yolu da var, barajı da var, sulanan arazisi de var ve 70 milyon da nüfusu var. 1948 Türkiye’sinin sadece 20 milyon nüfusu vardı. Bugünkü Türkiye dünya devletleri içerisinde ekonomide 19’uncu sırada gelir.  Dün “hasta adam” olarak isimlendirilen Türkiye, bugün yani geçen 60 sene zarfında gelip Avrupa masasına oturmuşsa, bu büyük bir gelişme demektir.

Türkiye gelişmiştir, geliştirilmiştir, ama Türkiye’nin daha çok gelişmesi lazımdır. Şimdi Avrupa masasına oturmuş bir Türkiye var. Bunda gelmiş geçmiş hükümetlerin katkısı kadar, bu 60 sene içerisinde dağda taşta, tozlu topraklı ülke yollarında, kışta çamurda, kurakta sıcakta hevesle hizmet görmüş benim meslektaşlarımın katkısı var. Bunu ülkem adına minnet ve şükranla anıyorum. Söylemek istediğim şey buydu.

İNÖNÜ’NÜN 1935’DE ARADIĞI SU MÜHENDİSİ,
1994’DE URFA TÜNELİNDEN SU VERDİ

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım,  rahmetli İsmet Paşa Başbakan iken, 73 yıl önce 1935 yılındaki bir Diyarbakır gezisinde, not defterine su mühendisine ihtiyaç olduğunu yazmış. Sizin anılarınıza dayanarak hazırlamakta olduğum Enerji Tarihçemiz için konuşurken, bu nottan söz etmiştik. O su mühendisi ihtiyacı, sizin 60 yıllık meslek hayatınızda önderliğiniz ve arkadaşlarınızın katkısıyla giderildi. Siz ülkemize onlarca baraj yaptınız. GAP projesini başlattınız, büyük bölümünü tamamladınız. Fırat ve Dicle’nin sularını birleştirdiniz. “Bir Ömür Suyun Peşinde” adlı iki ciltlik bir kitabınız da var. Cumhuriyeti kalkındıran bir mühendis olarak, siz bugün geleceğe yönelik bir not düşecek olsanız, ne gibi mühendislik projelerine ne tür mühendislik hizmetlerine ihtiyaç var diye yazarsınız?

Demirel: Şimdi, bu çok güzel bir konu. 22 Mayıs günü gene İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ve benim adımı taşıyan salonda, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nin beraberce yaptığı “Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı”na iştirak ettim. Bu konferansta sürdürülebilir kalkınma dikkate alındığı zaman, benim çok zamandır üzerinde durduğum su meselesi, hava meselesi, enerji meselesi, iklim meselesi dinleyenlerin dikkatine getiriliyordu. Bu arada da benden Güneydoğu Anadolu GAP Projesi ile ilgili bir sunuş istediler.  Bir saatlik yapmış olduğum sunuşu, Başkent Televizyonu da canlı olarak verdi.

Şimdi bu vesileyle şunu söylemek istiyorum: 1935’de merhum İsmet Paşa, o yılda Soyadı Kanunu var, İsmet İnönü Başbakan olarak Diyarbakır’ı ziyaretinde defterine bir not düşüyor, bu İsmet Paşa’nın hatıraları arasında da yayınlandı. Şöyle: “Anadolu cayır cayır yanıyor. Su mühendisi istiyorlar” diyor. 1994’de, 60 sene sonra Harran Ovası’na Urfa Tüneli’nden su veriyoruz. Urfa Tüneli’nden bu suyu verirken, benim şöyle bir sözüm var: “Rahmetli İnönü ruhun şad olsun, rahat uyu. Anadolu bundan sonra cayır cayır yanmayacak. Su mühendisine ihtiyaç var diyorsun. Su mühendisi burada”. O projeye biz aşağı yukarı 40 senemizi vermiştik, “Senin aradığın su mühendisi burada” diye ben de hitap ettim.

