Elektrik Piyasasında Kriz Göstergeleri

Kaliforniya Krizi’nden Türkiye’ye:

Serbestleşen (!) piyasalarda yeterli yatırımın yapılamaması arz talep dengesizliği piyasalardaki krizin nedeni olarak gündeme gelmektedir. Yeterli yatırımın yapılmasını sağlayan mekanizmaların yasal alt yapısının bulunmaması, geçiş döneminin iyi yönetilememesi, orta dönemde arz yetersizliğine yol açmaktadır. Özellikle enerji, kalkınmasını tamamlamamış ülkelerde piyasaya geçiş, arz talep uyumsuzluğu nedeniyle piyasalaşmadan vazgeçilmesi de dahil, geriye dönüş anlamında çeşitli düzenlemelere konu olabilmektedir. Bu anlamda yaşanan en büyük kriz Kaliforniya’da olmuştur. Kaliforniya krizinin başlıca nedenlerini genel hatları ile şu şekilde sıralamamız mümkündür:

  • Plansızlık.
  • Serbestleşme programındaki belirsizlikler.
  • Yatırımların talebe göre gelişmemesi.
  • Enerji yoğun sektörlerin çok hızlı gelişmesi.
  • Çevrecilerin baskısı.
  • Dağıtım şirketlerinin üretici şirketlerle uzun vadeli kontrat yapamaması.
  • Maliyet artışlarının tüketicilere yansıtılmaması.
  • Tüketicilerin sabit fiyat nedeniyle tasarrufta bulunmamaları.
  • Alım tarifeleri yükseldikçe dağıtım şirketlerinin maliyet artışı.
  • Yatırımı artırıcı mekanizmaların bulunmaması.
  • Spot piyasasının manipülasyona açık olması.

Bu tespitlerden sonra ülkemizdeki durumu ve benzerlikleri tespit etmekte yarar olacaktır.

Elektrik piyasası faaliyetlerinin yeniden yapılanma öncesi hukuki ve ekonomik çerçevesi (başka bir deyişle serbestleşmeye geçiş gerekçeleri) ise şu şekilde özetlenebilir:

  • Rekabetin bulunmaması,
  • Faaliyetlerin birlikte yürütümü,
  • Yeterli arzın sağlanamaması,
  • Faaliyetlerde kamusal ağırlık,
  • Yüksek maliyetler,
  • Maliyeti yansıtmayan fiyatlandırmalar,
  • Yüksek kayıp kaçak oranları,
  • Hukuki altyapısı tam hazırlanmayan özelleştirmeler, yatırımların devlet tarafından veya sınırlı olarak özel sektör tarafından YİD, Yİ modelleri ile yapılması ve ayrıcalıklı şirketler olarak faaliyette bulunulması ve bu faaliyetlerde kamunun al ya da öde şeklindeki sözleşmelerle yükümlülük altında bulunması,
  • Özel sektörün pazara sınırlı girişi (Kanunlar: 3096, 3996, 4283…).

Piyasa düzenlemesi:

Regülasyon; bir piyasada mal ve/veya hizmetlerin belli kurallar, kısıtlamalar ve yaptırımlar altında, düzenlemelerle tanımlanan kişiler tarafından hangi koşullarda üretileceğini, satılacağını, dağıtılacağını, en etkin ve toplumsal yararlara uygun şekilde çözümünü ifade eden düzenlemeler bütünüdür. Düzenlemeye tabi tutulan piyasalarda, şu amaçların gerçekleşmesi beklenir:

  • Sektöre yeterli yatırımın yapılması,
  • Mal ve hizmet üretiminde etkinlik,
    • Maliyet etkinliği (uygun maliyet)
    • Talep etkinliği (uygun fiyat)
    • Teknolojik yeniliklerin takibi
  • Tüketicinin korunması,
    • Firma rantının sınırlandırılması,
    • Tüketiminin tüm topluma yaygınlaştırılması

Genel piyasa hedefleri şu şekildedir:

  • Talebi karşılayacak düzeyde kapasitenin bulunması,
  • Talebin uygun maliyetle karşılanması,
  • Piyasaya giriş ve çıkışların serbestliği,
  • Rekabet kurallarının işlerliği,
  • Ayrımcılık yapılmaması,
  • Şeffaflık,
  • Uyuşmazlıkların kısa sürede çözülmesi.

