Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım geçen ayki sohbetimizden sonra, PKK terörü ve Kuzey Irak sorunuyla ilgili önemli gelişmeler; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ki-moon ve Amerika Dışişleri Bakanı Rice’ın da katılımıyla İstanbul’da yapılan “Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Genişletilmiş Toplantısı (Expanded Neighbouring Countries of Iraq Foreign Ministers Meeting)” ile hemen peşi sıra Beyaz Saray’da gerçekleştirilen Bush-Erdoğan zirvesi oldu. Bu etkinlikler sonrası Kasım’ın ilk haftası tamamlanırken, sorunda bir kırılma görüldü. 5 Kasım öncesi Türk ulusunda pik noktaya çıkan öfkenin ve Kuzey Irak’a operasyon beklentisinin yerini, bu kez itidal çağrıları, tezkerenin kullanılmasında gösterilen kararsızlık tartışmaları ve karşılıklı suçlamalar almaya başladı. Türkiye de şehit vermeye devam etti ve ediyor. Bu gelişmeleri siyaseten nasıl yorumluyorsunuz?
Demirel: Türkiye’nin gündeminde PKK terörü meselesi baş sırayı işgal etmeye devam ediyor. Son bir ay zarfında Türkiye çok şehit vermiştir ve Türkiye’nin her tarafında büyük infial olmuştur. Halk galeyana gelmiştir. Bunun karşısında gerek Meclis, gerekse hükümet, gerekse devletin güvenlik kurumları lazım gelen sorumluluğun içine girmek mecburiyetinde kalmışlardır.
GÜNCEL KAN AKMASI DURDURULMALI
“Terörün çaresi nedir” tartışmaları Türkiye’de epey zamandan beri yapılıyor. Ama, evvela güncel kan akmasının durması lazımdır. Güncel kan akması olayı, bana göre bir asayiş olayıdır. Terör dediğimiz olay, zaten birinci sırada bir asayiş olayıdır, bunun başka şekillere bürünmesi ayrı olaydır. Ama Türkiye’nin dağlarında, ovalarında, şehirlerinde, kasabalarında, köylerinde insanların, kadın, çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden öldürülmesi, bir ülke için tahammül edilemez bir iştir.
Devletin birinci vazifesi asayişi sağlamaktır. Devletten beklenen birinci görev, can güvenliğidir. Birinci görev budur ve devlet bunu yapamadığı takdirde zaafa uğrar. Halkın, devlete olan itimadı sarsılır.
HALKIN GÜVENLİĞİ İLE DEVLETİN GÜVENLİĞİ AYNI NOKTADADIR
Birinci sorun, kan dökülmesinin durdurulmasıdır. Birinci sorun bu. Bunun altı nedir, üstü nedir, o ayrı meseledir. Ne yaparsanız kan dökülmesi durur? Bunun cevabı basittir. Yapılacak iş, kan akıtan adamın elini kolunu kırmaktır. Bunun ikinci bir cevabı yoktur. Bunu da gene hukukun içinde kalarak, devletin yasal kuvvetleriyle, kanunların verdiği imkânlarla yapmak mümkündür.
Zaten devletlerin birinci vazifesi, bir taraftan halkın güvenliğini düşünürken, aynı zamanda kendi güvenliklerini de düşünmeleridir. Yani halkın güvenliği ile devletin güvenliği bir yerde aynı noktaya gelir. Onun için kendi güvenliğini ve halkın güvenliğini düşünen devlet tedbirlerini almıştır, bizde de almıştır. Bizim de tedbirlerimiz vardır.
HER GÜN KAN AKMASINA ÜLKE TAHAMMÜL EDEMEZ
Ama, 24 senedir devam eden bir olayla karşı karşıyayız. Kan dökülmesi bir türlü durdurulamamıştır. Zaman zaman durdurulmuştur. Zaman zaman harekete geçmiştir. Bunun devamlı olarak durdurulması gene ayrı meseledir, ama günün içinde durdurulması lazımdır. Yani her gün kan akmasına bir ülke tahammül etmez.
Şimdi hal böyleyken arayışlar var, yani bunu nasıl durduralım, benim söylediğim şeylerin aksini kimsenin söylemesi mümkün değil, kan akmasını nasıl durduralım? Devletin güvenlik kuvvetleriyle ve devletin kanunlarının verdiği yetkileri kullanarak durduracaksınız.
Ültanır: Efendim, terörle mücadele için yetiştirilmiş devletin özel timlerini Avrupa Birliği’nin istemi üzerine görevden çektiler. Zamanında çıkarılmayan tezkere şu anda hükümetin elinde, ama Genelkurmaya direktif gitmiyor. Sınır içinde düzenli askeri birliklerinin operasyonları var. Devletin güvenlik kuvvetlerinin tam kullanıldığı söylenebilir mi?
