DEMİREL İLE SİYASETİN GÜNDEMİNDEN

Gündemdeki Terörü Örten Türbandan Sarsılan Ekonomiye, GAP'a, Enerjiye ve Merkez Bankası'na Uzanan Değerlendirme Silsilesi

26.01.2008

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, EkoENERJİ için 2008 yılının ilk ayındaki siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerinizi ve değerlendirmenizi almaya başlarken, aydınlatmanızı dilediğim bir konu olacak. Siz onca hükümette yıllarca Başbakanlık yaptınız, Cumhurbaşkanlığı yaptınız ve Başbakanlar atadınız. Türkiye’nin en deneyimli duayen devlet adamısınız. Bu birikiminize dayanarak sormak istiyorum, başbakanların gerginlik yaratmaktan ve kriz çıkarmaktan kaçınmak yerine, tam aksini yapmaları, bazı sorunları yarattıkları bunalım ortamında çözmeye kalkışmaları bir siyaset yöntemi olarak kabul edilebilir mi ve bu doğru mudur? Askerimiz teröre karşı savaşırken, ülkenin büyümeyi frenleyen ekonomik sorunları varken, Sayın Başbakan Erdoğan, yurtdışından yaptığı türban çıkışıyla, siyasi gerginliği artırdı ve anayasa değişikliği ile başlayacak bir krizi de tetiklemiş görünüyor. Oysa, Türkiye’de krize değil, sükûna ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz. Bu konularda ne dersiniz?

BEKLENEN GERGİNLİKLE GÜNCEL MESELELERİN ÖNÜ TIKANDI

Demirel: Sizinle yaptığımız geçmiş günlerdeki değerlendirmelerde 2008 yılının, 2007’nin etkisi altında olacağını ve 2007’nin getirdiği birçok sorunun 2008’e intikal ettiğini ifade ettim. Eğer yayınladığınız o beyanlarıma bakılırsa görülecektir ki, bugünkü günlere işaret edilmiştir. Bu gerginliğe işaret edilmiştir. Bunların olabileceği öngörülmüştür.

Çünkü, 2007 yılı zor bir yıldı ve çok önemli siyasi çalkantılar oldu. Bu siyasi çalkantılar aşıldı gibi göründü. Fakat, bunların bir kısmı zaten bünyevi idi. Onun için bunları aşıp “bitti” demek mümkün değildi. Sadece temenni olunabilirdi. 2007 yılında tartışılmış bulunan ve büyük heyecanlara, büyük kaygılara, büyük sıkıntılara sebep olmuş olan konular tartışılmamalıydı.

Bugün onları Türkiye gündemine getirerek gündemi tıkamak yerine, reformlar dahil olmak üzere Türkiye’nin temel sorunları, halkın güncel sorunları, işsizlikten yoksulluktan şikayetleri ve Türkiye ekonomisinin birtakım genel çıkmazları dikkate alınabilirdi. Bunlar için tedbirler getirilebilirdi. Bunlar bence gündemde hiç sıra almadılar veyahut da arka sıralarda kaldılar.

HİÇ UNUTULMAMASI GEREKEN MESELE TERÖR

Bugün Ocak ayının sonuna geldiğimiz yerde Türkiye neyi tartışıyor? Türkiye’nin en önemli meselesi yine terördür. Terör bence aslında o gün söz konusu olsun veya olmasın, hiç unutulmaması gereken bir meselesidir. Nitekim, terör zaten Türkiye’yi rahat da bırakmıyor. İşte bakıyorsunuz bir yerde bitiyor, bir yerde başlıyor. Bir süre önce Diyarbakır’da meydana gelen hadise vahim bir hadisedir. Arkasından işte birkaç gündür Gaziantep’te meydana gelen hadiseler konuşuluyor. Büyük şehirlerde araba yakmalarına kadar varan hadiseler oldu.

Bu terör, Kuzey Irak kısmı şu günlerde çok tartışılmıyor olsa bile, orada da neyin hallolduğu hususunda çok sarih birtakım bilgiler belki güvenlik makamlarının elinde vardır, ama halkın bilgisi dahilinde değil.

