Demirel ile Siyasetin Gündeminden

2008 Yılı, 2007’nin Etkisi Altında Kalacaktır!...

9’uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel, 2007 yılının genel değerlendirmesi ile 2008 yılına ilişkin uyarılarını, Genel Yönetmenimiz Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır’a verdiği demeçte açıkladı ve soruları yanıtladı.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, 2007 yılını tamamlamak üzereyiz, 2008 yılına geçeceğiz. 2007 yılı Türkiye’ye değişik ve önemli siyasi gelişmeler getirdi. Ocak ayından itibaren her ayki değerlendirmelerinizle bunları EkoENERJİ’nin gündemine taşıdık. Şimdi son bir ayda ortaya çıkan gelişmelerin ışığında, nasıl bir ortamda 2008’e geçiyoruz ve sizce 2007’den 2008’e yansıyacak olaylar ve sorunlar nelerdir?

2007’YE BAKINCA GÖRÜLENLER

Demirel: Kısaca 2007 için bazı şeyler söyleyelim ki, siyasi ve sosyal hadiselerin hepsinin bir gerisi, geçmişi var. Yani, bunlar bir günde olmuyor. 2007’yi tamamlıyoruz ve 2008’e gireceğiz. 2008, 2007’nin etkisi altında kalacaktır. 2007’den birtakım sorunlar 2008’e taşınacak. İyi şeyler de taşınıyor, beraberinde zorluklar da taşınıyor. Kısaca 2007’ye bakacak olursak, şunları görüyoruz:

AYAĞA KALKAN PKK TERÖRÜNE HİDDET VE ÖFKE

2007 çok çalkantılı bir yıldır. Bu çalkantıların en baştaki hedefi ve en rahatsız edici olanı terördür. PKK terörü yeniden 2007’de ayağa kalkmıştır ve gerek sınırlarımızı bekleyen askerlerimize, gerekse diğer görevlilere, gerekse Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki sivil halka yöneltmiş oldukları saldırılar, ülkede büyük bir infial, büyük bir öfke yarattı. Bu hiddet ve öfke hem güvenlik makamlarımızı, hem parlamentomuzu, hem de siyasi görevlileri harekete geçirdi.

EN ÖNEMLİ MESELELERDEN BİRİ MÜDAHALE İÇİN YETKİ TARTIŞMASI

PKK terörünün odağı olan Kuzey Irak, Türk güvenliğinin hedefi haline geldi. Güvenlik makamları, daha çok Genelkurmay buraya müdahale edilmesi lazım geldiğini, müdahale etmek için yetkileri olmadığını ifadeyle söze girdiler ve bu tartışma epeyce sürdü. Bana göre en önemli meselelerden birisi buydu.

CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ TARTIŞMASINDAN DOĞAN RAHATSIZLIK

Diğer bir mesele ise Cumhuriyetin kazanımları, Türkiye’de tartışılır hale geldi. Bu büyük bir rahatsızlık yarattı ve Nisan, Mayıs 2007 içerisinde Türkiye’nin büyük şehirlerinde, hemen pek çok yerinde büyük mitingler oldu. Halkın geniş çapta rahatsızlığı ortaya kondu. Türk Siyasi Tarihi’nde görülmemiş ölçüde büyük kalabalıklar toplandı.

BEŞ SENEYE DAYANAMAYIP SEÇİME GİDİŞ VE REFERANDUM

Parlamento Cumhurbaşkanını seçemedi. Cumhurbaşkanının seçilemeyişine ilişkin tartışmalar oldu. Daha sonra da Parlamento bir taraftan seçim kararı aldı, bir taraftan referandum kararı aldı. 22 Temmuz’da beş senesi dolmadan seçime gidilmek gibi bir durumla karşı karşıya kalındı.

Bizim söyleyegeldiğimiz şey; “Türkiye’de beş sene uzundur, beş seneye dayanamazsınız”. Halbuki iktidar makamlarının söyleyegeldiği şey; “Bizim müddetimiz beş senedir, biz Türkiye’yi o kadar iyi idare ettik ki, bakın ilk defa olarak beş senede bir seçim yapılabilir haldedir. Çünkü, Türk halkı sizi istemiyor” şeklinde konuştular, ama sonunda seçime gitmek mecburiyetinde kaldılar.