Şimdi mesele şudur: Tabii 1935’de Türkiye’nin su mühendisi de yok, suyu kullanacak, ülkenin susuzluğunu giderecek projesi de yok, onları yapacak parası da yok ve makinesi de yok, velhasıl o gün o şartlarda ancak yakınabiliyorsunuz. İsmet Paşa da yakınıyor, “Cayır cayır yanıyor, su mühendisi bekliyor” diyor. Anadolu’nun o talebi 1994’e kadar birçok vesilelerle yerine gelmiş, ama 1994 yılında Fırat Nehri’nin suları, saniyede 328 metreküp su tünelle ovaya taşındığı zaman, büyük bir Sakarya Nehri gibi su tünelden akıp da kanala girdiği zaman, İsmet Paşa’ya bu haberi vermek bana düştü. Ben de mutluyum.

Bundan sonraki 60 sene için Türkiye ihtiyacı olan mühendisini de doktorunu da yetiştirecek. Bu hayıflanma, içten gelen, “ah” ya da “oh” çekerek hayıflanma bir birikimin neticesiydi. Yani, geri kalmışlığın getirdiği yoksulluğun birikimiydi. Ama o tarihten itibaren Türkiye gayret gösterdi, bu geri kalmışlığın birikimini geniş çapta ortadan kaldırdı.

GEÇMİŞTE YAPILANLAR HATASIYLA SEVABIYLA
GEÇMİŞE AİT, GEÇMİŞ DE BİZE AİT

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım şimdi siyasete döneceğim. Yedi hükümette Başbakanlık ve ardından Cumhurbaşkanlığı yaptınız. Başbakanlık dönemlerinizde siyaset genellikle hareketliydi, muhalifleriniz sizin demokrasi anlayışınızı sert biçimde eleştiriyorlardı. Ancak yıllar geçti ve geçmişte sizi eleştirenler, bunlar arasında ülkemizde çok partili dönemde iktidardan çok anamuhalefet görevi yüklenmiş CHP de var, demokrasi adına bir şey danışacakları zaman ya da sıkışıldığında, özellikle Cumhurbaşkanlığı görevinizden sonra iktidarlardan yakınanlar kapınızı çalıyorlar. Seçim öncesi görüldüğü gibi, Anamuhalefet partisi Başkanı dahil pek çok  kişi demokrasi konusunda sizden fikir ve hatta ders almak ihtiyacını hissedebiliyor. Günümüzde bu daha çok görülüyor.

Siz duayen bir siyasetçisiniz. Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu siyasi karmaşadan kurtarabilecek ya da en azından kurtuluş yolunu gösterecek kişi olarak da size bakılıyor. 16 Mayıs’ta basında, “Demirel’e ‘siyasete dön’ çağrısı” başlıklı bir haber yer almıştı. Bu çağrı kararı 14 Mayıs’ta biraraya gelen 15 eski bakan, 72 eski milletvekili ve 20 bürokrat, yani siyasi deneyimi ve birikimi olan 107 kişinin katıldığı bir toplantıda alınmıştı. Bu kararla size “Türkiye’yi kurtar” diyorlardı. Toplumumuzda da böyle bir düşüncenin varlığı görülüyor. Bu gibi yaklaşım ve arayışları neye bağlıyorsunuz? Böyle çağrılar karşısında ne cevap veriyorsunuz?

Demirel: Şimdi hadise şudur: Bir kere geçmişi bugüne taşıyamayız. Aslında geçmişi belki birtakım özellikleriyle bugüne benzetmek düşünülebilir, bugüne benzetecek tarafları da olabilir. Ama her haliyle geçmiş geçmiştir. O gün nasıl hareket edilmesi icap ediyorsa, karar makamları öyle hareket etmiştir. Bu hareketlerin ve alınan kararların içerisinde doğrusu da vardır, eğrisi de vardır.