ÖNE GEÇEN TÜRBAN MESELESİYLE EFELENME ZAMANI DEĞİL

Türkiye’yi can evinden vuran bu terör tehdidi ve terör belası yanında, bunların hepsinin önüne türban olayı geçmiştir. Şimdi iktidar partisi, bilhassa 22 Temmuz seçimlerinden sonra yüzde 46.68, yani yüzde 47 oy almakla kendisini her şeyi yapabilecek güçte görüyor. Yine sizinle vaki tartışmalarımızda, yüzde 47 ne anlama gelir diye değerlendirmiştik. Siyasi iktidara her şeyi yapma yetkisini vermez de, doğru şeyleri yapma yetkisini verir. Onun ikisini birbirinden ayırmak lazım.

Siyasi iktidarlar bıçak gibi keskindirler, ama güçlerini bıçağı taşa çalarak denememelidirler. Ama zaman zaman, yalnız bizim ülkemizde değil, dünyanın birçok yerlerinde de, yalnız bugün değil, geçmişte de görüldüğü gibi siyasi iktidarlar güç ve kuvvet gösterme hevesine girerler. Arkalarında kendilerini iten bazı mihraklar, “hani neyi yaptınız, bak seçimin üzerinden şu kadar gün geçti neyi hallettiniz” gibi birtakım tahriklerde bulunurlar. Bunlar olagelen şeylerdir. Onlar da zaman zaman, “durun şimdi sırası değil” demek varken, efelenirler. Bugünkü hadise de odur. Daha önce olmamış bir şey değildir.

ZAMANLAMA YANLIŞLIĞIYLA TÜRKİYE ÇOK ZOR BİR TARTIŞMANIN İÇİNE SÜRÜKLENDİ

Öfke, hiddet veya böbürlenme siyasette doğru kararlar almaya manidir. Doğru adımlar atmaya da manidir. Benim kanaatimce siyasetin çok önemli bir tarafı, zamanlamadır (timing). Neyi ne zaman yapacaksınız? Yapma gücünüz vardır, ama yine de neyi ne zaman yapacaksınız? Belki bugünkü siyasi iktidar neyi ne zaman yapacağını ölçmedi. Yalnız, Türkiye bu türban meselesi ile çok zor bir tartışmanın içine sürüklendi.

Böyle olacağı da kesinlikle belliydi. Çünkü, Nisan 2007’de Türkiye’de milyona varan insanlar büyük şehirlerde meydanları Türkiye Cumhuriyetinde hiç olmadık şekilde doldurdu. Bir başkaldırış vardı. Cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde oynanıyor diye bir isyan vardı. Bu isyanın başında da, işte laiklik elden gidiyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik temeli zayıflatılıyor, bunların temelleri ile oynanıyor gibi yayınlar vardı. Şimdi yeniden aynı konuya dönülmesi halinde tabii ki bu tartışmalara da dönüleceği kesindi. Yeniden aynı konuya dönüldü, tartışmalara da dönüldü.

Bu ifade ettiğim gibi bir süreçtir. Esasen bugün başlamış bir süreç de değildir. Bugünkü siyasi iktidarın, siyaset hedefleri içerisinde mevcut olan bir olaydır. Bunu Cumhuriyetin temel kurumlarından birisi olan laikliği zaafa uğratmak için yapmazlar. Ama, eğer yaptıkları iş o anlama geliyorsa veya birtakım halk tarafından veyahut kurumlar tarafından öyle yorumlanıyorsa, durup düşünmek lazımdır.

ANAYASAL DEVLET VE KURUMLAR DEVLETİNDE JAKOBEN ANLAYIŞA YER YOK

Yalnız burada çok çetrefil bir olay var. Devlet bu olayın, oyunların içerisinde. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti halkın milli iradesine dayalı olan bir meşruiyet kaynağına sahiptir. Yetkinin alınacağı yer orası. Yalnız Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yetkiyle beraber bir “Anayasal Devlet” olduğu, bir “Kurumlar Devleti” olduğu da unutulmamalı!... Anayasa 6’ncı maddesinde milli iradenin üstünlüğü söz konusudur, yalnız “millet bu iradesini kurumlar vasıtasıyla kullanır” diye de kayıt vardır. Yani, bir Jakoben anlayışa müsait değildir. Geçmişte, yani 1924 Anayasası’nda oydu. Fakat, 1961 Anayasası ve daha sonra 1982 Anayasası öyle değildir. Türkiye’de kurumların ne dediğini dikkate almamazlık yapamazsınız.

