Enerji Güvenliği Nedir? Dr. Gürcan GÜLEN

Her ne kadar tanımı konusunda bir konsensüs oluştuğu söylenemese de, enerji güvenliği gene çok tartışılır bir konu oldu. Tabii, böyle birçok boyutu ve boyutlarının bazıları bilimsel olmaktan çok inanca dayanan ve dolayısıyla duygusal olan bir konuda, tartışmalar da çok. Kendi yararına yontmak isteyenler, hükümetlerden veya uluslararası kuruluşlardan kaynak sağlamaya çalışanlar ve var olan piyasa paylarını korumak isteyenler devamlı lobi yaparak enerji güvenliği tartışmasını yönlendirmeye çalışıyorlar.

Böyle bir ortamda, detaylı analizler pek itibar görmüyor; basit yaklaşımlar özellikle medya ve politikacılar tarafından tercih ediliyor. Sonuçta, bazıları ithal bağımsızlığını güvenlik sanıyorlar; diğerleri nirvana bir yakıt veya teknoloji peşinde koşuyorlar; başkaları tasarruf yaparak sorunu çözeceğini zannediyor. Bu yaklaşımların her biri değerli olmakla beraber, hiçbiri hayal edilen mucize çözüm değil; böyle bir şey aramak ise zaten saçma. Konuya gerçekçi yaklaşmak ve her alternatifi rasyonel bir şekilde iyi ve kötü yanları ile diğer alternatiflerle karşılaştırarak tartmak lazım.

Enerji güvenliğini arttıracak stratejiler

En basit anlamı ile, enerji güvenliği ekonominin ihtiyacı olan enerji hizmetlerinin devamlı olarak bulunabilmesi diye tanımlanabilir. Bu hizmetlerin arzında yaşanabilecek kesinti risklerine karşı önlemler alınması gerekir. O zaman, çeşitlendirme kavramının neden bu kadar merkezi bir rol oynadığı kolayca anlaşılır. Japonya veya Asya Kaplanları gibi, kendi doğal kaynakları sınırlı ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sürdürmelerinde enerji ihtiyaçlarını sağlarken takip ettikleri çeşitlendirme politikalarının rolü büyüktür. Bu politikaların en sık görülenleri arasında şunlar sayılabilir:

  • Enerji portföyünde yer alan yakıt ve teknolojilerin sayısının arttırılması;
  • Her yakıtın tedarikçilerinin sayısının arttırılması (özellikle yakıt ithal ediliyorsa);
  • Enerji verimliliğinin ve tasarrufunun arttırılması (kanun ve düzenlemelerin ötesinde, fiyatların maliyetleri yansıtması sağlayarak);
  • Değişik yakıtlar için depolama kapasitesinin arttırılması (stratejik petrol rezervleri gibi).

Tabii, bunlar sözde kolay, uygulamaya geldiğinde ise, birçok sorunlarla karşılaşılacak politikalar. Risk kontrol yaklaşımlarının ana kriterlerinden biri, poliçe priminin kontrol edilen riskin boyutu ve gerçekleşme ihtimali ile orantılı olmasıdır. Devlet şirketleri aracılığı ile doğal kaynak zengini ülkelerde üretim yatırımı yapmak, uzun vadeli arz kontratları imzalamak, ve kaynak satın almak yatırım yapılan ülke sayısı arttıkça güvence verebilir, ama maliyet gereğinden çok daha fazla olabilir. Mesela, ürünün piyasa fiyatı düşebilir, yatırım yapılan sahalarda üretim beklenenden az olabilir veya daha hızlı düşebilir.

Benzer şekilde, stratejik depolama yapmak hem ana maliyet açısından hem de depolanacak yakıtın satın alınması açısından pahalıya gelebilir. 1970’lere ve son yıllara bakarsak, petrol fiyatlarının çok yüksek olduğu dönemlerde, ülkeler panik halde stratejik rezervlerini doldurmaya çalışmaktalar. Bu şekilde, hem depoladıkları yakıta yüksek fiyat ödüyorlar hem de talebi bir nevi yapay olarak arttırarak, yüksek fiyatların daha uzun süre piyasaya hâkim olmasına katkıda bulunuyorlar.