O gün o kararları alan makamlar, yani başında hükümet başkanı olarak ben olmak üzere, “iyi yapıyoruz” diye her şeyi yapmışızdır. Karşımızda muhalefet yapanlar, “iyi yapmıyorsunuz” diyebilmişlerdir, demişlerdir de. Ne biz düşüncemizden vazgeçeriz, ne de onlar düşüncelerinden vazgeçer. Aslında o günkü hadiselerin şartları bugün mevcut değildir. O şartlar o gün mevcuttur. Hatasıyla sevabıyla onlar geçmişe ait ve geçmiş de bize ait. Yani, geçmiş de milletimize ait, o milletimizin tarihi. O bizim varlarımızdan birisi.

BUGÜNÜN DÜNYASININ ÇETREFİL PROBLEMLERİ
VE TÜRKİYE’YE YÜKLEDİĞİ YÜKLER VAR

Şimdi bugüne geldiğimiz zaman, bugün daha değişik bir şey. Bir defa farklı bir Türkiye, daha gelişmiş bir Türkiye, farklı bir dünya. İletişim devriminin küçülttüğü bir dünya. Siyasi coğrafyanın değiştiği, siyasi şartların değiştiği bir dünya. İdeolojik kavgaların bittiği, ama başka çeşit cereyanların yer aldığı bir dünya. Ve de daha kalabalık bir dünya. Bu kalabalık dünyanın yerküre üzerine koyduğu baskı, yerkürenin “imdat” diye bağırmasına sebep olmuş, gerçekten çok çetrefil problemleri olan bir dünya.

Bir de 1945’de 50 devletten müteşekkil olan Birleşmiş Milletler, 192 devlete çıkmış. Yani 142 tane daha devlet kurulmuş. Sonradan kurulan bu devletlerden 122’si artık demokrasi ile idare edilir hale gelmiş. Bu demokrasi ile idare edilen devletlerin bir kısmı fragile demokrasiler, yani gevrek-kırılgan. Demokrasi ile idare ediliyor, ama bunların önemli bir kısmı iyi idare edilemiyor. Yönetim sıkıntıları olan bir dünya. 

İnsan haklarını yerleştirmeye çalışan bir dünya. İnsan haklarıyla insanların düşünce özgürlüklerini ve güvenliği bağdaştırmaya çalışan bir dünya. Yani daha karışık bir dünya. Barış olmasına rağmen karışık. Gerçi yerel savaşlar var, ama dünya barışta diyoruz. Böyle bir dünyada yaşıyorsunuz. Bu dünyanın 70 milyonluk Türkiye’ye yüklediği yükler var.

Bu dünyada artık iklim diyorsunuz, eğer yerküre üzerinde yaşayan insanlar dünyanın iklimini bozarsa, siz “ben bir şey yapmadım” deseniz dahi iklim bozulacak. Kuraklığa muhatap olacaksınız, sellere muhatap olacaksınız, denizlerinizde kabarmalar olacak, sıcaklık değişecek, soğuk değişecek, velhasıl bugün rahat rahat dört mevsim yaşadığınız ülkenizden gidecek yer arayacaksınız, bulamayacaksınız.  Böyle bir dünyaya gelmişsiniz. Bugün dünya nüfusunun önemli bir kısmı aç. Bu açlığı dünya nüfusu tek başına karşılayacak değil, siz de ona yardımcı olacaksınız.

60 SENE İÇİNDE İNİŞLİ ÇIKIŞLI DÖNEMLE BURAYA GELİNMİŞ
VE ŞİMDİ BÖYLE BİR TÜRKİYE’DE YÖNETİM SIKINTILARI VAR

Böyle bir dünyaya gelmişsiniz ve bu dünyada Türkiye çok partili döneme girdiğinden bu yana ki o da 60 senedir, bu 60 sene içerisinde inişli çıkışlı bir dönem yaşamış. Ama geçen 22 Temmuz’da, 16’ncı seçimini de yapmış. Yani 60 sene içinde seçimle gelmiş iktidarlar ortadan kaldırılmış, parlamentolar kapatılmış, anayasalar bırakılmış ve yeni anayasalar yapılmış, inilmiş çıkılmış buraya gelinmiş.