CAN GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMAMASININ MAZERETİ YOKTUR
Demirel: O ayrı mesele. Bakınız şimdi, bir ülkede devletin can güvenliğini sağlaması hiçbir kayda tabi değildir. Sağlayamamasının da mazereti yoktur. Burada şu noktaya geliyoruz. Bir süreden beri, bilhassa son 4-5 ay zarfında bu mücadeleyi yapan güvenlik kuvvetlerimizin omurgası olan Silahlı Kuvvetlerimizin kumandanının ağzından, bu teröristlerin Kuzey Irak’ta yuvalandığı, oraya harekat yapılması lazım geldiği, eğer kendilerine yetki verilirse, bu harekatı yapacakları ve bunun hadiseyi bitirmese bile, yani olayın tümünü ortadan kaldırmasa bile, çok yararlı olabileceği ifade ediliyor. Seçim öncesi ve seçim sonrasında da bunlar ifade edildi. Seçim sonrasında bu talepler tekrar edildi.
5 KASIM’A KADAR BEKLEMEK
Hükümet bunun karşısında, “Bizden bir yetki istemediler ki” dedi. İstedik istemedik noktası bir yere geldi, hükümet sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gidip, dışarıya harekat yapmak için yetki aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetkiyi çok büyük bir çoğunlukla verdi, 507 oyla verdi. Peki ondan sonra ne oldu? Bir ayı aşkın zaman geçti, ama ondan sonra ne oldu?
Ondan sonra, “Yetkimiz yok ki, bize yapın demiyorlar” diyen Silahlı Kuvvetlerin kumandanı, “5 Kasım’a kadar bekleyelim” dedi. 5 Kasım’da Amerika’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Amerikan Cumhurbaşkanı ile konuşacaktı. Konuştular. Buradan ne çıktı?...
AMERİKA’DA SÖYLENMESİ GEREKEN
Şimdi buradan ne çıktı sorusunu cevaplamadan önce, Başbakan Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı ile ne konuşacaktı konusuna bakalım. Ona diyecekti ki, “Biz bu terör olayından fevkalade mustaripiz. Terörün kökü Kuzey Irak’tadır. Kuzey Irak’ta meydana gelen bir terör yığılması, Türkiye’nin içerisinde cinayetlere sebep oluyor. Cenazeler geliyor. Halk, ‘Kahrolsun PKK’ diye bağırıyor. Yalnız bunu PKK yapıyor, ama ‘bunun arkasında kim var’ denildiği zaman, bunun arkasında Barzani var. Barzani’nin arkasında da Amerika var. Binaenaleyh siz doğrudan doğruya itham altındasınız”. Amerikan Cumhurbaşkanı’na bunu demiş olması lazım. Demiştir, demiyorum. Demiş olması lazımdır, diyorum. Veyahut bu anlama gelecek bir şey demiş olması lazım.
Bunun karşısında Amerika Birleşik Devletleri şunu yapabilirdi: “Hayır, biz bunun arkasında yokuz. Gidin, ne istiyorsanız yapın” diyebilirdi. Bunu demedi. Zaten, “ne istiyorsanız yapın” onların müsaadesine bağlı değildi. Türkiye, bağımsız devlettir. Consequence’larını (neticelerini) göğüsleyerek istediğini yapardı. Uluslararası camia karşısında karşılaşacağı reaksiyonların hesabını yapar, ona göre yapardı.
Türkiye’nin Başbakanı Amerika’ya izin almaya gitmedi. Nihayet, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri müttefiktir, yani stratejik ortaktır. Bir ortağın diğer ortağına, “Sen bana karşı yapılan bir harekette itham altındasın” demesi kadar normal bir şey olamaz.
ABD BAŞKANI’NIN SİYASETEN İNCE DAVRANIŞI
Ama, Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaşkanı sanıyorum ki siyasi bakımdan fevkalade ince bir davranışta bulundu. Dedi ki, “PKK is our enemy, PKK is your enemy, PKK is enemy of the Iraq (PKK bizim düşmanımızdır, PKK sizin düşmanınızdır, PKK Irak’ın düşmanıdır)”.
Öyleyse, PKK’ya karşı beraberce harekete geçelim. Hangi ölçü içinde? Kim neyi yapacak? O ayrı mesele.
ÖNEMLİ BİR GELİŞME
Şimdi, başınızda bir büyük dert var. Bu dertle uğraşıyorsunuz. Karşınızdakileri artırmaya kalkmak mı iyi, yanınızdakileri artırmaya kalkmak mı iyi? Bu hareket, bu bakımdan karşımızdakileri azaltıp, yanımızdakileri artırma bakımından önemli bir harekettir. Daha doğrusu bu gelişme önemli bir gelişmedir.
Ültanır: Yani, Bush-Erdoğan zirvesini başarılı mı buluyorsunuz?
Demirel: Bundan sonrasının ne olacağını bilemem. Şimdi zirvenin sonucu şöyle olsa idi, “Evet, geldiler bize dertlerini anlattılar. Biz de gayet tabii bağımsız bir ülkesiniz, istediğinizi yaparsınız” demiş olsalardı durum başkaydı.
Ültanır: Ama, onu demedi.