Yeni yakıt ve teknolojilere destek sağlamak için de önemli miktarda üretim kapasitesine, dağıtım sistemlerine yatırım yapmak ve tüketici kredisi sağlamak gerekebilir. Ama birçok ülkede bu tür kaynaklar harcanırken, elektrik, LPG, kerosen veya dizel gibi yakıtlara sübvansiyon uygulaması da devam ediyor. Bu şartlar altında alternatiflerin piyasada pay kapmasını veya enerji verimliliği ve tasarrufunda artış beklemek saflık olur.

İşte bu nedenlerden, enerji güvenliğinin en önemli boyutlarını tanımlamak ve değişik yakıtları bu boyutlar çerçevesinde incelemek faydalı olacaktır. Öncelikle, bir yakıtın enerji portföyünde kayda değer bir rol oynamasının ilk şartı kaynakların olmasıdır. Üreticilerin elinde bu kaynaklardan tüketilebilir ürünler sağlamak için kaynakları kullanmalarına izin verilmesi, üretim teknolojilerinin olması ve bunlara yatırım yapacak sermaye bulabilmeleri gerekiyor. Tüketicilerin ise üretilen yakıtı satın alabilecek maddi güçlerinin olması lâzım. Artan oranda tüketici (özellikle gelişmiş ülkelerde) yakıtların güvenli ve çevre ile uyumlu olmalarını göz önünde bulunduruyor. Bu boyutlar mevcudiyet, erişilebilirlik, kabul edilebilirlik ve maliyet (maddi olarak karşılanabilirlik) olarak özetlenebilir.

Tabloda günümüze ve yakın gelecekte kayda değer rol oynayan veya oynama ihtimâli olan yakıtların bu dört boyut üzerinden bir değerlendirmesi sunuluyor.

 

Enerji Güvenliğinin Önemli Boyutları
Mevcudiyet Erişilebilirlik Kabul edilebilirlik Maliyet
Petrol + konvansiyonel kaynaklar olgunlaşmakta, ama yeni sahalar bulmak hâlâ mümkün; konvansiyonel olmayan kaynaklar ticarileşmekte + è jeopolitik risk ve yatırım engelleri artmakta; insan kaynakları kıtlaşmakta; altyapı yetersizleşmekte +/− taşıma sektörü için en kullanışlı yakıt / OPEC ve sera gazları ile ilgili endişeler artmakta + è erişilebilirlik azaldıkça fiyatlar artmakta / bugüne kadar dünya ekonomisi yüksek fiyatları kabullendi, ama durgunluk endişeleri artmakta; sübvansiyonlar talebin yüksek fiyatlara uyum sağlamasını geciktiriyor
Doğalgaz ++ konvansiyonel kaynaklar geniş bir coğrafyada mevcut; araştırma potansiyeli yüksek; konvansiyonel olmayan kaynaklar ticarileşmekte +/− yeni altyapı ihtiyacı artmakta; petrol kadar olmasa da yatırım engelleri artmakta; insan kaynakları kıtlaşmakta; jeopolitik risk petrolden az ++/− petrol ve kömüre oranla daha temiz ve verimli (özellikle elektrik üretiminde) / yeni altyapıya karşı direniş + artan üretim maliyetleri düşük maliyetli bölgelerden gelen LNG sayesinde şimdilik kontrol altında
Kömür +++ kaynaklar geniş bir coğrafyada mevcut ++/− altyapı ve yatırım ile ilgili bazı engeller var (limanlar, demiryolları, gemiler) −−− başta sera gazları olmak üzere, emisyonlar; IGCC ve CCS teknolojilerinin gelişimi bu durumu değiştirebilir ++ IGCC ve CCS teknolojilerinin gelişimi maliyetleri arttırabilir
Büyük Hidro ++ büyüklük yere bağlı ++/− altyapı ve yatırım ile ilgili bazı engeller var +/− ekolojik, sosyal, ve tarihi etkiler tepki görüyor + fosil yakıtlara oranla ana maliyet yüksek, ama işletme maliyeti düşük
Yenilenebilir (rüzgâr, güneş ve jeotermal) ++ konuma göre yerel boyutta önemli olabilir, ama henüz büyük bir enerji arzı değil è + portföy standartları, sübvansiyonlar ve politik destek artmakta; en gelişmiş teknolojilerin dünya genelinde yayılması sınırlı +++ düşük veya 0 emisyon ve ekolojik etki è + fosil yakıtlara oranla genelde daha pahalı, ama fosil yakıtların yan etkileri hesaba katılırsa daha makul
Nükleer +++ uranyum kaynakları mevcut ama işleme kapasitesi şimdilik sınırlı insan kaynakları sınırlı; en gelişmiş teknolojilerin dünya genelinde yayılması sınırlı è + radyoaktif atıkların güvenli depolanması, güvenlik ve nükleer silâhlanma riskleri / düşük veya 0 sera gazı emisyonları + fosil yakıtlara oranla ana maliyet yüksek, ama işletme maliyeti düşük
Biyoyakıtlar + sınırlı üretim kapasitesi, ama bilimsel ve teknolojik gelişmeler bu durumu değiştirebilir +/−− doğal şartlar (ekim alanı, toprak kalitesi, su kaynakları, ekin türü); dağıtım altyapısı sınırlı +/− gıda sektörü ile rekabet; su kaynaklarının tüketimi; orman kesimi; gübre kullanımı; net sera gazı emisyonunda olası artış sübvansiyon olmadan rekabet etmeleri çok zor
Kaynak: CEE.