Peki, ama seçilmiş gelmiş siyasi iktidar istediğini yapamayacak mı? Seçilmiş gelmiş siyasi iktidar kayıtlarla bağlıdır. Bu, o siyasi iktidarı ne güçsüz yapar, ne de prestijini azaltır. O kayıtlar anayasal kayıtlardır. Anayasa herkesi bağlar, siyasi iktidarı da bağlar. Siyasi iktidar eğer bir şey yapamıyorsa, arkasında yüzde 47 oy olmasına rağmen yapamıyorsa, bunda kendisini küçük düşürecek bir şey görmemelidir, çünkü Anayasası yapılmamasına amir ise yapamayacaktır, yapmayacaktır.

NEREDE, NASIL BİTECEĞİ BELLİ OLMAYAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Anayasasını değiştirmek cihetine gidemez mi? Gider. Eğer, Anayasasını değiştirme cihetine gittiği taktirde, bu Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeleriyle ilgiliyse, o zaman gene büyük bir tartışma olacaktır. Şimdi, Türkiye böyle bir tartışmayla karşı karşıyadır. Yani, Anayasa değiştirebilirsiniz, Anayasaya birtakım yeni kayıtlar koyabilirsiniz, yalnız bu kayıtlar eğer Anayasanın değiştirilmesi imkânı olmayan maddelerini değiştiriyor yorumuna müsaitse, bu tartışmanın nerede biteceği belli olmaz. Nasıl biteceği de belli olmaz. Ne çeşit sıkıntılara sebep olacağı da belli olmaz. Türkiye şimdi böyle bir şeyle karşı karşıyadır.

OLAY BAŞ BAĞLAMA OLAYI DEĞİLDİR

Türban meselesinde, meseleye iyi bakmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olan kadınlar başlarını istedikleri şekilde bağlıyorlar. Buna kimsenin bir şey dediği yok. Söz konusu olan olayın, baş bağlama olayı olmadığının altını yeniden çiziyorum. Zaten buradaki demogoji de, ”kişilerin başının bağlanmasına ne karışıyorsunuz?” şeklinde. Türkiye’de kadınlar başını bağlamıyor mu? Yaşmakla, yazmayla örtüyle bağlıyorlar, kimsenin karıştığı yok.

BAŞ BAĞLAMA DİNDARLIĞIN SİMGESİ İSE, BÜYÜK HUZURSUZLUKLARA SEBEP OLUR!

Fakat, baş bağlama hadisesi özel şekilde yapılıp da bu bir simge şeklinde takdim ediliyorsa, yani eğer başını böyle bağlayan kişi dindarsa, bu eğer başını bağlamayan kişi dindar değildir anlamına geliyorsa, o zaman büyük huzursuzluklara sebep olur.

Kadınların başını bağlaması gelenektendir, inançtandır, hangi sebepten olursa olsun, genel kabul görmüştür. Kimse bunu, başını yazmayla, yaşmakla bağlayan dindardır, bağlamayan değildir anlamında almıyor. Nitekim, bir yerde anne başını bağlıyor, gelin başını bağlamıyor, kız başını bağlamıyor, herkes geçinip gidiyor. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor.

DİNİ SİMGEYLE ÜNİVERSİTELER HUZURSUZLUĞA SÜRÜKLENİR

Eğer siz bunu bir simge haline getirirseniz, bu simgeyi üniversitelere sürerseniz, üniversitedeki çocukların bir kısmı başını bu simge olduğu için bağlarsa veya bağladıkları zaman simge anlamına geliyorsa, bir dini simge anlamına geliyorsa ki, onu kabul ediyorsunuz, “bu bir simgedir” diyorsunuz, “simge olsa ne lazım gelir?” diyorsunuz, eğer bunu bir simge halinde takdim ediyorsanız, o zaman üniversiteleri huzursuzluğa sürüklüyorsunuz demektir.

Şunu söyleyelim ki, Türkiye 1970’li yıllarda üniversitelerinde çok sıkıntılar çekti. Üniversiteleri okunamaz hale getirmenin fevkalâde yanlışlığına işaret etmek istiyorum. 1990’lı yıllardan beri üniversiteler rahattır. Üniversiteler rahat olmalı ki, rahat okunabilmelidir.