Şimdi böyle bir Türkiye’de yönetim sıkıntıları var. Bu yönetim sıkıntılarının önemli bir kısmı Türkiye’nin geçirmiş bulunduğu, bu çok çalkantılı ve dalgalı siyasi hayattan geliyor. Çünkü bu çalkantılı ve dalgalı siyasi hayat, siyaseti halkın gözünden düşürmüş. Siyasetçiyi de düşürmüş. Siyaset ve siyasetçiyi güvenilir olmaktan çıkarmış. Halbuki siyaset ve siyasetçi olmadıkça bu sistemin işlemesi mümkün değil.

TÜRKİYE BİR REÇETE ARIYOR, AMA BUNU AKŞAMDAN SABAHA
HALLEDECEK HİÇBİR GÜÇ YOKTUR

Türkiye, Cumhuriyetin kurumları ile siyasi iktidar arasında bir sürtünmeye girmiş  Bütün bunlar büyük bir tedirginlik ve bunalım diyebileceğim bir durum yaratmıştır. Ve buradan kaynaklanan bir arayışa geliniyor. Acaba nereye gidiyoruz? Ne yapsak da bunun içinden çıksak? Türkiye bunu arıyor, Türkiye bir reçete arıyor, hatta bir mucizevi reçete arıyor. Akşamdan sabaha bunu birisi halletsin istiyor. Ama, bunun akşamdan sabaha halli yok.

Türkiye bunu demokratik sabırla aşacak. Bunu akşamdan sabaha halledecek hiçbir güç yoktur ortada. Demokratik sabırla aşılacak ve Türkiye bunu şöyle aşacak: Türkiye meşru bir mecranın içerisinde gidiyor. Bir Anayasa devleti, kanunları var olan bir hukuk devleti. Siyasi partiler sistemi var. Kuvvetler ayrılığı prensibine dayanan bir yönetim var. Bu sistemin içinde kalacak, bu sistemi işletecek ve hatasını, kusurunu böylece tasfiye edecek. Başka bir yol yoktur.

ARAYIŞLARIN HEDEFİ OLDUM, AMA BEN PARTİ SİYASETİNİN ÜSTÜNDEYİM

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye mucize yaratacak bir adamdan çok, iş yapabilen güvenilir bir lider aramıyor mu? Aslında aradığı o değil mi?

Demirel: Bu sistemi işletmeye çalışıyor. Bakın, bu mucize yaratan liderler, eli kırbaçlı liderler veyahut hani gelse de her şeyi düzeltse diye aranan liderler dönemi geçmiştir. Bugün sabırla, meşru yollardan giderek, meşru zeminlerde kalarak, ama mutlaka hedefi kaçırmadan, yani demokratik sistemi bütün varlarıyla işleterek, onun fırsatlarından yararlanarak, Türkiye’yi düze çıkarabilirsiniz. Tek yol da odur.

Bana gelince, ben geçen 6-7 sene zarfında bu arayışların hedefi oldum, ama ben söyledim. Dedim ki; “Bu işleri yapacak başka insanlar bugün Türkiye’de vardır. Ben parti siyasetinin üstündeyim ve ülkemin geleceğine inanıyorum”. Hiç kimse endişeye kapılmasın, bir kâbusa da kapılmasın, Türkiye selamete çıkacaktır. Yeter ki bıkmasın, usanmasın, sabrını tüketmesin. Türkiye’de insanlar kendilerine ve geleceğe olan güvenlerini bozmasınlar. Bunu geçen defa da size söyledim. Israrla yine söylüyorum. Biraz soğukkanlılık istiyoruz, biraz sağduyu istiyoruz.

AKP SAVUNMASI İÇİN: BENİM SÖZLERİMLE KENDİLERİNİ SAVUNAMAZLAR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, AKP kendisi için açılan kapatma davası karşısında, zaman uzatımı istemeden, hatta son gününden önce ön savunmasını, “iddianameye karşı cevaplarımız” diye Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Bu savunmada rahmetli Özal ve Ecevit’in, CHP Genel Başkanı Baykal’ın ve sizin bazı sözlerinizden alıntı yapmışlar. Bunlar, 1991 yılında yayınlanan ve sizinle yapılmış bazı röportajlardaki sözlerinizin toplandığı “İslam Demokrasi Laiklik” başlıklı kitaptan alınmış. 