 

Genel olarak bakıldığında, kaynakların bol olduğu görülüyor (bu durum yenilenebilir kaynaklar için olduğu kadar, hidrokarbonlar için de geçerli – okuyucular bu konuda iki ay önce yazdığım makaleye tekrar bakmak isteyebilirler). Zorluklar daha çok diğer üç boyutta yaşanıyor ve kaynakların kullanılabilir, tercih edilir ve ‘ucuz’ şekilde tüketicilere sunulmasını sınırlıyor.

Mesela, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının payı her geçen gün artmakta; bölge kanıtlanmış rezervlerin %60’ına ev sahipliği ederken, üretimin ancak %31’i Ortadoğu’daki üreticilerden geliyor. Daha da önemlisi, devlet şirketleri rezervlerin %95’ini kontrol ediyor. 1970’lerde yaşanan ulusallaştırma politikasının yeni bir türü uluslararası şirketlerin yatırımlarını engelliyor. Geçenlerde ExxonMobil’in Venezuela devlet şirketi PdVSA’ya karşı kazandığı dava, Başkan Chavez’in kontratları tek taraflı ihlâli ile başlayan bu mücadelenin bir dönüm noktası olabilir. Diğer yandan, özellikle Chavez türü ulusallaştırma devam ederse, uluslararası şirketlerin elindeki teknoloji ve tecrübelerinin eksikliği üretime olumsuz yansıyabilir.

Petrol giderek daha çok ulaşım sektörü için kullanılan bir kaynak haline geliyor. OECD ülkelerinde tüketilen petrolün ortalama %60’ı ulaşım için kullanılıyor; bazı ülkelerde bu oran %75’e kadar çıkıyor. Kalkınmakta olan ülkelerin çoğunda ise, petrol ürünlerinin sadece %40’ı ulaşım sektöründe kullanılıyor; birçok ülkede petrol halen elektrik üretiminde kullanılıyor. Teknoloji ve kaynakların mevcudiyeti oranında, elektrik üretiminde petrol yerine kömür, doğalgaz, yenilenebilir ve nükleer kullanımına geçilmesi faydalı bir strateji olabilir.

Ulaşım sektöründe son yıllarda biyoyakıtların üzerine çok düşüldü. Ama, başka makalelerimde daha önce bahsettiğim gibi, biyoyakıtların balonu çabuk söndü. Brezilya dışında kayda değer boyutta bir biyoyakıt üretiminden bahsetmek zor; kaldı ki Brezilya’nın bugünlere gelmesi de bütün doğal avantajlarına rağmen yüksek oranda devlet desteği ve sübvansiyonlarla sağlandı. Bugün Brezilya’da bir milyondan fazla doğalgazlı araç olduğu düşünülürse, Brezilya’nın bile geleceğini tamamen biyoyakıtlara dayandırmadığı görülecektir. Selülozik üretim teknolojisi biyoyakıtların maliyet, çevre etkisi ve düşük üretim sorunlarına bir çözüm sağlayabilir; ama bu teknoloji henüz piyasaya çıkmaya hazır değil.