Birçok kereler tartıştık; kız çocukları başını bağlarsa Müslüman olur, bağlamazsa Müslüman olmazı kabul etmiyorum. Hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Bu yorumların hiçbirisine katılmıyorum. Kimsenin inancıyla, imanıyla oynamaya gerek yok. “Ehli kıble tekfir olunamaz” Yani, kişi kıbleye dönükse, Allah’a ve peygambere inanıyorsa Müslümandır.

ÇOK TEHLİKELİ İŞ YAPIYORSUNUZ, YOL TESETTÜRE GİDER

Cenabı Allah Kuranı Kerim’inde başını başlamayı İslamın şartı olarak koymamıştır. Müslümanlara şunu yapın bunu yapmayın diye talimatlar vardır. Müslümanlar onların bir kısmını yapıp yapmamaktan dolayı sorumlu olabilirler. Ama, bugün din ile devletin ayrıldığı bir ülkede, eğer bunların tartışmasına girerseniz, işin içinden çıkamazsanız. Altını çiziyorum, eğer okullarda başını bağlı tutma dinin icabıdır, başını bağlayan Müslümandır, bağlamayan değildir anlamına gelecek bir simgeyi okullara sokacaksanız, çok tehlikeli bir iş yapıyorsunuz.

Bunun arkasından devlet dairelerine nüksedebilir, bütün kamu yerlerine sıra gelecektir ve sıra şuraya gelecektir: Bundan sonra da Türkiye’de kadınların sokakta başı açık gezme imkânı ortadan kalkacaktır. Arkasından, böylece saçını gizlemiş olan kadının vücudunu da gizlemesi istenecektir. Bu tesettürdür. Bu çarşafa varır. Keşke bu yola Türkiye girmeseydi.

Ültanır: Türkiye bir din devletine doğru mu gidiyor?

TÜRKİYE DİN DEVLETİNE GİDEMEZ

Demirel: Din devletine doğru gidemez Türkiye, ama bu gidişat moderniteden uzaklaşmadır. Moderniteden uzaklaştığınız yerde, bunun laikliğe de aykırı olduğu yorumunu hukukçular yapıyor. Laikliğe aykırıdır, değildir meselesine ben şimdi girmek istemiyorum. Ama, laiklikten uzaklaşıldığı tartışmasına giriyorum ve gayet açıklıkla söylüyorum ki, benim anlayışıma göre başını bağlamayan kişiyi Müslüman değildir şeklinde itham ettiğiniz zaman, Türkiye’de çok büyük sıkıntılar çıkar.

Bağlayana karışan yok. Türkiye’de herkesin birbirini müsamaha ile karşılaması lazım. Hadise, Türkiye’de din ile devlet ayrılalı 84 sene olmuş. Bugün bunları kurcalamanın, Türkiye’nin önüne yeni problemler çıkarmanın bir anlamı yoktur. Esasen başını bağladıydın bağlamadıydın diye bir sıkıntı yok.

İSLAMIN İLK EMRİ BAŞI BAĞLA DEĞİL; OKU

“Efendim, eğitim özgürlüğü, öğrenme özgürlüğü elinden alınıyor, aman öğrenme özgürlüğü elinden alınmasın”. Şimdi büyük din ilim adamları var. Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış Sayın Mehmet Nuri Yılmaz gibi, bugün hâlâ Başkanlık yapmakta olan Sayın Ali Bardakoğlu gibi, Sayın Tayyar Altıkulaç gibi daha evvel Reislik yapmış değerli kişiler var. Bunlar kızlarına “ikra”, yani “oku”, İslamın ilk emridir. Ve “okuyacak mıyız, okuyalım mı, başımızı bağlayalım mı?” diye kendilerine sorduklarında, “okuyun” demiştir bu insanlar. Kızlar okuyup çıkmıştır. Ondan sonra isterseniz bağlayın. Buna mani bir şey yok.

BAŞI BAĞLI HAKİM VE ÖĞRETMENİN TARAFSIZLIĞINA İNANILIR MI?

Ama, herhalde başı bağlı bir hakim, başı bağlı bir öğretmen hizmet verirken, bunlardan hizmet alanların, bu kişilerin tarafsızlığına inanmaları mümkün olur mu? Olmaz, gelin bu işi karıştırmayalım. Herkesçe kabul edilmiş, oturmuş bir uygulama var. Böyle gidelim. Allah’a şükür, bu ülkenin bütün insanları Müslümandır.

