YÖNETİLEMEYEN TÜRKİYE'DE ANAYASA MAHKEMESİ DAVALARI VE SORUNLAR

Tarih-Sayı: 
23.06.2008 - DEMİREL İLE SİYASETİN GÜNDEMİNDEN
  • Siyasi parti, siyasi iktidarı kendisinin her şeyi yapabileceği anlamında aldı. Türkiye’nin bir kurumlar devleti olduğunu unuttu ve kurumlarla çatışmaya girdi.
  • Siyasi iktidar anayasa değişikliği yaparak türban meselesini çözmeye kalktı ve değişikliği yaptı. Aslında yaptığı anayasa değişikliği, türban meselesini çözmeye yetmezdi.
  • Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da yapılmış bulunan değişikliği kabul etmemiştir. Bir taraftan da bu siyasi partinin kapatılmasıyla ilgili dava açılmıştır. Bunlar siyasi iktidarın kaldıramayacağı kadar ağır konulardır.
  • Gerekçe ve bu kapatmayla ilgili Anayasa Mahkemesi kararı çıktıktan sonra, Türkiye’de yeni tartışmalar ve çalkantılar olacaktır, bunların yeni bir seçime kadar meseleyi götürebileceğini tahmin ediyorum.
  • Mahkeme hangi kararı alırsa, Türkiye o kararı kabullenmelidir, onun icabına göre hareket etmelidir. Dünyanın sonu değildir. Hangi şekli olursa, siyaset çare bulmaya müsaittir.
  • GAP, 35 milyar dolarlık bir proje, 19 milyar doları yatırılmış. Sadece elektrikten 25 milyar dolar gelir sağlanmış, ama sulama tesislerinin yapılması geç kalmış. Altı senedir neredeydiniz? Yeni bir şeye başlıyor değilsiniz. O barajlar yapılmış olmasa, Urfa Tüneli açılmış olmasa, sizin yapabileceğiniz çok fazla bir şey yoktur. Ama yine de memnunum.
  • İşsiz milyonların veyahut da tarlada çalışıp da alın terinin ve el emeğinin karşılığını alamayan milyonların ve bilhassa alt gelir gruplarının sıkışık olduğu bir ekonomi var.
  • Türkiye’nin bir yönetim sıkıntısı içinde olduğu kesin. Bir siyasi iktidar düşünün ki, kurumların tümüyle kavgalı, basın dahil.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye Haziran ayına telekulak skandalları ve gizli dinleme tartışmaları ile başladı, ama ayın en önemli olayı hiç kuşkusuz 5 Haziran günü açıklanan Anayasa Mahkemesi’nin Türban Davası’na ilişkin iptal kararı oldu. Bu kararı siyasi niteleyip Anayasa Mahkemesi’ni etkisizleştirmeye ilişkin siyasi projelerle birlikte, bu karar AKP Kapatma Davası’ndan da kapatma kararı çıkacağının  göstergesi diye erken seçime ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi. Müsaade ederseniz, öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonraki gelişmelere ilişkin görüşünüzü almak istiyorum.

TÜRBANLA İLGİLİ RED KARARI ÜZERİNE

Demirel: Şimdi, üzerinden 11 ay geçmiş bir seçim, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden bahsediyorum, seçimde yüzde 47 oy almış bir siyasi iktidar ve makro ekonomik şartlarda kötümsenmeyecek bir tablo. Öbür tarafta da bundan bir süre önce, hatta seçim öncesinde başlatılmış olan türban ve lâiklik tartışmaları. Esasen 2007 senesinin Nisan ayında önemli  çalkantılara sebep olmuştu.