BAĞIMSIZ BİR ÜLKE OLARAK HAREKETİNİZDEN ALIKOYMUYOR
Demirel: Bunu demek yerine, “Gelin bu işi beraber yapalım” demesi, “Bu bizim müşterek düşmanımız” demiş olması, sizi bağımsız bir ülke olarak hareketinizden alıkoymuyor. Zaten bağımsız bir ülkeyiz, bize müsaade edin gibi bir tavrımız olmaz.
Ültanır: “Bensiz giremezsiniz” demiş olmuyor mu?
Demirel: Hayır. Zaten, “Siz bensiz çözemezsiniz” dediği yerde de, siz onu kabul ederseniz, siz sıkıntıya girersiniz.
BİR ÜLKENİN SAVUNMASI BAŞKA ÜLKEYE BIRAKILAMAZ
Bir ülkenin savunması, güvenliği başka bir ülkenin taşeronluğuna bırakılamaz. Ama, yalnız burada bir husus var. Devletler savaşa giriyor ve savaşa girerken birbirleriyle ittifak yapıyorlar. Yani, müşterek düşmana karşı ittifak yapıyorlar. Adam, PKK’yı müşterek düşman ilan ediyor. O zaman, “gelin beraber hareket edelim” diyor. Bu önemli bir gelişme. Bunu başarı sayın veya saymayın, ne sayarsanız sayın, ama önemli bir gelişme. Belki meseleye böyle bakmak daha iyi.
MÜDAHALE Mİ, DİPLOMASİ Mİ?
Şimdi, bundan sonra ne olacaktır? Bundan sonra tabii ki Türkiye’de yine, “Ne zaman müdahale edilecek?” tartışması yapılıyor. Fakat, bu tartışma soğukkanlı ve ağırlık kazanarak yapılıyor. Dün, “Ne duruyorsunuz, hadi yürüyün. Bu müdahaleyi yapın” diyenlerin büyük bir kısmı, “Canım müdahaleyi yapacaksınız, ama eğer müdahaleden bir netice alacaksanız yapacaksınız. Bu neticeyi müdahale ile değil de diplomasiyle alabiliyorsanız, niye müdahaleye gerek var?” noktasına geldiler.
Müdahale üzerindeki talep azaldı. Asker de artık iki de bir, “İktidar Meclis’ten yetki almıştır, ama bize henüz yetki vermemiştir” demiyor şu günlerde. Onun içindir ki terörü önlemek mi, yoksa müdahale yapmak mı gibi bir tartışmada müdahale terörü önlemenin önüne geçmişti. Şimdi arkasına geldi. Yani, sizin sorununuz terörü önlemek mi, yoksa oraya müdahale yapmak mı?
Bizim sorunumuz, müdahale yapmak suretiyle terörü önlemek, ama “müdahale yaptığınız zaman terör önlenebilecek mi önlenemeyecek mi” tartışması, “durun bakalım bunu diploması vasıtasıyla yapabilirsek, öyle yapalım” noktasına geldi. Bence bu da önemli bir gelişme.
KANI DURDURMAK İÇİN GEREKEN YAPILMALI
Daha evvel benim size söylediğim sözler içerisinde olan şunu söylemeye devam ediyorum: Bu kan durmalıdır. Bu kanı durdurmak için ne yapmak lazımsa yapılmalıdır. Güvenlik makamları diyorsa ki, “Bu kanı durdurmanın yolu müdahaleden geçer” hiç beklenmemelidir. Bu kararı verecek olan sivil makamlar değildir. Bu kararı verecek olan Güvenlik Kuvvetleridir.
Yalnız, Güvenlik Kuvvetlerinin tereddüdü varsa, “Biz bu müdahaleyi yaparız, ama attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmez” gibi tereddüdü varsa, o zaman Silahlı Kuvvetlerinizi, yani güvenlik gücünüzü bir caydırıcı güç olarak muhafaza eder, meseleyi diplomasi ile çözmeye çalışırsınız.
DEĞİŞEN AĞIZLAR
Ağızlar değişmiştir, bir yerden itibaren. Amerika meselenin içerisine girmiştir, şu veya bu biçimde. İşte istihbarat verme, askerlerini gönderme falan bunlardır. Barzani’nin ve Talabani’nin tavrı değişmiştir. Bu tavır şöyle değişmiştir: Yani müdahale edebilirler, ama bu müdahalede hedef halk değildir noktasına gelmiştir.
Zaten, Türkiye’nin müdahalesi Irak halkına karşı olamaz. Çünkü, Irak halkı ile Türkiye’nin alıp veremediği bir şey yoktur. Ayrıca, Kuzey Irak’taki halk, Türkiye’deki halkın kardeşleridir. Gene bunu ben birçok kereler size söyledim.
Yani, meseleyi kan dökmeden çözmek mümkünse, o istikamette çözülmesi de doğru olur. Yalnız bu söylediklerimiz işin müdahale kısmı.
İÇERDEKİ İŞİ KENDİNİZ YAPACAKSINIZ
Türkiye’nin içine geldiğiniz yerde, böyle şartlar yok. Yani, dağlarda gezen adamı sizin etkisiz hale getirmeniz için kimseyle görüşmenize, kimseyle ortaklık yapmanıza gerek yok. Siz o işi kendiniz yapacaksınız. Kendinizin yapacağı işi başkasına yaptıramazsınız. Başkası ile beraber yapacak olduğunuz işi de başkası ile yapmak kadar doğal bir şey yoktur.