BAHARLA TERÖR YENİ PROBLEMLER ÇIKARABİLİR, BU ASAYİŞ SORUNU HALLEDİLMELİ

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, türban sorununa ilişkin bu uyarıcı ve güzel demeciniz için teşekkürler. Türban meselesi, ülkemizin diğer sıkıntılarını gündemden düşüren bir konu da, diğer sorunlarımız ne olacak?

Demirel: Bir miktar konuşmamın başında söyledim, önemli konu terör. Bu terör olayında Türkiye bence baharla beraber yeniden birtakım problemlerle karşı karşıya kalabilir. Terör olayındaki dikkatini azaltmamalıdır. Yani, terör öyle bir şey ki, bazen duraklar, bazen kendini gösterir. O nedenledir ki, önümüzdeki zaman içerisinde devletin istihbarat güçlerine, emniyet güçlerine hem dağlarda hem ovalarda çok büyük iş düşüyor.

Türkiye terör olayını bir asayiş meselesi olarak almak ve teröre muhatap olan insanları , bu acımasız eşkıyanın elinden mutlaka kurtarmak lazım. Ki o zaman devlet vatandaşından vatandaşlık görevini rahatça isteyebilir. Eğer ülkenin herhangi bir köşesinde terörist vatandaşı taciz eder durumda ise, yani akşamları o taciz edip, gündüzleri de devlet gelip, “niçin onunla irtibat halinde oldun?” diye devlet de vatandaşı sıkıştırıyorsa, bu taktirde nereye varacağımız belli olmaz. Ama her halûkârda, bu evvela bir asayiş meselesidir. Türkiye bundan sonra ne yapacaksa, evvela bu asayiş meselesini halletmeli, ondan sonra ne yapacaksa yapmalıdır.

DIŞ DALGALANMA, EN ÇABUK EKONOMİSİ DÜŞÜŞ TRENDİNDEKİ TÜRKİYE’Yİ VURDU

Ültanır: Türkiye’de ekonomide de büyümenin neredeyse duraklaması gibi bir sorun var. Siz, yüzde 7’den küçük büyümenin sorun oluşturacağını söylersiniz, geçen yıl yüzde 5 bile tutturulamadı. Üçüncü çeyrekte büyüme yüzde 2’ye düşmüştü. Bundan sonraki rakamlar henüz ortada yok, ama bu aşağı düşüş trendi sürerse, Amerika resesyona giriyor diye beklenirken, Türkiye resesyona çoktan girmiş olacak. Amerika’dan kaynaklanan dış krizden de çok hızla etkilendiği görüldü. Hükümetin dediklerinin aksi çıkıyor. Belki de, Başbakan onun için mi bu yıl Davos’a gitmekten vazgeçti, bilmiyoruz. Ama, siz bu ekonomik sıkıntı için ne dersiniz?

Demirel: Evet, bu ayın meselelerinden bir tanesi de işte bir haftadır, 10 gündür tartışılıyor, dünya piyasalarında meydana gelen dalgalanma. Bu dalgalanmanın en çabuk vurduğu memleket Türkiye oldu. Aşağı yukarı 15 gün zarfında piyasalarda yüzde 30 sarsıntı oldu.

Söylüyoruz, diyoruz ki, “Türkiye çok dışa bağlı hale gelmiştir. Dikkat edin!”. Ve önümüzdeki zaman içerisinde Amerika’da veyahut Avrupa’nın diğer yerlerinde veya dünya piyasalarına etki yapan, dünyadaki ekonomik duruma etki yapan yerlerde, resesyon mu olacak, yoksa dalgalanma mı olacak, bunlar henüz bilinmiyor. Gerçi resmi makamlar “Türkiye ekonomisi bunu taşımaya muktedirdir” diyorlar, ama 35-40 milyar dolar cari açıkla, 60-65 milyar dolar ticaret açığıyla ve 100 milyar dolar sıcak parayla Türkiye’nin bütün bunları nasıl karşılayacağı meçhuldür. Onun için burada herkesin dikkatini çekeriz.