Geçmişte mutlaka siz o sözleri bugünkü AKP’yi aklamak için söylemediniz, başka amaçla söylediniz, ama şimdi kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda kullanmak istiyorlar. Bu konuda bir açıklama yapmayı düşünür müsünüz?

Demirel: Benden yaptıkları alıntının ne olduğunu bilmiyorum. O alıntının altını da bilmiyorum, üstünü de bilmiyorum. Ama, ben hiçbir zaman laik Cumhuriyeti incitecek en ufak bir şeyi söylemedim.

Benim beyanlarımla kendilerini savunamazlar. Çünkü, gerçekten din ile devletin ayrıldığı ülkelerde devlet laiktir. Toplum laik devlet fikrine inanan insanlardan müteşekkildir. Laik devlet fikrine inanan bu insanlar pozitif hukuku kabullenmişlerdir.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği de içine alan modernite diye bir kavram devrimin icabıdır. Yani çağdaşlığı, moderniteyi, hayat tarzını, giyim kuşamı, oturup kalkmayı ve çağdaş ülkelerin hayatına kendinizi uydurmayı eğer kabullenmişseniz, ki bu devrimin gerekleridir ve bu Devrim Kanunları ile Anayasa’da korunmuştur, bu toplumun işidir. İnanç, Allah’la kul arasında bir meseledir. Laik devlet, bütün inançlara aynı mesafededir ve saygılıdır. Ne din devlete, ne de devlet inançlara karışacaktır.

YÖNETİM BOŞLUĞU MEYDANA GELMİŞTİR,
BU ÜLKE YÖNETİLEMEMEKTEDİR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım  geçen hafta  Yargıtay Başkanlar Kurulu bir bildiri yayınladı. Yargıya yönelik ve hukuk devleti olma ilkesiyle bağdaşmayan, sistemli saldırılar karşısındaki rahatsızlık dile getirildi, gerekli ve haklı uyarılar yapıldı. Hükümetten ise “Hukuk dışı, siyasi bildiri” cevabı geldi. Basın Y - Muhtıra adını verdi. Bir gün sonra Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Başkanlar Kurulu Bildirisini destekleyen bir basın açıklaması yaptı. Ertesi gün de Üniversitelerarası Kurul toplantısında rektörlerden destek geldi.

Son aylarda Türk yargısına yapılan müdahalelere ilişkin bu bildiri ve açıklamalar, yargı ile iktidar arasındaki gerginliği artırdı, ülkede tansiyonu yükseltti. Sizin de bu konuda basında yayınlanan, “Eğer yargı birtakım  huzursuzluklar içine sürükleniyorsa, devletin işlemesinde sıkıntı olur. Yargıyı konuşma mecburiyetinde bırakmamak lazım” diyen bir demeciniz oldu. Konuya bakışınızı açıklar mısınız?

Demirel: Tabii, mesele şudur: Bugün Türkiye’yi bunaltan sorunlardan bir tanesi siyasi iktidarın devletin kurumlarıyla içine düştüğü sürtüşme durumudur. Siyasi iktidar yargıyla sürtüşmektedir. Siyasi iktidar üniversiteyle sürtüşmektedir. Siyasi iktidar zaman zaman basınla sürtüşmektedir. Bunların hepsi tırnakladığı sistemin kurumlarıdır. Siyasi iktidar devletin başka kurumlarıyla da zaman zaman sürtüşmektedir. Bu iyi bir şey değildir.

Siyasi iktidarlar ellerindeki gücü, diğer devlet kurumlarıyla sürtüşmekte kullanmak için var değildirler. Siyasi iktidarlar bu ülkeyi ahenk içerisinde idare etmek için vardırlar. “Dicle kenarında bir koyun kaybolsa, bir koyunu kurt yese, bunu Hz. Ömer’den sorarlar” sözünün sebebi, bir ülkede her şey siyasi iktidardan sorulur. Çünkü o yönetendir. Eğer siyasi iktidar rahatsızlığa, huzursuzluğa kendisi sebep oluyorsa, o zaman yönetim boşluğu meydana gelmiştir. Bu ülke yönetilememektedir. En son örnek de telefon dinlemeleridir.