PKK TÜRKİYE’Yİ KUZEY IRAK’A ÇEKMENİN PEŞİNDE OLACAKTIR
Şimdi bence mesele bir askıya alınmış durumdadır. Eğer önümüzdeki günlerde umarım ki, bu kan dökülmesi hadisesi görülmez, o zaman ülke rahatlar. Burada şunu söyleyeyim; burada PKK’nın politikası ne olacaktır bilmiyorum, ama PKK Türkiye’yi mutlaka Kuzey Irak’a çekmenin peşinde olacaktır. PKK, Türkiye’yi Amerika ve Irak ile karşı karşıya bırakmanın peşinde olacaktır. PKK, Türkiye’yi oradaki peşmerge ile karşı karşıya bırakma durumunda olacaktır.
O zaman şu olur. Şimdi, Türkiye sınırları içinde 25 bin kilometrekare bir yerde, Van-Şırnak-Hakkari üçgeninde Türkiye’nin 250 bin askeri var. Türkiye Kuzey Irak’a müdahale ettiği taktirde, bu 50 bin kilometrekare üzerinde olacak. Bugün 25 bin kilometrekare üzerinde olan 250 bin kişi karşısında PKK var, 5 bin kişi var. Müdahale ettiğiniz taktirde, yani Irak’la ve Amerika ile anlaşmadan müdahale ettiğiniz taktirde, 50 bin kilometrekare üzerinde 250 bin kişilik gücünüzün karşısında 5 bin PKK’ya ilaveten, 100 bin de peşmerge olacaktır. Bu hesapları güvenlik makamları yapar.
Başarıyla içinden çıkamayacağınız bir harekata da Türkiye’yi sokmamanız lazımdır. Bütün bunlar düşünülür hale geldi. Ne zaman geldi? Şu son 5-6 gün zarfında. Ama, benim bu size olan beyanım basılıp çıkıncaya kadar şartların nasıl gelişeceğini bilemem. Çünkü, bu sıcak bir konudur. Her an değişiklik yapar.
MECLİS’TEKİ DTP RAHATSIZLIĞI
Şimdi buradan meselenin bir başka unsuruna geçmek istiyorum. Meclis’te temsil edilmekte olan Demokratik Toplum Partisi (DTP) bazı üyelerinin tavırları:
Gene benim size yaptığım Seçim sonrasındaki beyanatta, siz bana sormuştunuz, “Bu neyi getirir?” diye. O gün de benzer şeyi söylemiştim. Eğer, bu partinin Meclis’teki üyeleri, kendilerini bütün Türkiye’nin milletvekili sayarlarsa, sadece seçildikleri bölgenin, oradaki halkın değil, bütün Türkiye’nin milletvekili sayarlarsa ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’ndaki hüküm odur, ve bugünkü PKK ile olan irtibatlarını keserlerse, ve terörle olan irtibatlarını keserlerse, o zaman rahatlık olur. Bunu yapmazlarsa, kendilerini Kürt halkının temsilcisiyiz şeklinde takdim ederlerse, ve “Bu işi yapan PKK’lılar bizim kardeşlerimizdir, biz onları kınayamayız, onlara cani diyemeyiz” diye bir tavır takınırlarsa, Türkiye’de büyük rahatsızlık olur.
Ültanır: Şimdi o rahatsızlık yaşanıyor.
ASKERE POLİSE KURŞUN SIKANIN SIRTI SIVAZLANAMAZ
Demirel: Türkiye’ye maalesef bunu yaptılar. Ben size şunu da söyledim: 1994’deki durumla karşı karşıya kalınır. Şimdi durum odur. 1994’deki durumla karşı karşıya kalınmıştır. Çünkü, bu terör mücadelesini yaptığınız zaman, canını kurşuna hedef etmiş ülkenin insanları, askeri, polisi, subayı, yöneticisi, yani bu mücadeleyi fiilen sağlayan insanlar, bu mücadeleyi yaparken bir taraftan da kendilerine kurşun sıkan kişilerin sırtlarının sıvazlanmasını hazmetmezler.
Bunu millet de hazmetmez. Zaten millet bunu hazmederse, o insanlar o görevleri yapmakta zorlanırlar, yapamazlar. Onun içindir ki, o insanların eline sadece bir tüfek verip, “Gidin dağlardaki adamları bununla etkisiz hale getirin” demek yetmez. Onlara bütün halkın ve devletin desteği lazımdır.
KANUNLARINI İCRA ETTİREMEYEN HÜKÜMETİN HÜKÜMETLİK VASFI DÜŞER
Şimdi, Türkiye tartışıyor, “Efendim, bu parti hakkında kapatma davası açılmalı mıydı açılmamalı mıydı? Davanın açılması iyi mi olmuştur kötü mü olmuştur?” Türkiye Cumhuriyeti’nin Başsavcısının görevi kanunları icra etmektir. Türkiye Cumhuriyeti Başsavcısı eğer kanunları icra etmezse, o zaman “Kanunları icra et” diyecektir birisi. Bu da hükümettir. “Kanunları icra et” demek de onun görevidir. Bir hükümet kanunlarını icra ettiremiyorsa, onun hükümetlik vasfı düşer. Zaten icra edilemeyen kanunlar, yeni suçların meydana gelmesine sebep olur.