Bir olay daha var Türkiye’de. Bu da vatandaşın kredi kartları yoluyla aşırı borçlanmış olmasıdır. Bunların ödeme zamanı gelecektir. Ödeme zamanı geldiği vakit sıkıntı büyüyecek, daha şimdiden bunun etkileri çıkıyor. Vatandaş, “evime icra geldi, yerimi sattılar” gibi, daha şimdiden birtakım sıkıntıları beyan etmeye başlamıştır. Bu hususa de herkesin dikkatini çekiyorum.

Ültanır: Burada da bir kırılma noktası var Sayın Cumhurbaşkanım.

Demirel: Vatandaş dirlik, düzenlik bozulmasın, ülke kalkınmaya devam etsin, yatırım olsun diye bekliyor ve bunlara bakıyor. Tabii onlar önümüzdeki günler zarfında ne ölçüde, ne kadar olabilecek?

HANGİ İŞ PROGRAMINA GÖRE GAP'I TAMAMLAYACAKLAR?

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Hükümet bu ay GAP için bir çalışma başlattığını açıkladı. Devlet Bakanı Nazım Ekren bölgede incelemeler yaparak ekonomik-sosyal sorunlara ilişkin koordinasyon toplantıları düzenledi. Yatırımların artırılmasının üzerinde durulacağı söyleniyor. 2012 yılında GAP’ın kalan yatırımlarını bitirmeyi hedeflediklerini ifade ediyorlar. Başbakan Erdoğan'ın "4-5 yılda bitecek" hedefi koyduğu GAP’a ilişkin çalışmalar için ne dersiniz? GAP’a yaklaşımları sağlıklı mı? Yeterli bir yaklaşım mı?

Demirel: GAP’ın Hükümetin diline düşmüş olması iyi bir şey. Yalnız, GAP’ta yapılacak şey nedir, Hükümet bunu nasıl anlıyor? Ona bakmak lazım. Bana göre GAP’ta yapılacak olan şey 17 milyon dönüm toprağın aşağı yukarı 2.5 milyon dönümü sulanır vaziyettedir. Geriye kalıyor 14.5 milyon dönüm. Birinci iş bu 14.5 milyon dönümü sulamaktır. 14.5 milyon dönüm toprağı sulamak için de takriben 10 milyar dolar civarında paraya ihtiyaç vardır.

Eğer bunu 5 senede yapacaksanız, her sene 2 milyar dolar koymanız lazım. Böyle bir para yok orta yerde. Bunu bankalara falan yaptıramazsınız, kredi açısından söylüyorum. Bunu devlet kendisi yapacak, bunlar ana kanallardır. Ana kanalları yaptıktan sonra tarla içinde yapılacak işleri vatandaşa, sulama birliklerine bırakabilirsiniz. Yine orada da teknik rehberlik ister. İşletmede de teknik rehberlik ister. Nihayet ovada, sulamalarda tuzlanma vs gibi sorunlar var, bu sulamayı bilmemekten kaynaklanıyor, devlet bunların üzerine gitmeli. Devletin halka rehberlik yapmaya devam etmesi lazım.

Şunu bilmek istiyorum: Acaba, hangi programa göre GAP’ı tamamlayacaklar? Bu iş programının karşılığı olan para nerede? Bu olmadıkça bu soru laftan ibarettir.

HARRAN OVASI SULANIYOR, AMA VİRANŞEHİR, SURUÇ, DİYARBAKIR, CEYLANPINAR, MARDİN OVALARI SULANAMIYOR!...

Tabii, GAP sadece sulama projelerinden ibaret değil. Ama, sulama projeleri önemli meseledir. Çünkü, bugün GAP barajlarının arkasında aşağı yukarı 20 milyar metreküp su var. Bu su kullanılmıyor. Urfa tünelinden çıkan suları Harran Bölgesinde kullanıyoruz. Ama, ikinci bölge Viranşehir ve Ceylanpınar Bölgesidir. Viranşehir’de vatandaş 300 metreden su çekiyor, elektriğe ödediği para pamuktan aldığı parayı karşılamıyor.