Bir de referandum yapıldı. Referandumla Anayasa’da değişiklik yapıldı. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi getirildi. Milletvekili seçimi süresi dört yıla indirildi. Bunlar çok önemli kararlardı. Önemli tartışmalara sebep oldu. Seçim süresi yine de tartışılacaktır.

ALTI SORUNLU DURULMA

Seçim 22 Temmuz’da yapıldı. Seçimin ortaya çıkan neticeleri önemlidir. Türkiye’nin içinde olan hadiseleri söyleyerek, bütün bunlardan şuraya gelmek istiyorum; Türkiye siyasi meseleleri çok tartıştı, çok çalkantılı oldu bu. Şimdi, 2008’e girerken bir durulma görülüyor. Yalnız, bu durulmanın altı sorunludur. Buradan yine dönüp geleceğim, birinci mesele olarak ele aldığımız terör meselesine.

22 Temmuz’da seçilmiş olan Meclis 2002 Meclisine nazaran temsilde adalet meselesini çok daha iyi çözümlemiş durumda. Yenilenen Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhurbaşkanını seçti. Cumhurbaşkanlığı seçimi yine tartışmalı oldu, ama seçti.

Arkasından, Türkiye Büyük Millet Meclisi 505 üyenin iştirakiyle Silahlı Kuvvetlerin yurt dışına gönderilmesine karar verdi, yani Anayasa’nın ilgili maddesine göre silahlı gücün yurtdışında kullanılmasına karar verdi ve yeni bir durum meydana geldi.

Silahlı Kuvvetler daha önce, “yetkimiz olsa biz bu müdahaleyi yaparız” diyorlardı. Daha sonra Meclis yetki verdi, ama bu yetkiyi hükümete verdi. “Hükümet bize vermedi, Hükümet bize bu yetkiyi verirse biz bunun gereğini yaparız” tartışması oldu. Bu tartışmalar 5 Kasım 2007 tarihine kadar geldi.

ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI: 5 KASIM 2007 VE SONRASI

5 Kasım 2007 tarihini çok önemsiyorum. Çünkü, o tarihe kadar olan tartışmalarda, Türkiye’de her şehit cenazesi büyük infiale sebep oldu ve bu infialde PKK lanetlendi, PKK lanetlenirken, bu PKK’nın arkasında bulunan Kuzey Irak İdaresi lanetlendi, Barzani ile kim varsa lanetlendi ve Kuzey Irak’taki İdarenin arkasında sayılan Amerika lanetlendi. Türkiye’de her şehit cenazesi bir Amerikan düşmanlığına da şahadet etti. Zaten Amerikan düşmanlığı 1 Mart 2003 tarihinden itibaren almış yürümüştü.

Fakat, 5 Kasım tarihinde şöyle bir gelişme oldu; Türkiye Başbakanı ile Amerikan Cumhurbaşkanı konuştular. Amerika Cumhurbaşkanının “PKK is our enemy” – PKK bizim düşmanımızdır, “PKK is enemy of Turkey” – PKK Türkiye’nin düşmanıdır, “PKK is enemy of Iraq” – PKK Irak’ın düşmanıdır şeklindeki beyanları çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.

Tabii, bu beyanlardan Türk kamuoyu şu neticeyi çıkardı, Türkiye Parlamentosu ve siyaseti de bu neticeyi çıkardı zaten; “şimdi Türkiye terörizm ile mücadele ederken, Amerika yanındadır, Irak devleti yanında olacaktır”. Iraklılar da buralara geldiler gittiler. Öyleyse, Türkiye yalnız değildir. Türkiye’nin bu terör mücadelesinde yalnız olmadığına ilişkin olarak biraz da dünyanın başka ülkelerinde de beyanlar yapıldı. Avrupa Birliği ülkeleri bu istikamette beyanlar yaptılar ve Türkiye terör mücadelesinde bir dünya kamuoyu desteği buldu.