Ültanır: Efendim söyledikleriniz çok doğru da, iktidar Başsavcının bu davayı açmasından rahatsızlık duymuş gibi davrandı. En azından dava açıldı diye pek sevinir durumda değil.
SUÇUN TAKİP EDİLMESİNDEN KİMSE RAHATSIZ OLMAMALI
Demirel: Biliyorum, biliyorum. Şimdi zaten şu konuya geçeceğim: Aslında bu dava açıldı, açılmadı, gene ayrı mesele. Ama, şuraya geleceğiz. Orta yerde suç varsa, bunun takip edilmiş olmasından kimse rahatsız olmamalıdır.
Suçun var olup olmaması, yargı makamlarına ait. Adam suç var diyorsa, yargı onu mahkemeye götürecektir. Suçun olup olmadığına mahkeme karar verecektir. Bu olayda suç vardır iddiasını savcı ortaya koyacaktır, ama orta yerde bir iddia vardır. Mahkeme bunun savunmasını alacak, ona göre karar verecektir. Savunmasız bir şey yapıldığı yok, savunma alınacak.
PARTİ KAPATMAYALIM DİYE SUÇA İMTİYAZ VERİLEMEZ
Şimdi mahkemeye intikal etmiş böyle bir konuda tartışmalar yapılıyor. “Bu zamana kadar kapattık da ne oldu? Altı defa bu çeşit partiler kapatıldı, gerek irtica dolayısıyla kapatılan partiler, gerekse etnik bölücülük dolayısıyla kapatılan partilerin yenileri kurulup çıktı. Öyleyse kapatmayalım” diyemezsiniz. O suça imtiyaz vermek olur.
Eğer siz, “Parti kapatmakta ülkenin bir yararı yoktur” diyorsanız, bunu “partiler kapatılamaz” diye kanunlaştırmanız lazım. Eğer kanunlarınıza koymuşsanız, şu fiilleri işleyen partiler kapatılır, veyahut şu şartlar tahakkuk ettiği zaman bu partiler kapatılır demeniz gerekiyor. Partiyi kapatıp da ne olacak gibi tavırlar takınmak, aslında Türkiye’de kanun devletini zayıflatır.
DEVLET ZAAFA UĞRATILMAMALI
Siyaset başka, hukuk başka olaydır. Siyasetin birtakım incelikleri vardır, ama hukukla ters düşmemek şartıyla. Onun için bu tartışmaları ben gayet lüzumsuz buluyorum.
Ültanır: Hatta bu tür tartışmalar sakıncalı bile değil mi?
Demirel: Sakıncalı tabii. Devleti zaafa uğratır ve bu mücadeleyi yapan ülkenin güvenlik güçleri, “Yani biz lüzumsuz iş mi yapıyoruz?” diyeceklerdir. Bizim yaptığımıza destek vermiyor, karşı tarafa destek veriyor gibi bir tavır ortaya çıkmamalıdır.
KÜRT SORUNU NEDİR?
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, terör olayları Türkiye’nin gündemindeki diğer konuları, sivil anayasa tartışmaları vs’yi öyle bir geri itti ki, şimdi terör ve DTP’nin tutumu ülkede en çok konuşulan konu ve bunun da Türk-Kürt ayrımcılığını keskinleştirme tehlikesi var.
Demirel: Bu terör tartışması tabii ki seçim sonrasında ön sırayı aldı. Bir süre daha bu ön sırada kalacak gibi görünüyor. Çünkü, terör tartışması, terör sınırlarını aştı. Adam terörü niçin yapıyor? Türkiye’yi bölmek için yapıyor. Nasıl bölecek? Halkı bölebildiği taktirde Türkiye’yi böler.
Terör tek başına Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni zaafa uğratamaz. Ama, eğer halk birbirine düşerse, o zaman terör hedefine varır. Seçim sonrasında geçen zaman içerisinde üzüntüyle söyleyeyim ki, bazı şeyler çok açık tartışılır hale geldi. Bir taraftan, “Türkiye’nin Kürt sorunu vardır” deniliyor. Peki, bu Kürt sorunu nedir? Bunun içini doldurun.
“Kürt sorunu vardır” diyenlere sorduğunuz zaman, onların bir kısmı diyor ki, “Biz ayrı bir milletiz, iki milletli bir devlet olmalı, federasyon olmalı, sonra biz bağımsızlığa gitmeliyiz”. Kürt sorunu budur. Kürt sorunu, hizmet sorunu değildir. Eğer hizmet sorunuysa, yani hizmetle olabilecek bir şeyse, hizmete boğar Türkiye. Hizmet yapmakta Türkiye’nin bir zorluğu yok. Ama, 24 senedir hizmet yapmaya müsaade etmiyorsunuz.