Atatürk Barajı’nın arkasında da 30 milyar metreküp su duruyor. Kanal da açılmış, tünel de açılmış. Bunu kullanamıyoruz. Çünkü, kanal Viranşehir’e kadar gelmiş orada kalmış. Viranşehir’den sonra Mardin ovaları başlıyor. O ovalarda kanal yok. Bu kanalın 10 sene evvel temelini ben attım. 60 kilometresi yapıldı. Daha 150 kilometresinin yapılması lazım. Bunu bir an evvel yapın bitirin. Bunların alt kanallarını yapın. Burada her şey hazır. Siverek Ovası’nda, Hilvan Ovası’nda, Suruç Ovası’nda yapılacak işler var. Bir de Diyarbakır ovalarında yapılacak işler var. Diyarbakır ovalarında Kralkızı ve Dicle Barajlarının, Batman Barajı’nın arkasında su var. Bu suları kullanın. Burada 5 milyon dönüm civarında toprak var. Bir sulama seferberliği yapılması lazım. Eksik olan bu. Hükümet, eğer böyle bir şey düşünüyorsa kutlarım. Yok böyle bir şey düşünmüyorsa, Türkiye zaman kaybediyor.

BÖLGEDE EĞİTİMİN EKSİKLERİ TAMAMLANMALI

Bunun dışında bölgede eğitime önem verilmeli, yapılmış önemli işler var eğitim alanında, üniversiteler var, ama bunların eksikleri tamamlanmalı. İlköğretim ve orta öğretimde eksikler var bunlar tamamlanmalı.

OTOYOLLAR BİTMELİ HİLVAN HAVAALANI İŞLETİLMELİ

Ve yol şebekesi, Mersin’den ve İskenderun’dan başlayan otoyol, Fırat nehri geçişi hariç Şanlıurfa’ya kadar geldi. Bu mutlaka Diyarbakır’a kadar uzanmalı ve Habur’a kadar da gitmeli. Bu, buranın can damarı. Hilvan havaalanı hemen hemen yapıldı bitti. Uluslararası bir havaalanıdır. Bu işletilebilmeli.

GÜNEYDOĞUDAKİ SANAYİ BÖLGELERİ TEŞVİK EDİLMELİ

Şimdi geliyorum üçüncü mesele sanayi bölgeleri. Şanlıurfa’daki sanayi bölgesi fevkalâde müsait bir yerdir, 200’e yakın da tesisi yapılmıştır. Gaziantep numunedir. Bunun yanında Kahramanmaraş başka bir numunedir. Pekala Gaziantep’teki olayı Şanlıurfa’da, Diyarbakır’da ve Mardin’de görmeliyiz. Bunun için birtakım teşvikler lazım. Anlaşılan, bugün verilen teşviklerin bir kısmı buradaki sanayileşmeyi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Bunları yapabilmek lazım.

EKSİK TIP FAKÜLTELERİ HASTANELERİ TAMAMLANMALI

Sonra sağlık tesisleri, bölgede üniversitelerde dahil pek çok sağlık tesisi var. Sağlık tesisleri yaptık, ama mesela Şanlıurfa’daki Harran Üniversitemizin Tıp Fakültesi’nin hastanesi hâlâ tamamlanıp hizmete girememiştir. Mutlaka tamamlanması lazım. Diyarbakır’daki hizmettedir. Yukarı kesimde Elazığ ve Malatya’daki hastaneler hizmettedir. Gaziantep hizmettedir. Kahramanmaraş’taki hizmette değildir. Bunların hepsinin hizmete girmesi lazım.

GÜNEYDOĞU'DA TERÖRDEN YEŞİL DENİZE…

Yapılacak çok iş var. Bu işler bir programa bağlanmıştır. Bu programı alıp uygulayacaklarsa müthiş memnun olurum. Bu bir seferberlik ister.

Ültanır: Efendim, GAP projesinin tüm boyutlarıyla gerçekleşip sonuçlanması terörün de kaynağında kurutulmasına imkân sağlayacak.

Demirel: Evet. Burayı yeşil deniz haline getireceksiniz. Eğer hem bugün hem de yarın, orada sıkıntılar istemiyorsanız, yeşil deniz haline getireceksiniz. Ve insanları tok, insanları mutlu hale getireceksiniz. İnsanları, bu toprağın insanları olmaktan gurur duyar hale getireceksiniz. Bu devletin vatandaşı olmaktan gurur duyar hale getireceksiniz.