Piyasa öncesi durum aynen sürmekte midir?

Rekabetin bulunmaması; kamu sektörünün sektördeki ağırlığı sürdüğünden, özellikle de yeni özel sektör yatırımlarının yapılmasını sağlayan bir model olmadığından rekabet tesis edilememiştir. Özel sektörde kendi geçmiş alışkanlıkları nedeniyle “kendisi dışında” rekabet istemektedir.

Faaliyetlerin birlikte yürütümü; üretim, dağıtım, perakende satış birlikte yürütülebilmekte, toptan satış şirketleri ile iştirak ve kontrol ilişkisi mümkün olabilmektedir. Kamu kuruluşları tüzel kişilikleri farklı olmakla birlikte, fiilen faaliyetlerini birlikte yürütme yönünde ortak davranış yapabilir. PMUM uygulamalarında ortak firma davranışları ve kamu müdahalesi mümkündür.
Yeterli arzın sağlanamaması, arz artırılamamış, yeni kapasite yatırımları özellikle baz yük santralleri yapılmamıştır. Rehabilitasyon yatırımları da yapılmadığından, arz artışı bir yana özellikle kamu tesislerinde mevcut kapasitenin kullanılamaması durumu ve komşu ülkelerden ithalat söz konusudur.

Faaliyetlerde kamusal ağırlık, sürmektedir, sürmesi ve hatta uzun yıllar sürmesi muhtemel hale gelmiştir. Yeni yatırımları kamu kesiminin yapması veya alım nedeniyle yükümlülük artışları yüksek olasılıktır. Özel sektör piyasa riskini ancak kapasite mekanizması modelleri ile alabilir.
Yüksek maliyetler, model yatırımlar ve kaynak tercihinden gelen bu durumun bugünden yarına değişmesi mümkün değildir. Hatta alım garantili yatırımlara ve çok eleştirilen doğalgaz santrallerine dönüş söz konusudur.

Maliyeti yansıtmayan fiyatlandırmalar, çapraz sübvansiyon yasal düzenleme konusudur ve nakit açıkları nedeniyle uzun yıllar sürecektir.

Özel sektörün pazara sınırlı girişi (3096, 3996, 4283…) ;aslında pazara giriş değil, pazar dışı uygulamalar söz konusudur. EPDK'nın iddialı düzenlemelerine rağmen mevcut sözleşmelerin pazara açılması ve lisanslanmaları sağlanamamıştır. Yeni yatırımlarda da birkaç istisna dışında baz yük santral yapımı yerine küçük santraller özel sektör tarafından yapılabilir. Bu yatırımlar sistemin ihtiyacını gideremez. Otoprodüktör uygulaması ise amacını aşan bir tarzda uygulanmıştır.
Yüksek kayıp kaçak oranları; özelleştirmelerin sürekli gündemde olması, gerekli yatırımların yapılmaması ya da siyasi yatırımların tercih edilmesi nedenleri ile kayıp-kaçak oranları artmaktadır.

Hukuki altyapısı tam hazırlanmayan özelleştirmeler; kanun öncesinde yaşananların benzeri, kanun sonrası özelleştirmelerde de yaşanacaktır, hukuki altyapı yine hazır değildir. Özel sektörün en iyi yaptığı şey hazır işleyen tesisleri alıp mümkünse yabancıya - Tekel ve daha bir çok örnekte olduğu gibi - satmaktır, enerji işi yabancı şirketlere kayacaktır. Teknolojisi ve parası olmayan enerji işini yapamaz. Büyük ve teknolojik balık, küçük ve geri kalmış balığı yutar.

Yatırımların Devlet tarafından veya sınırlı olarak özel sektör tarafından YİD, Yİ modelleri ile yapılması ve ayrıcalıklı şirketler olarak faaliyette bulunulması ve bu faaliyetlerde kamunun al ya da öde şeklindeki sözleşmelerle yükümlülük altında bulunması;
Arz açığı nedeniyle alım ve ödeme garantili yatırımla (nükleer ve Afşin) gündemdedir.