Ültanır: Kaldı ki hizmet istemiyor. Hatta sosyologlar, Kürtçülük sempatizanı kesimin gelir seviyesi arttığında, etnik ayrılığa ve Kürt milliyetçiliğine daha çok bağlanabileceklerini bile söylüyorlar.
Demirel: Mesele o değil, yani hizmet sorunu değil. Öyleyse, “Kürt sorunu nedir vs” diyenlerin, bence açıkça bunun ne olduğunu söylemeleri lazım.
TÜRKİYE NE COĞRAFİ NE DE SİYASİ AÇIDAN BÖLÜNEMEZ
Gayet açıklıkla söylüyorum: Türkiye hiçbir şekilde bölünmeye razı olmaz. Bölünmeye varacak bir şeye de razı olmaz. İşte bu ülkede insanlar birbirini ayırmadan, Kürttü, Türktü demeden, Cumhuriyeti beraber kurmuş insanlar birlikte yaşamak zorundadır.
Şimdi, aslında bugünkü olay, bence “Kürt sorunu nedir” i araştırmaktan çok, bir Tür-Kürt ayrımcılığı yaratılmasını önleyecek tedbirlerdir. Türk-Kürt ayrımcılığının halka intikal etmemiş olması lazım.
Herkesi ikaz ediyorum! Ben Türk’üm diyeni de ikaz ediyorum, ben Kürdüm diyeni de ikaz ediyorum. Herkese düşen bir görev var, “Gelin bu ülke hepimizin” demek yetmiyor. Bu ülkede hepimiz bu havayı kokluyoruz. Ekmeğini yiyoruz, suyunu içiyoruz. Bu dünyayı kendi başımıza dar etmeyelim. Bunu fevkalade ciddiyetle söylüyorum.
Türkiye bölünemez. Bu insanlar bir arada yaşamaya mecbur ve mahkûmdur. Bunu geçen defa da söyledim. Türkiye’nin coğrafi olarak da bölünmesi mümkün değildir, siyasi olarak da bölünmesi mümkün değildir.
KÖKÜ TÜRKİYE’DE KAZINMALI
Kuzey Irak’tan bunları çıkarmışsınız, Kuzey Irak’ta kökünü kazımışsınız yetmez. Evvela Türkiye’nin içinde kazıyın kökünü. Sonra da bu bölgenin halkını, bu eli silahlı adamların tedhişinden, şiddetinden kurtarın. Bu insanlar bu zamana kadar devlete sadakatle bağlı oldular. Devlet eli silahlı adamdan daha güçlüyse, halk devletin yanında yer almaya devam eder. Eğer eli silahlı adam devletten daha güçlü hale geliyor görünüyorsa, halkı yanınızda tutmak zordur.
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye gündeminin birinci maddesi terörden sonra, şu anda en önemli gördüğünüz olumsuzluk nedir acaba?
SOYULAN TÜRKİYE
Demirel: Bugün dünyada yüzde 20 faiz veren hiçbir ülke yok ve Türkiye soyulmaktadır. Ve Türkiye’nin borçlanma seviyesine gelindiği zaman, Gayri Safi Milli Hasılanın yüzde 8.3’ü oranında tahmin ediyorlar. Bu kadar yüksek borçlanmanın altından Türkiye’nin kalkması zorlaşıyor.
SIKINTIYLA KIVRANAN SANAYİLEŞME
Türkiye’de bir olay daha var, sanayileşme büyük sıkıntılar içerisinde kıvranıyor. 100 milyar dolar ihracat yapabilirsiniz, ama bu 100 milyar doların 70-75 milyar doları dışarıdan satın aldığınız mallar. İhracatınız bir re-export haline gelmiştir.
İSTİHDAM VE REFAH ÜRETMEYEN SİSTEM
Bu sistem istihdam üretmiyor ve refah üretmiyor. Bugün beni ziyarete gelen bir işadamı bana dedi ki, “Biz 5 bin kişi çalıştırırız. Her sene 500 kişi emekli olur. Yeni 500 kişi her sene alırız. 500 kişi almak için bize 137 bin kişi müracaat etti”. Bugün öğlen sizin şu anda oturduğunuz yerde söyledi.
Şimdi diğer meseleleri tartışmayalım demiyorum, ama bu meseleleri tartışan kalmadı.
ÜLKE İKİ AYDA KUYRUKLAR ÜLKESİ OLABİLİR
Ültanır: Efendim, ekonomiden söz etmişken izninizle şunu sormak istiyorum. Türkiye’nin dış borcu bu hükümet döneminde, Tüm Cumhuriyet dönemindeki borçlanmanın iki katını aşkın biçimde artmış olduğundan, Türkiye’nin ulusal duruş sergilemesi mümkün mü? ABD ve AB karşısında Türkiye bunun riski nedeniyle mi tavizkâr davranmak zorunda kalıyor?