Sizinle yaptığımız mülakatlarda iktidardaki siyasi partinin bu iktidarı taşıyıp taşıyamayacağı hakkında şüphelerimiz vardı. Bunları daha işin başında izhar etmiştik. Ve seçim neticelerini anlayışta da yine bize göre birtakım farklılıklar vardı. Siyasi parti, siyasi iktidarı kendisinin her şeyi yapabileceği anlamında aldı. Türkiye’nin bir kurumlar devleti olduğunu unuttu. Ve bu kurumların da Anayasa’da yer aldığını, milli iradenin kullanılışında rolleri olacağını, bunun Anayasa’da söylendiğini de unuttu. Kurumlar arasında bir ahenk arayacağı yerde, kurumlarla çatışmaya girdi. Üniversitelerle çatışmaya girdi. Yargı organlarıyla çatışmaya girdi. Zaman zaman başka kurumlarla çatışmaya girdi.

Hadiseler bu şekilde devam ederken siyasi iktidar bir anayasa değişikliği yaparak, türban meselesini çözmeye kalktı. Siyasi iktidar, Meclis’te destek de bularak anayasa değişikliğini yaptı. Aslında yaptığı anayasa değişikliği, türban meselesini çözmeye yetmezdi, yani üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına yetmezdi. Bir de kanun çıkarması lazımdı. Bu kanunu çıkarsaydı, yine o kanun da Anayasa Mahkemesi’ne gidecekti.

Şimdi Türkiye aslında, yürütmenin bütün eylem ve işlemini yargı denetimine tabi tutmuş bir ülkedir. Ayrıca, bir anayasal denetimi de kabullenmiştir. 1961 Anayasası ile bir Anayasa Mahkemesi kurulmuş olup, Anayasa Mahkemesi anayasal denetim yapmaktadır. Bu anayasal denetimi yaparken, şekil bakımından mı bunu yapar, yoksa işin ruhuna iner mi meseleleri tartışma konusu olmuştur. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da yapılmış bulunan değişiklikleri  kabul etmemiştir. Bunun üzerine Türkiye’de büyük bir olay, çalkantı meydana gelmiştir. Gerekçenin ilanı beklenmeden, Anayasa Mahkemesi adeta topa tutulmuştur.

İKTİDAR PARTİSİNİN KAPATILMASI DAVASI ÜZERİNE

Aynı zamanda bir taraftan da bu siyasi partinin kapatılmasıyla ilgili dava açılmıştır. Şimdi bütün bunlar siyasi iktidarın kaldıramayacağı kadar ağır konulardır ve kaldıramamıştır.

Siyasi iktidar Başsavcı’ya ve Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli eleştirilerde ve ithamlarda bulunmuştur. Halbuki yargıya intikal etmiş konuların üzerinde konuşulamayacağı yine Anayasa maddesi iken, yargıya intikal etmiş bu konularda içeriden ve dışarıdan pek çok eleştiri yapılmıştır. Bunun başını da siyasi iktidar çekmiştir. Böylece Mayıs ve Haziran ayları Türkiye’de bir karmaşa içinde geçmiştir.

Ben geçen defa da size söyledim, ondan önce de söyledim ve şimdi yine söylüyorum; yargıya intikal etmiş bir konuyu tartışmak yerine, yargının alacağı kararı beklemek lazımdır. Zaten bütün bu tartışmalar yapıldı da ne oldu? Kapatma hadisesinde yine yargının alacağı karar bekleniyor. Anayasa değişikliği hadisesinde ise gerekçe bekleniyor. Gerekçe çıktıktan sonra ve bu kapatma hadisesiyle ilgili Anayasa Mahkemesi kararı çıktıktan sonra, Türkiye’de yeni tartışmalar ve yeni çalkantılar olacaktır. Bu tartışmaların ve çalkantıların yeni bir seçime kadar meseleyi götürebileceğini tahmin ediyorum.