Petrole oranla, doğalgaz ve kömür rezervleri dünya genelinde daha bol ve eşit dağılmış denebilir. Her ne kadar bugün için kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin %40’ı Ortadoğu’da ve %26’sı Rusya’da bulunuyorsa da, başka ülkelerde doğalgaz rezervlerinin arttırılması araştırma yatırımlarının artması ile mümkün gözüküyor. Eskiden, yerel piyasa yoksa doğalgaz üretimi yapılmazdı; ama artan LNG ticareti ve doğalgaz fiyatları kıyılardan daha uzak kaynakların üretime geçirilmesine ortam yaratıyor. Eskiden petrolle üretilen doğalgaz yerel bir piyasa olmadığı için Nijerya gibi ülkelerde havaya salınır veya yakılırdı; bugün bu değerli kaynak ya LNG olarak satılmak üzere veya yerel kalkınma için üretime katılıyor.

Kanıtlanmış kömür rezervlerinin %27’si ABD, %17’si Rusya, %14’ü Avrasya ve %33’ü de Çin, Hindistan ve Avustralya gibi Asya-Pasifik ülkelerinde bulunuyor. Kömür ticareti son yıllarda artmakla beraber, çoğunlukla kömür üretildiği ülkelerde tüketiliyor. Ama, iklim değişikliğini kontrol etmek için üretilen politikalar kömürün geleceğini tehdit eden önemli bir gelişme. Karbonu yer altında depolama teknolojisi (carbon capture and storage, CCS) ekonomik ve büyük boyutlarda uygulamaya konamazsa, en azından OECD ülkelerinde kömür tüketimi dizginlenecektir. Bunun örneği geçen yıl içerisinde ABD’de görüldü; onlarca anons edilen ve değişik planlama safhasına gelmiş kömür santrali iptal edildi, yerlerini nükleer santral planlarına bırakarak. Nükleer santrallere olan ilgi dünya genelinde artmakta; Fransız Başkanı Sarkozy, Fransız nükleer devi Areva şirketi için Çin gezisinden 12 milyar dolarlık güzel bir hediye ile döndü. Bu anlaşma, Çin kömür yerine nükleer kullanacağı için sera gazlarının kontrolü bakımından olumlu bir gelişme olarak görülebilir.

Büyük hidroelektrik santralleri de gene değerlendirmeye alındı. Hatta Dünya Bankası’nın bile uzun bir aradan sonra tekrar bu tür projeleri destekleyebileceği söyleniyor. Çin’in inşaatına devam ettiği 18 GW’lık Three Gorges Barajı gibi projeler ise çevrecilerin tepkisini çekmeye devam ediyor. Ama, bu santrallerin emisyonsuz elektrik üretecek olmalarını bugün için önemli bir kriter. Tabii, Three Gorges Barajı’nın boyut ve olumsuz etkileri bakımından bir istisna olduğu da unutulmamalı.

Tablodaki diğer değerlendirmelerin de detayına inilebilir; ama sanırım enerji güvenliği incelenirken sorunun değişik boyutları olduğu ve her enerji kaynağının veya teknolojisinin değişik boyutlarda değişik değerlendirilebileceği görülmüştür. Sonuçta her ülke, kendi ekonomik yapısı, sahip olduğu kaynaklar, ve değişik yakıtların maliyetlerini göz önüne alarak, mümkün olduğunca piyasaya dayanarak ve esnek bir politika oluşturarak enerji güvenliğini arttırabilir. Bu basit tavsiye nedense dünyanın her yerinde politikacılar tarafından pek kabul görmüyor; onlar şampiyon teknoloji seçmeyi, devlet kaynaklarını gösterişli, ama uzun vadede faydasız projeler için harcamayı ve bütün bunları yaparken de kısa vadeli politik çıkarlar için sübvansiyon dağıtmayı tercih ediyorlar. İşte bu yüzden, basit de olsalar enerji sektörünün gerçeklerini tekrar tekrar yazıp söylemekte fayda var; en azından fayda olduğuna inanmaktan başka çare yok…

Dr. Gürcan GÜLEN

Center for Energy Economics

Bureau of Economic Geology

University of Texas at Austin

Makaledeki görüşler yazara aittir; yazarın çalıştığı kuruma atfedilemez. İngilizceleri availability, accessibility, acceptability ve affordability olan bu terimler Asia Pacific Energy Research Center tarafından 2007 yılında çıkarılan A Quest for Energy Security in the 21st Century: Resources and Constraints adlı rapordan alınmadır.