Demirel: O riski alıyorlar. Yani şunu demek istiyorum; dışarıdan para gelmediği taktirde, Türkiye’nin ekonomisini yürütmek mümkün değildir. Ülke iki ay içerisinde kuyruklarla dolar. O bakımdan da Türkiye, yapacağı şeyleri çok düşünerek yapmak zorundadır.
Ültanır: Herhalde aynı nedenle, Kuzey Irak’a girmekte de gerektiği zamanda gerektiği gibi davranılamadı ve beklendi.
Demirel: İşte onu hep düşünerek yapmalıdır. Türkiye’ye yeni baştan kuyruklar meydana getiren bir hareket başarılı sayılmaz.
ANAYASA İLE ÇOK RAHATSIZ EDİCİ GÜNLER ÖNÜMÜZDE
Ültanır: Efendim, seçim sonrası Türkiye’nin gündemine sivil anayasa oturmuştu, terör o konuyu unutturmuş görünüyor, ama anayasa değişikliği çalışmalarının geri planda sürdüğü, üstelik öyle büyük bir görüş toplaması yapılmadan, uygun fırsat ve zamanda Meclis’ten geçirileceği siyasi kulislerde konuşuluyor. Bu konuda ne dersiniz?
Demirel: Eğer terör tartışmaları biraz yatışırsa, anayasa konusu devreye girecek. Sanıyorum ki, anayasada da gelecek olan şey, en çok gene bu türban meselesi, laiklik meselesi falan olacak. Çok rahatsız edici günler önümüzdedir.
Ültanır: Anayasada türban ve laiklik konusu elbette büyük sıkıntı yaratabilecek konular, endişenize katılmamak mümkün değil. Bir de Türk-Kürt kimliği nedeniyle vatandaşlık tanımında, “Türk” yerine “Türkiye vatandaşlığı” istemlerinden büyük sorunlar çıkmaz mı?
Demirel: Onların ne ölçüde olabileceğini tahmin edemiyorum, ama onlar zaten şimdi de tartışılıyor. Ama, oralarda anayasa yapıcıları bir tavize gidemezler. Yani, Türkiye’nin etnik bölünmesine yönelik bir tavize gidemezler. Onu göze alabileceklerini tahmin etmiyorum.
NİSAN’DAKİ TARTIŞMALAR YENİDEN HAYATA GEÇECEK
Ültanır: Ama, türban ve laiklik meselesinde endişelisiniz!...
Demirel: Bugün anayasa hazırlayan profesörlerden birinin beyanı var, “Üniversitelerde türban serbest bırakılmalıdır. Anayasa ona izin vermelidir” gibi. Yeniden bu münakaşalar açılacak. Bu münakaşalar Nisan’daki tartışmaları yeniden hayata geçirecek.
Ültanır: Onlar, bindirilmiş kıtalar olmaksızın milyonluk Cumhuriyet mitinglerine giden tartışmalardı.
Demirel: Evet, yeniden hassasiyetler doğacak. Ondan endişe ederim. Önümüzdeki günleri iyi görmüyorum.
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, siz konulara hep iyimser bakan duayen bir devlet adamısınız. Sizi ilk defa karamsar gördüğümü izninizle vurgulamak isterim.
Demirel: Evet, biliyorsunuz ben gayet iyimser bir adamım. Ama önümüzdeki günleri iyi görmüyorum.
Ültanır: Şimdiye kadar ağzınızdan böyle bir şey duymamıştım.
Demirel: Bu tartışmaların yeniden açılmaması lazım geldiğini, ben size Seçim’den sonraki beyanımda söyledim. Maalesef açılacak görünüyor.
Ültanır: Tabii bu Türkiye’de tansiyonu yükseltecek, siyasi barometreyi attıracak sıkıntılı bir gidiş olur. Böyle bir ortam bir de terörle birleşirse, ülkenin nereye sürükleneceği belirsiz olur. Aklıselimin hakim gelmesini umalım. Bunun için iktidar Cumhuriyetin duyarlılıklarına saygıyla ve aynı duyarlılıkla yaklaşabilmeli. Aksi, karanlık günler getirebilir…
Demirel: Evet, inşallah o günlere gelmeyiz.
GECİKEN İPEK DEMİRYOLU PROJESİNİ KİMLER BAŞLATTI?
Ültanır: Efendim, geçen hafta sonu Azerbaycan Bakü’ye Türk Devletleri ve Toplulukları 11’inci Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’na katılmak üzere gittiniz. Bu toplantınıza ilişkin anılarınızı almak istiyorum, ama önce İpek Demiryolu projesine ilişkin bir sorum olacak.
Çin’den Londra’ya demiryolu ile gitmeyi mümkün kılacak bu proje bildiğiniz gibi, Bakü-Tiflis-Kars hattı projesi. Türk dünyası için de büyük önemi olan bir demiryolu projesi. Dün, 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, hattın temelini attılar.
Bu projenin sizin Cumhurbaşkanlığınız döneminde Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı projesinin görüşmeleri sürerken ortaya çıkmıştı. Projenin doğuşuna ilişkin anılarınız ile birlikte, projeye ilişkin görüşlerinizi alabilir miyim?