Yalnız şunu da söyleyeyim: Mahkeme nihayetinde şöyle karar verir, böyle karar verir.  Mahkeme meşru bir mahkemedir. Mahkemeye bir dava açılmıştır. Dava açan da meşru görev sahibi kişidir, Başsavcı. Burada şu iddiada bulunmak, bu iddiada bulunmak bence Mahkeme’nin alacağı kararı küçültmez. Ben bu kanaatteyim. Mahkeme hangi kararı alırsa, Türkiye o kararı kabullenmelidir. Bu konuşma ve tartışmayı da burada kesmelidir. Sonra da onun icabına göre hareket etmelidir. Dünyanın sonu değildir. Hangi şekli olursa, siyaset çare bulmaya müsaittir.

Devletin görünürde bundan başka çok baş ağrıtan bir meselesi de yoktur. Pekâlâ işte devletin mülki idaresi görevinin başındadır. Yargısı görevinin başındadır. Polisi görevinin başındadır. Askeri görevinin başındadır. Ülkede de fevkalâde hal falan da yoktur. Bu sorunuza cevabım şimdilik bu kadar.

Ültanır: Efendim, Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili anayasa değişikliğine ilişkin red kararının özüne, Anayasamızın değişmez maddeleri kapsamında lâikliğe ilişkin olarak işin özüne girişine ve bunun rejim açısından bir güvence olduğu noktasına değinebilir miyiz acaba?

Demirel: Gerekçenin çıkması lazım. Sağlıklı bir değerlendirme yapmak için gerekçe nasıl yazılacak onu görmek lazım. Dediğiniz şekilde tahmin ediliyor. “Bu aslında şeklin arkasına sığınarak hukuka karşı hile olduğu için ben bunun özüne girerim” diye tahmini değerlendirme yapılıyor, ama yazılı metni bir görelim.

Ültanır: Tabii efendim, yazılı gerekçeyi görmek lazım, ama kararla birlikte yapılan açıklamada Anayasamızın 2’nci ve 4’üncü maddelerinin de referans gösterilmesi, zaten bu sonucu ortaya koyuyor. 

Demirel: Yine de gerekçeyi görmek gerekiyor. Gerekçeyi görmeden bir vaziyet alırsak,  o zaman objektivitemizi kaybederiz.

SEÇİM BEKLENTİSİ VE ORTAMI ÜZERİNE

Ültanır: Peki efendim. Açıklamanızda Türkiye’nin seçime gideceğinden, tartışmaların o zamana kadar süreceğinden söz ettiniz.

Demirel: Evet, “seçime gidebilir” diyorum.

Ültanır:  Türkiye seçime gidecek, ama işte geçen yıl ki seçimden sorunlarımıza çözüm çıkmadığı ortada. Nitekim, daha önceki söyleşilerimizde bunları çok özlü ve gerçekçi biçimde dile getirdiniz. Şunu sormak isterim. Seçim Yasası değiştirilmeden,  Türkiye’de kararsız seçmen çoğunluğu da göz önünde tutulursa, siyasi partiler yelpazesine belki de yeni partiler katılmadan gidilecek bir seçim, Türkiye’yi düzlüğe çıkarır mı dersem, ne dersiniz?

Demirel: Türkiye düzlüğe çıkıncaya kadar seçime gitmeye mecbur.

Ültanır: Mecbur da, Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmeden düzlüğe çıkabilir mi?

Demirel: Değiştirebilirse mesele yok. Değiştiremezse de bu bunalım değildir, Türkiye’nin seçimden başka elinde çaresi yoktur. Çünkü, bir taraftan Cumhuriyetin temel niteliklerine yöneldiği iddia edilen tasarruflar vardır. Bu burada bitmez ve onun için bu bitinceye kadar, kaç tane seçim yapmak lazımsa, yapmak lazımdır.

Ültanır: Siyasi Partiler Yasası’nın ve özellikle Seçim Yasası’nın değişmesini ihtimal dahilinde görebilir miyiz, bu yapılabilir mi?

Demirel: Her şey olabilir. Türkiye’de olmaz diye bir şey yok.

Ültanır: Yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasını da bekliyor musunuz?

Demirel: O da olabilir.

Ültanır: Peki, buna ortam müsait mi diye soracak olursam?