Siyasi iktidar devletin kurumlarıyla ihtilafı kendisi açmıştır. Ahenk içerisinde ülkenin yönetilmesi için de hemen hemen hiçbir şey yapmamaktadır. Bu kurumlardan bir ses çıkarsa, hemen ona aynı şiddetle veya daha şiddetli cevap vermektedir.

Böylece de kendisinin siyasi özelliği bulunması hasbiyle, siyasi özelliği bulunmayan kurumları da siyasi tartışmaların içine sokmaktadır ve yanlış yapmaktadır. İktidarın yaptığı şey yanlıştır. Ülkenin sükûnete ihtiyacı var.

YARGIYI RAHAT BIRAKIN!...

Yargıyla olan sıkıntısına baktığınız zaman, Başsavcı’nın kapatma davası açmasıdır. Sebep budur. Ama, Başsavcı’nın görevidir o.  Bir siyasi iktidar Başsavcı’ya, “Sen görevini niye yapıyorsun?” diyebilir mi? Yapmıyorsa, “Niye yapmıyorsun?” denilebilir, ama “Niye yapıyorsun?” diyebilir mi? Onu dedi.

Onu dedikten sonra içeriden, dışarıdan birçokları bu sese alkış tuttular. Pek çokları da buna karşı çıktı. Nihayet Başsavcı görevini yapıyordu. Yargı diyor ki, “ Kanunları yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bunları uygulayan yargıdır. Biz bunu uyguluyoruz. Acaba itirazınız bu kanunların uygulamasına mı ait? Bizi rahat bırakın”. Ben de diyorum ki, yargıyı rahat bırakın!... Hâlâ aynı kanaatteyim ve siyasi iktidarın aslında boğuşacağı, uğraşacağı önemli meseleler var. Bu meseleler yoksulluktur, işsizliktir, ülkenin büyük sorunlarıdır.

CAN ALICI TERÖRÜN DEVAMI HAZİN BİR OLAY

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım bu sorulardan sonra Mayıs ayındaki iç ve dış gelişmelere ilişkin görüşlerinizi kısaca almak istiyorum.

Demirel: Şimdi bir, Mayıs ayında bölücü terör can almaya devam etti. Türkiye’nin bu kadar önemli bir konusu var. Siyasi iktidar yargıyla itiş-kakış içerisinde. Ve öyle görünüyor ki, bu can almaya devam edecektir. Bu hazin bir olay.  Bunun altını çiziyorum. Türkiye başka meselelere dalarak, bu meseleyi ikinci plana atamaz. Türkiye’nin en önemli meselesi bu.

1 MAYIS: DEVLET GÜÇLERİ İLE HALKIN SOKAK SAVAŞI

İkincisi, 1 Mayıs’ta Türkiye’de devletin zor kullanan meşru güçleri ile halkı neredeyse sokak savaşı yaptılar. Bunlar hep Türkiye’nin yönetilemediğinin işaretleridir. Bu çok hazin bir olaydır.

AVRUPA’NIN TUTUMU KARŞISINDA,
İNGİLİZ KRALİÇESİ’NİN ZİYARETİ ÖNEMLİ

Şimdi bir başka olay üzerinde duracağım. Tabii, İngiltere Kraliçesi’nin Türkiye’yi ziyareti çok önemli bir hadisedir. Bu, İngiliz İmparatorluğu’nun Türkiye’ye vermiş olduğu değer bakımından önemlidir. Avrupa’nın Türkiye’ye bugünkü bakışı yanında, Kraliçe’nin ziyaretini fevkalâde dostane ve önemli bir ziyaret  sayarım. Zaten Kraliçe de burada çok iyi ağırlanmıştır, çok saygıyla karşılanmıştır. Kraliçe de örnek davranışlarda bulunmuştur. Onu ifade etmek istiyorum.