Demirel: Azerbaycan Cumhurbaşkanı rahmetli Haydar Aliyev, o zamanki Gürcistan Cumhurbaşkanı Şevardnadze ile üçümüz üç proje üzerinde konuşmuştuk. Üç projeden bir tanesi Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı idi. Bir diğeri Şahdenizi-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı. Bu boru hattının Avrupa’ya kadar uzatılması ayrı bir mesele idi. Üçüncüsü de Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi idi. Bu demiryolu Londra-Pekin demiryolunun bir parçasıydı. Bu demiryolunun ihalesine tevessül edildi, fakat bu ihale gerçekleştirilmedi.
Gürcistan’da şartlar değişti, yoksa bu demiryolu şimdiye kadar yapılmış olacaktı. Yani, eğer 1995 sonrasında bu adım atıldığı zaman Bakü-Ceyhan Ham Petrol Hattı gibi, bu da ihaleye verilebilmiş olsaydı, şimdiye kadar bitmiş olacaktı. Mamafih şimdi yapılmış olması da çok önemli. Kimin yaptığı ayrı mesele. Yani, kim yaparsa yapsın, yapılmış olması önemli. İpekyoludur bu. Türkiye’yi bir taraftan Çin’e, bir taraftan Londra’ya kadar Avrupa’ya birleştiren bir yol olacaktır. İyi bir projedir.
Ültanır: Peki efendim, Türk Devletleri ve Toplulukları 11’inci Kurultayı nasıl geçti, hava nasıldı? O konuda izlenimlerinizi almak isterim.
TÜRK KURULTAYI VE ALTIN FIRSAT
Demirel: Şimdi, şöyle diyelim: 1992’den beri Türkçe konuşan devletler ve halkların işbirliği yapması ile ilgili bir teşebbüsü biz başlattık, bu yürüyor. Rahmetli Alpaslan Türkeş ile beraber başlattık. Alpaslan Bey öldükten sonra da, ben buna yine devam ettim. Bu 11’inci toplantıydı. Bunların 10 tanesi Türkiye’de ve çoğu benim himayemle yapılmıştır.
11’inci toplantı Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in daveti üzerine Bakü’de yapıldı. Ben de Azerbaycan Cumhurbaşkanı tarafından, özel bir mektupla davet edildim. Bu işi tanzim eden arkadaşlar da benden rica ediyorlardı. Ben konuşmacı olarak toplantının açılışına değil, sonuç oturumuna katıldım. Sonuç konuşmasını yaptım.
Ültanır: Diğer devletleri kimler temsil etti efendim, katılan başka devlet başkanları oldu mu?
Demirel: Hayır devlet başkanları düzeyinde değildi. Katılan devlet sorumluları da var, daha çok gönüllü kuruluşlar var. Kalabalık takriben bin kişilik bir toplantıydı. Ben bu toplantıya hitap ettim ve bu toplantıda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk Dünyası’nın eline geçen altın fırsatı anlattım.
Bu toplantının maksadı siyasi değildir. Bu bir işbirliği toplantısıdır. Bu Pantürkizm, Panislamizm de değildir. Kimseye karşı değildir. Peki, bu nedir? Dünya bir işbirliğine gitmek mecburiyetindedir. Bakın Avrupa Birliği’nin haline. Nasıl ki 28 devlet bir araya gelmiş, 50 sene içerisinde bir altın devri açmışlardır.
Bizim halklarımızın da yan yana gelip beraberlik içerisinde, evvela kendi içimizde beraberlik, daha sonra da dış dünya ile beraberlik şarttır. Yani, bizim Türkçe konuşan devletler olarak, bu devletlerin yan yana gelmesinden meydana gelen topluluklar olarak, yapması gereken şey “dünyalı” olmayı da unutmayalım. Yeni bir çağ açılmıştır. Bu çağın nimetlerine iyi vakıf olalım şeklinde, birlik ve beraberlik tavsiye eden, daha çok işbirliği tavsiye eden ve her ülkenin bağımsızlığına sahip çıkmasının ne anlama geldiğini, yeniden anlatan beyanlarda bulundum.
Bu devletler bağımsızlıklarına kavuştukları zaman ben bunların parlamentolarına gittim. Bağımsızlığın önemini söyledim. Bugün aradan 15-17 sene geçmiştir, bağımsızlıkları sayesinde, bağımsızlığın önemini belirtmek için söylüyorum, çok büyük gelişmeler kaydettiler. Mutlaka iç barışlarını korumaları lazım geldiğini de söyledim. Çok iyi bir toplantıydı.
Ültanır: Bundan sonraki toplantı nerede yapılacak efendim?
Demirel: Herhalde Türkiye’de yapılır.
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanın eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Demirel: Hayır, teşekkür ederim.
Ültanır: Ben de bu güzel söyleşi için şahsım ve okurlarımız adına teşekkür ediyorum.
Ara
TCMB Döviz Kurları
| Döviz | Alış | Satış |
| Dolar | 1.5066 | |
| Euro | 1.9334 |
Dünya Saatleri
| Turkey | |
| USA ET | |
| UK |
EkoEnerji 44 Yeni Sayı Eylül 2010