Demirel: Şu anda ortam yok.

Ültanır: Halkın talebi açısından sormuştum.

Demirel: Halkın talebi şu anda yok. Çünkü, halen bir siyasi parti var ve iktidarda. Her gün sabahtan akşama kadar beyanatlarını dinliyorsunuz. Henüz olan bir şey yok. Ama kapatma kararı alınırsa veya devam kararı alınırsa, şekil değişir.

Ültanır: Peki efendim, şöyle bir şey sorabilir miyim? Kapatma davasının nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz, ama varsayalım ki bir kapatma olayı gerçekleşti. Buna ilişkin senaryolar tartışılıyor. Diyelim ki, AKP’nin yerine onun devamı niteliğinde tekrar değişik bir parti kuruldu ya da mevcut kağıt üzerindeki partilerden biri bu yapıya sokuldu. Sayın Erdoğan bağımsız seçilip, Cumhurbaşkanı tarafından hükümet kurmakla görevlendirildi ve benzer bir hükümet kurdu. Yani, mevcut iktidarın devamına yönelik senaryodan söz ediyorum. Bunca hadiseden sonra bu, siyasi bakımdan etik olur mu? Yoksa hukuka karşı hile gibi, bir siyasi hile mi olur?

Demirel: Şimdi böylesine karmaşık bir konu, senaryoya mütehammil değildir. Mutlaka bekleyip neticeyi görmek lazım. Spekülasyon yapılabilir, ama onun da bir faydası yok.

AKP HÜKÜMETİ’NİN TANTANALI GAP EYLEM PLANI ÜZERİNE

Ültanır: Efendim, geçen ayki konuşmamızda de değinmiştiniz. 26 Mayıs’taki o konuşmamızdan bir gün sonra 27 Mayıs’ta Diyarbakır’da Başbakan Erdoğan hükümetinin GAP Eylem Planı’nı açıkladı. Siz geçen sayımızda yapılacak açıklama için, “gelecek ay değerlendireceğiz” demiştiniz. Nasıl bir GAP devraldılar. Ortaya koydukları GAP Eylem Planı sizce ne kadar tutarlı ve nereye kadar götürebilirler?

Demirel: Şimdi GAP, bu  proje aslında Dicle ve Fırat nehirlerinin alt kesimini içine alır. Dokuz ilin hudutları bu GAP’ın içine dahildir. Aslında Dicle ve Fırat’ın üst kolları projeye dahil değildir. Oralar da projenin bir parçası olması lazım. Ama, şimdilik GAP üzerinden gidelim.

GAP dediğimiz projede, alt kesimde takriben yılda 35 milyar kWh elektrik üretmek mümkün. Üst kesimleri de alırsanız 50 milyar kWh elektrik üretmek mümkün. 35 milyar kWh elektriğin, 30 milyar kWh’i üretiliyor. Yani enerji kısmı yüzde 85 civarında tamamlanmıştır. Bu enerji üretiliyor ve Türkiye’nin her tarafına dağıtılarak veriliyor.

İkinci bölüm sulamadır. Bu dokuz ilin hudutları içerisinde 17 milyon dönüm sulanacaktır. Fırat Nehri ana gövdesi üzerinde Keban Barajı’nın altında Karakaya, onun altında Atatürk Barajı, onun altında Birecik Barajı ve Karkamış Barajı, beş baraj ve bu barajların arkasında 30 milyar metreküp kullanılabilir su var. Dicle nehri üzerinde Batman, Kralkızı ve Dicle barajları yapımı bitmiş. Bunların arkasında da yine o ovalara yetecek kadar su var. Bütün hikaye sulama sistemlerini yapıp, bu barajların arkasında sadece enerji üretmeye yarayan, birinde 30 milyar metreküp, öbüründeki 10 milyar metreküp suların, hiç olmazsa 15 milyar metreküpünü sulamada kullanmak. 17 milyon dekar arazinin takriben 2.5 milyon dekarı halen sulanabilmekte. Geriye sulanmayan 14.5 milyon dekar kalmaktadır.