Piyasa hedeflerine ulaşılmış mıdır? Ne kadar?
Talebi karşılayacak düzeyde kapasitenin bulunması, talebin uygun maliyetle karşılanması, piyasaya giriş ve çıkışların serbestliği, rekabet kurallarının işlerliği, ayrımcılık yapılmaması, şeffaflık, uyuşmazlıkların kısa sürede çözülmesi gibi piyasa hedeflerinin bir çoğuna da ulaşılmadığı bir gerçektir. Nedenleri ayrı etüt konusu olabilecek konuların analizini akademisyenlere bırakırken, her ülkenin kendi modelinin olması gerektiğini, başka elbiselerin üstümüze uymayacağını belirtmekle yetinelim.

Ülkemizin temel eksikliği enerji teknolojisi ve finansmandır. Her iki konuda dışa bağımlıdır ve bu iki konu enerji yatırımlarının temelidir. Bu açıdan hangi kaynak olursa olsun, yatırımda bir dışa bağımlılık söz konusu olacaktır.

Piyasalaşmadaki tek başarı örneği İskandinav piyasası kendine özgü bir çok avantaja sahiptir. İskandinav ülkeleri (Norveç, İsveç, Finlandiya ve Danimarka) 1991 yılında Norveç’te kurulan sistem üzerinde kendi elektrik piyasalarını birleştirmişlerdir. Bu ülkelerin;

  • Ulusal sistemleri enerji kaynakları için uygun birer tamamlayıcıdır (Norveç’te hidrolik, Danimarka’da fosil yakıt hakimiyeti varken İsveç ve Finlandiya karışık kaynakları kullanmaktadır).
  • Bu ülkelerin gelişimini tamamlamış elektrik şebekelerine sahiptir, büyük miktarda yatırım gerekmemektedir.
  • Kamu mülkiyeti hakimiyeti bulunmaktadır.
  • Talep artışı düşüktür (yeni yatırım ihtiyacı çok azalmaktadır).

Plansızlık, serbestleşme programındaki belirsizlikler, yatırımların talebe göre gelişmemesi, enerji yoğun sektörlerin çok hızlı gelişmesi, çevrecilerin baskısı, dağıtım şirketlerinin üretici şirketlerle uzun vadeli kontrat yapamaması, maliyet artışlarının tüketicilere yansıtılmaması, tüketicilerin sabit fiyat nedeniyle tasarrufta bulunmamaları, alım tarifeleri yükseldikçe dağıtım şirketlerinin maliyet artışı, yatırım artırıcı mekanizmaların bulunmaması, spot piyasasının manipülasyona açık olması gibi Kaliforniya krizinin nedenleri olarak gösterilen unsurlar hatta bu unsurların fazlası ülkemizde mevcuttur.

Geçiş döneminde tek alıcı tek satıcı modelinin uygulanması gerektiğini, mevcut sözleşmeler nedeniyle sistemin bu modele yakın olması gerektiğini, piyasada sinyal fiyatın hemen oluşamayacağını, bu yüzden arz açısından zaman kaybedilmemesi gerektiğini, salt ikili anlaşma modeli ile baz yük santrallerinin yapılamayacağını, daha tasarı halinde iken ve Kanun sonrasında da sunduğumuz çeşitli tebliğ ve makalelerde savunmuştuk.Ne güzel söylemiş şair “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”.

Sistem elbette özel sektör finansmanına ihtiyaç duyacaktır, bu ise üretilen elektriğin uzun vadeli elde edilebilirliğini sağlamak, fiyatını güvenceye almak ve proje finansmanı için tek alıcı modelin bir çeşidi olan uzun dönem sözleşmeler yoluyla olacaktır. Şu anda gelinen nokta budur ve Dergimizin önceki sayılarında belirttiğimiz Kanun Tasarısı ile sistem bu modele kaymaktadır.

Son söz: Rekabet bedava ekmek değildir, rekabetin maliyeti çeşitlidir ve genellikle çok yüksektir.

Cengiz GÜNEŞ

GÜNEŞ Danışmanlık