AFET AFETTİR, BÜYÜK KÜÇÜK DEVLET DEMİYOR

Dünyada afetler oldu. Çin’de deprem aşağı yukarı 100 bin kişinin ölümüne sebep oldu. Demek afet öyle, devlet büyüktü küçüktü demiyor. Afet afettir. Eski adıyla Burma, yeni adıyla Myanmar olan ülkede de fırtına oldu, gene 100 bin kişinin ölümüne sebep oldu. İnsanlık buna ne ölçüde ulaşabildi? Ne ölçüde  elini uzatabildi? Önümüzdeki zaman içerisinde insanlığın afetlere el uzatış meselesi tartışılacaktır.

ETRAFIMIZDAKİ ÜLKELERDE NELER OLUYOR?

Etrafımızda seçimler oldu. Rusya’da yeni Cumhurbaşkanı seçildi, yeni başbakan ve yeni hükümet göreve başladı. Rusya’da yeni yönetim Türkiye’nin geleceği için de çok önemli bir hadisedir. Rusya büyük bir devlettir ve Rusya 10 sene içerisinde  yine dünyanın ilk beş ülkesinden biri haline gelebilecektir. Türkiye’nin büyük komşusudur.

Türkiye’nin Rusya Federasyonu ile olan münasebetlerini daha da geliştirmesi lazımdır. Bugün aşağı yukarı 25 milyar dolar ticaretimiz var. Bu ticareti ve dostlukları daha da geliştirmesi lazımdır. Daha sıkı işbirliğinde yararlar görüyorum. Üzüntü ile söyleyeyim ki Afganistan’da, Irak’ta ve Filistin’de kan dökülmeye devam ediyor. Bu ayda da bu hadiseler böyle devam etti.

PETROLÜN 135 DOLARA ÇIKMIŞ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ,
ELEKTRİĞİN KWH’İ DE 20 CENT’E GELİR

Bana sorarsanız ayın en önemli hadiselerinden birisi de, yine ekonomi ve finans alanındaki çalkalanmalardır. Bu çalkanmalar her gün iniyor çıkıyor. Her gün borsa değişiyor. Her gün fiyatlar değişiyor. Fakat bu arada çok önemli olan hadise petrolün 135 dolara çıkmış olmasıdır. Petrolün varili 135 dolar olduğu taktirde, bunun önümüzdeki günlerde gıda maddeleri dahil pek çok tüketim malının fiyatlarını artırması doğaldır. Bunun enerjiye yansıması şöyle olacaktır:  Eğer 135 dolardan petrol alırsanız, aşağı yukarı elektriğin kWh’i 20 cent’e gelir.

GAP’TA DAHA 20 MİLYAR KWH ÜRETECEK SANTRALLERE BAŞLANMADI

5 Cent’e sudan elektrik üretebiliyor, ama üretmiyorsunuz. Onun için yarın Diyarbakır’da Sayın Başbakan GAP Projesi ile ilgili olarak hedeflerini açıklayacağı büyük bir toplantı yapıyor. Türkiye kalkınması ile ilgili olarak. Bu görünürde gayet iyi de, orada hâlâ aşağı yukarı 20 milyar kWh enerjiyi daha sulardan alabilecek santraller var. Bunların hiçbirisine başlamadılar. Sulamalar çok geri kaldı. Konuşmayı gelecek ay değerlendireceğiz.

Ilısu’nun dışında Zap kolları üzerinde, Fırat’ın kolları üzerinde ve Dicle’nin kolları üzerinde daha 20 milyar kWh üretebilecek su santralleri var. Bunların hiçbirisine başlamadılar. Bunlar, sizinle geçen sene Haziran’da yaptığımız EkoENERJİ’nin Enerji Politikaları Paneli’nde de söylenmiştir. Türkiye’nin su kaynaklarını biraz daha çabuk geliştirmek lazımdır. Çünkü tükenmeyen kaynaklar bunlardır. Bu ay söyleyeceklerim de bu kadar.

Ültanır: Çok teşekkür ediyorum Sayın Cumhurbaşkanım.