GAP dediğimiz proje bundan ibaret de değildir. GAP projesi insan odaklı bir projedir. Bunun eğitim yanı vardır, sağlık yanı vardır, altyapı yanı vardır. Entegre bir projedir. Bir bütün kalkınma projesi olarak, dünyadaki dokuz projeden birisidir.

Şimdi siyasi iktidar büyük bir törenle, “GAP’ta eyleme başlıyoruz” şeklinde işin içine girdi. Bu şahsen beni memnun eder. Yalnız benim üzerinde duracağım bir nokta var, bunu söylemezsem doğru olmaz. Bu bugünkü fiyatlarla 35 milyar dolarlık bir proje, 19 milyar doları yatırılmış. 16 milyar dolar daha yatırılması lazım. Projeden bugüne kadar 488 milyar kWh elektrik üretilmiş. Elektriği eğer bugünkü petrol fiyatlarından üretirseniz, kWh maliyeti 20 cent’tir. Bırakın 20 cent’i, 5 cent alın. Aşağı yukarı 5 cent’ten 500 milyar kWh elektrik  25 milyar dolar eder ki, proje bu kadar bir nema sağlamıştır. Yani buraya yatırılandan daha fazla bir gelir sağlamıştır. Bu sadece elektrikle sağlanan gelir.

Şimdi projenin mütebaki kısımları, havaalanı yapılmıştır. Havaalanları zaten var, ama bir tane de büyük kargo hava alanı yapılmıştır. Urfa ile Diyarbakır arasında Hilvan civarında yapılan havaalanıdır. Otoyol, Mersin’den, İskenderun’dan Urfa’ya kadar gelmiştir, bir tek köprü meselesi var. Ama, sulama tesislerinin yapılması geç kalmıştır.

Bu kadar büyük tantana ile oraya gidilmesini de iyi karşılıyorum. Yalnız adama sorarlar, “Altı senedir neredeydiniz?” diye. Yeni bir şeye başlıyor değilsiniz. Onu anlatmak istiyorum.

Eğer orada 30 milyar metreküp su olmasa, o barajlar yapılmış olmasa, Urfa Tüneli açılmış olmasa, sizin yapabileceğiniz çok fazla bir şey yoktur. Yapılan bunların üstüne yapılıyor. Yani, yeni bir şeye başlıyor değilsiniz. Bu zamana kadar yapmadığınız bir şeye başlıyorsunuz., yapmanız lazım gelen bir şeye başlıyorsunuz. Gene de iyi. Bence yapacağız diye sıraladıkları şeyleri yaparlarsa, proje tamamlanmaya doğru gider. Yapılması lazım gelen sıralanan şeyler doğrudur.

BAŞLAYAN ELEKTRİK SIKINTISI ÜZERİNE

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım sizinle defalarca konuştuk, çok açık uyarılar yapıp dikkat çektiğiniz bir konu, bugün artık içine girdiğimiz elektrik sıkıntısı. Türkiye’nin çalışabilir mevcut kurulu gücü, klimaların da devreye girdiği şu dönemde puant yükü karşılayamıyor. Programsız elektrik kesintileri ülke genelinde uygulanıyor. Artık kalitesi de kalmayan elektriği bulabilirsek şükrediyoruz. 1 Temmuz’dan itibaren, yani bir hafta sonra otomatik fiyatlandırma sistemi de devreye sokuluyor. Elektrik faturaları vatandaşın elini yakacak. Sanayiciyi darboğaza itecek. Bu sıkıntı iktidarın yanlış enerji politikasından kaynaklandı. Bunun sorumlusunun bir hesap vermesi gerekmez mi?

Demirel: Kime?.

Ültanır: Türk halkına, vatandaşa.

Demirel: Sorulursa verir.

Ültanır: O hesap sadece sandıkta mı sorulur efendim?