Aralık ayının ortasından sonra yapılan, 16 Aralık, 22 Aralık hava harekatları, işte “anlaşıldı konuşuldu, ama istihbarat alışverişi yapılacaktı, başka şeyler yapılacaktı, bir şey olmadı” dedirtmedi. İstihbarat alışverişi yapıyoruz, oraya da müdahalede bulunduk. Bu müdahaleyi Amerika destekledi. Avrupa da destekledi. Ama, Kuzey Irak’taki Kürt İdaresi bundan hoşlanmadı, netice itibariyle buna hoş bakmadı, hoş bakmıyor da!...

TÜRK GÜVENLİK GÜÇLERİNE ARTAN GÜVEN

Şimdi 2008’e böyle giriyoruz. 2008’e girerken gene bu mesele çok önemli bir meseledir. Türk kamuoyunun Türkiye’nin güvenlik güçlerine, askerlerine ve bütün güvenlik güçlerine karşı itimadı daha da kavileşmiştir. Yani, Türk askeri, Türk güvenlik güçleri Türkiye’yi koruyacak, Türkiye’nin hukukunu savunacak ehliyete, hünere ve bilgiye sahiptirler, kararlıdırlar. Kendilerine görev verildiği zaman her şart altında, işte eksi 20-30 derece altında, kar kış demeden görevlerini yaparlar. Bu bir defa daha görülmüştür. Türk milleti askerine daha fazla muhabbetle, sevgiyle sarılmak, inançla sarılmak imkânını bulmuştur.

Bundan sonra orada ne olacaktır? Onu bilmiyoruz. Çünkü, mesele sadece oradan ibaret değildir, ama orası önemli bir yaradır. Oradaki PKK güçleri etkisiz hale getirilirse, Türkiye kendi içindeki PKK güçlerini de etkisiz hale getirmenin çaresini mutlaka bulacaktır.

PKK HAREKETİ ASAYİŞ OLAYIDIR

Bana göre PKK hareketi, hareket olarak, arkası başka mesele, bir etnik ideolojiye dayanıyor, ama hareketin kendisi bir asayiş olayıdır. Yani elinde silah olan adamın bir ülkenin dağlarında, ovalarında, şehirlerinde dolaşmasının hiç izah edilir tarafı yoktur. Bunun anlaşılır tarafı da yoktur. Her devlet, bunu yapanların elinden o silahı alır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de dağlarını, ovalarını, şehirlerini, kasabalarını tertemiz etmek lazımdır. Bu yapıldığı taktirde sanıyorum ki, bilhassa bunların destek aldıklarını sandıkları bölgeden destek almaları ortadan kalkacaktır. Halk zaten devlete sadakatle bağlı bir halktır. Bu halkı aslında, “size devlet kuruvereceğiz, sizi daha iyi şartlara götüreceğiz, daha özgür yapacağız, sizin uğrunuzda savaş veriyoruz” diye kandırdıkları ve eziyet ettikleri bu halkın, o zaman bunlar yakasından düşeceklerdir. Bu çok önemli bir hadisedir Türkiye’de. Bu yapılmadıkça başka hiçbir şey yapılamaz.

MECLİS’TEKİ BİR PARTİ

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir parti var. O parti bunları kınamıyor. Yani, cinayet işleyen PKK terörü ve çetesini kınamıyor. Bu partinin genel başkanı da askerlikten kurtulmak için sahte rapor aldığı iddiasıyla hapishanededir. Önümüzdeki günlerde bu nasıl gelişecek? Dünya buna nasıl bakacak?

Ben umarım ki dünyanın bakışında, Türkiye’ye verilen destekte bir azalma olmaz. Ama, Türkiye’nin elini çabuk tutup, ne yapacaksa bir an evvel yapması lazım. Tabii ki uzun süre bu destekleri sürdürmek kolay değildir. Bir an evvel ne yapacaksa onu yapmalıdır. 2008’e girerken, Türkiye’nin görünür olan birinci meselesi aşağı yukarı bunlardır.

ÖNÜMÜZDEKİ AYLAR İÇİN ENDİŞELER

2007 Seçimi yüzde 47 oyla bir siyasi iktidar getirmiştir. Bu siyasi iktidar tabii süresi boyunca ülkeyi yönetecektir. Meşruiyet tartışmaları yoktur. Yalnız, 2008’e girerken, önümüzdeki aylar içerisinde, 2007 Nisan’ında başlamış bulunan tartışmaların yenilenebileceğinden endişelerim vardır.