Ve nihayet sarf edeceğiniz para, etmediğiniz taktirde karşılaştığınız sıkıntılar için bir senede sarf ettiğiniz paradan azdır. Yani etmediğiniz taktirde meydana gelen sıkıntıları batırmak için sarf edeceğiniz paradan çok daha azdır. 5-10 senede sarf edeceğiniz para. Bunun üstüne varın diyoruz. Seneler kaybolmuştur. Benim şikayetim var.

Ültanır: GAP Projesini Türkiye’ye kazandıran, hatta armağan eden duayen devlet adamısınız. Sizin elinizde olmayan nedenlerle, sizden sonra projenin geç kalmasından şikayetçi olmanızın ülke sevgisinden kaynaklandığını biliyorum. Bunu duyunca duygulanmamak mümkün değil. Umarım, gün gelir şikayetiniz ortadan kalkar.

TÜRKİYE'NİN ENERJİ DURUMU

Demirel: Ekleyeceğim son bir şey var. Türkiye’nin enerji durumu. Büyük şehirlerde sık sık elektrik kesiliyor. Daha önce de söylemiş ve uyarmıştık. Türkiye’yi elektriksiz bırakıyorsunuz!... Önümüzdeki günlerde Türkiye bu sıkıntıları görmeye devam edecek. İşte efendim enerjiye zam yapılmış, yapılmamış hikayesi var. Kanaatimce enerji, ekonominin en kolay kendi kendini ayakta tutan sektörüdür. Bence enerjinin içine siyaset karıştırıp, enerji sektörünü takatsiz bırakmamak gerekir.

Eğer Avrupa Birliği’ne gireceksek, bir gün gireceğiz Enerji Piyasaları diye yaptığımız kanunları uygulayın. Bir an evvel bu dağıtım şebekelerini falan özelleştirin.

Bakın bugün Türkiye’nin enerji faturası 30 milyar dolar. Boşa akıp giden suların üzerine kurulacak santralleri kurun. Yarım kalmış olanları tamamlayın. Bunları istiyorum.

MERKEZ BANKASI TARTIŞMASI FUZULİ

Türkiye’de yapılacak bunca iş varken bir de gündemde Merkez Bankası tartışması var. Bence bu fuzuli bir tartışmadır. Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasıyla, ne Türkiye daha çabuk büyür, ne de daha çok büyük , burada kalması yerine İstanbul’a taşınmasında bir ekonomik fayda yoktur. Burada kalması için yerleşik bir düzen var. Bu yerleşik düzenin icabı olarak daha doğrudur.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, Merkez Bankası’nın taşınması Atatürk’ün Başkent yaptığı Ankara imajına zarar verir mi? Çünkü, bu konu tartışılıyor.

Demirel: Ben o kadar hassas değilim doğrusu. Nedenini söyleyeyim. Çünkü, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin hükümet merkezi Ankara’dır kuralını tehdit edecek hiçbir şey olamaz. Yani, Ankara’daki bütün bankaları da alsanız götürseniz, hatta birçok uzun binayı da alsanız götürseniz, bu imajı kimse bozamaz. Çünkü, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi olması tarihin emridir.

Ve Türkiye bir büyük şehir kazanmıştır. Bir metropol kazanmıştır. Dünyanın en güzel ve temiz metropollerinden birini kazanmıştır. 15 tane üniversitesiyle, hastaneleriyle ve bugün İstanbul’dan sonra ikinci sanayi şehri olmaktadır. Merkezi hükümet olmak Ankara’yı kalkındırmıştır. Bunu kimse bozamaz. Bir de Ankara ile Türkiye Cumhuriyeti özdeşleşmiştir. Bir Ankaralı olarak bununla iftihar ediyorum. İstanbul’u sevmemek mümkün değil. İstanbul’u sevmeyen günah işler.

İstanbul ve Ankara diye Türkiye’nin bir meselesi yoktur. İstanbul ve Ankara birbiriyle yarış halinde değildir. Ankara’dan Merkez Bankasını alıp oraya götürmenin, bence bir yanlıştan başka adlandırılacak bir yanı yoktur. Bir yanlıştır.

Bu ayki değerlendirmemizi böylece tamamladık.

Ültanır: Teşekkür ediyorum Sayın Cumhurbaşkanım.

Demirel. Rica ederim.

Ültanır: Dilerim gelecek ay sıkıntılardan çok, olumlu gelişmelerin değerlendirmesini yaparız demek istiyorum, ama mevcut trend maalesef parlak gözükmüyor.