Demirel: Evet, başka yerde sorulmaz. Tabii bir de Meclis’te sorulabilir.

Ültanır: Maalesef muhalefetten de bu soru gelmiyor.

Demirel: Gelir o soru. Bakınız mesele şudur: Ayakkabı adamın ayağını sıkmadıkça, şikayeti olmaz. Ayağınızı sıktığı zaman şikayet başlar. Çünkü, sıkan ayakkabı ile yürünmez. Karanlık yokken, elektrik kesilmiyorken, nereden geliyor bu elektrik bilmez. Ama, karanlığa girdiğiniz zaman, kesildiği zaman, “Ne oldu?” diyecektir. “Niçin Türkiye’yi karanlığa terk ettiler?” diyecektir.

Sizinle yaptığımız mülakatlarda, en son Haziran 2007’de panelini de yaptık, biz 2009 senesinde Türkiye’nin karanlığa gireceğini zaten söyledik. Şaşacak hiçbir şey yok. Enerji sahasında bir şey yapılmadı.

EKONOMİK SORUNLAR VE HALKIN SIKINTISI ÜZERİNE

Ültanır: Ekonomide yeni borç oluşturmaktan başka bir şey yapmadılar. Makro verilerle borç ve cari açık hariç iyi gibi görünse de, ekonomide patlamaya hazır bir volkan gibi. Sonbaharda Türkiye’nin halka daha çok yansıyacak ekonomik sıkıntıyla karşılaşması ihtimali de aslında ciddi bir tehdit gibi. Bu konuya da kısaca değinebilir miyiz?

Demirel: Ekonomi bugün için dahi makro seviyede, gerek içeride ve gerekse dışarıda destek almaya devam ediyor. Ama, ekonomide yüksek faiz, düşük kur ve yüksek ödemeler dengesi açığı büyük problemdir.

Ekonomide istihdam büyük problemdir. Ekonomide köy ve köylünün içinde bulunduğu durum fevkalâde büyük problemdir. İşsiz milyonların veyahut da tarlada çalışıp da  alın terinin ve el emeğinin karşılığını alamayan milyonların ve bilhassa alt gelir gruplarının sıkışık olduğu bir ekonomi var.

Bir olayı daha söyleyelim. Halen halkın bankalara borcu 74 milyar YTL’dir. Bu borcun ödenmesi kolay olmayacaktır. Bir başka sıkıntı da, Ziraat Bankası’nın köylüye açtığı kredileri de kolay kolay ödenemeyeceğini halk feryat ederek söylüyor. Yani önümüzde böyle rahat gibi görünen bir ortam yok.

SİYASİ BİLİNMEYENLER İLE KÖTÜ YÖNETİCİ KAVGALI İKTİDAR ÜZERİNE

Ültanır: Zaten Türkiye siyasi bakımdan da şu anda bir aydınlığa doğru gitmiyor değil mi? Çünkü, henüz mevcut sorunları nasıl aşabileceğimizi göremiyoruz.  Siyasi istikrarı nerede yakalayabileceğiz, henüz belli değil.

Demirel: İşte onları konuştuk. Onun nereye varacağını şimdi pek bilemiyoruz. Ama diyoruz ki, Türkiye bunun içinden çıkar.

Ültanır: Efendim, bu bilinmeyenler içerisinde boğuşurken, Türkiye şu anda zaman mı kaybediyor?

Demirel: Türkiye yönetilemiyor. Türkiye’nin bir yönetim sıkıntısı içinde olduğu kesin. Bir siyasi iktidar düşünün ki, kurumların tümüyle kavgalı, basın dahil.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, bu ay için eklemek istediğiniz bir başka konu var mı acaba? Yoksa, sorularıma verdiğiniz değerli öz yanıtlar ve değerlendirmeleriniz  için teşekkür ederim.

Demirel: Hayır. Şimdilik bu kadar. Ben de teşekkür ederim.