Bilhassa bir “Anayasa Tartışması” açılacaktır. Bu anayasa tartışması yapılırken, Cumhuriyetin kazanımlarına karşı takınılacak tavrı çok önemsiyorum. Yeniden bir türban tartışması, yeniden üniversite tartışması, yeniden laiklik tartışması, yeniden Türk kimliği tartışması gibi olaylar, umarım ülkeyi rahatsız etmez. Bu tartışmaların açılmasından endişe ediyorum.

Bu zamana kadar kabul görmüş birtakım kavramların yeniden tarif edilmeye kalkılmasından sonra daha sıkıntılar doğabilecektir. Hele, “işte biz terörü önlüyoruz” diye ve “terör sadece asayiş tedbirleriyle önlenmez, başka tedbirler almak lazımdır” şeklindeki tartışmalar da yapılıyor. Bence terör asayiş tedbirleri ile önlenmedikçe, başka tedbirleri geçerli yapamazsınız. Onun için orada ters bir manzaraya gitmemek lazımdır. Terörü önlüyoruz diye alacağınız tedbirler, teröre cesaret vermemelidir. 2008’e böyle giriyoruz.

YAVAŞLAYAN BÜYÜME

Ekonomi bakımından, 2007 senesinin ortasından itibaren büyümede yavaşlama var. Enflasyonun düşmesinde de yavaşlama var. 2008’e zaten bütün dünya, bilhassa para piyasaları çok kaygılı giriyor. 2008 içinde para piyasalarında ne olabileceğini “The Economist” dergisi 22 Aralık tarihli sayısında yazmış. Diyor ki, Bankruptcies, recession, litigation, protectionism: sadly, all are possible in 2008“ (İflaslar, durgunluk, tasfiye, korumacılık bunların hepsi 2008’de mümkündür). Dünya için söylüyor bunları.

Dünyaya baktığımız zaman, aslında 2007 yılı düzgün bir yıldır. Dünya yüzde 4.5 civarında bir kalkınma hızını sağladı. Kalkınmakta olan memleketler yüzde 7, kalkınmış memleketler yüzde 1.38 civarında bir kalkınma hızı sağladı. 2008’in de yine borsalarda meydana gelebilecek, finans çevrelerinde meydana gelebilecek tehlikeli ihtimaller, eğer yerine gelmezse, yine düzgüne yakın bir yıl olacağı tahmin ediliyor. Dünya 2008’e böyle giriyor.

2008’e girerken Türkiye ekonomisindeki mesele sadece büyümeyle bitmiyor. İşsizlik şikayetleri devam ediyor. Yine ödemeler dengesi açığı, cari açık, ticaret açığı Türkiye’nin büyük meseleleri olmaya devam ediyor. Sanayileşmenin problemleri var. Çünkü, ihracat ithalatı karşılayacak durumda değil, ikisinin arasında çok büyük bir fark var.

DIŞ GELİŞMELER

2008’e girerken dış politika meseleleri var. 2008’e girerken, bir tarafta Amerika ve Avrupa ile olan, daha doğrusu dünya kamuoyu ile bilhassa terörden dolayı olan münasebetlerini Türkiye düzeltmiş görünüyor. Hatta bizim basın, “Amerika Türkiye’yi yeniden kazandı, Türkiye Amerika’yı yeniden kazandı” gibi Türk-Amerikan münasebetlerinde ve bunun neticesi olarak Türkiye-Avrupa münasebetlerinde birtakım iyileşmeler olabileceğini tahmin ediyor. Bunlar sevindirici şeyler.

Şimdi benim kanaatimce, büyük ülkelerle, büyük devletlerle itişip kakışarak bir yerlere varmak mümkün değildir. Kendi menfaatlerimizi koruruz. Menfaatlerimizi koruduğumuz nispette, büyük devletlerle dostluğu devam ettirmekte yarar olur.

Dünya 2008’e gene bir Çin olayı ve bir Hindistan olayı ile birlikte giriyor. Avrupa Birliği bir Anayasa kabul etmiş olarak giriyor ve bu Anayasayı referanduma götürmeyecek. Lizbon’da yaptıkları anlaşmadan öyle görünüyor. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı olan tavrı hoş değil.

Kıbrıs’ta herhangi bir ilerleme olmamıştır. Türkiye’nin Filistin meselesine daha yakından müdahil olması iyi bir şey. Umuyorum ki, Türkiye Kafkasya ve Orta Asya’ya, Balkanlara daha çok ilgi göstermek durumunda olacaktır. Ve umuyorum ki, Türkiye kendi yerini tayinde 2008’de daha aktif olacaktır, daha etkili olacaktır.

2008 İÇİN DİLEK, TEMENNİ VE KUTLAMA

2008’den ümidimiz terörün ortadan kalkmasıdır. Çok önemli bir şey, huzuru, sükûnu, asayişi muhafaza edecektir. Ülkede çalkantılara, lüzumsuz tartışmalara meydan vermeyecektir. 2008’in iyi bir yıl olmasını diliyorum. Vatandaşlarımın 2008 yılını kutluyorum.

SORULAR VE CEVAPLAR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım değerli demeciniz için çok teşekkürler. Şimdi izninizle bir-iki soru sormak istiyorum. 5 Kasım’da yapılan Bush-Erdoğan zirvesini sonucu itibariyle çok önemsediğinizi söylediniz. Elbette bunda çok haklısınız. Nitekim, bu görüşmeden sonra iki ülke arasında gerçekten bir yumuşama ve yakınlaşma ortaya çıktı. Ancak, Amerika’nın karşısında bir İran sorunu var, bir de Suriye meselesi var ve bunlar 2008’de beklenmeyen gelişmeler yaratabilir. Amerika, Türkiye’nin Suriye ve İran ile ilişkilerinden rahatsız. Kuzey Irak’ta Türkiye’ye kapıyı açtı, ama Türkiye’nin İran ve Suriye nedeniyle Amerika ile yine ters düşmemesi için ne gibi bir konum alması lazım? Türkiye’nin bu konudaki politikasını uygun buluyor musunuz?

AMERİKA İRAN’A KARŞI OLAN POLİTİKASINI DEĞİŞTİRECEK GÖRÜNÜYOR

Demirel: Tabii, şimdi Amerika aslında İran’a karşı olan politikasını da değiştirecek, öyle görünüyor. İran da Amerika’ya karşı politikasını değiştirecek. Yani, İran eğer “nükleer silah yapacağım” demeye devam ederse, esasen Türkiye’nin dünya kamuoyu yanında yer almaktan başka yapacağı bir şey yoktur. Ama İran, “ben nükleer enerjiyi sivil maksatlar için kullanacağım, diğer ülkeler gibi, Almanya gibi, Japonya gibi” der ve uluslararası denetime razı olursa, buna kimsenin bir diyeceği olmaz. Sanıyorum ki, 2008 içerisinde İran ve Amerika birbirine yaklaşacaktır. Umuyorum ki, 2008 içerisinde Irak parçalanmasın. Nitekim Kerkük referandumunun yapılmayışı iyi işaretlerdir. Umuyorum ki, Irak’ta bir sükûnet meydana gelsin ve Amerika’nın İran’da yeni bir cephe açacağını sanmıyorum.

SURİYE FİLİSTİN BARIŞINA YAKLAŞIYOR

Esasen Suriye’nin de bu Amerika’daki Annapolis Barış Toplantısı’na falan iştirak etmesi sebebiyle bir miktar Filistin barışına yaklaştığını tahmin ediyorum. Daha doğrusu İsrail’in Golan tepelerini falan verme niyetleri vardı. Bunları yaparak, barışa varabileceğini tahmin ediyorum.

İRAN-AMERİKA YUMUŞAMASI TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ AZALTIR MI?

Ültanır: Efendim, eğer İran ile Amerika’nın ilişkileri yumuşarsa, tabii ki yumuşaması dünya barışı için bir kazanç olur.

Demirel: Öyle görünüyor.

Ültanır: Bu ilişki yumuşarsa ve İran nükleer teknolojiye de kavuşursa, o zaman Türkiye’nin Ortadoğu’daki önemi azalır mı? Çünkü, azalacağına ilişkin görüşler de var.

Demirel: Hayır. Türkiye’nin önemi hiçbir şekilde azalmaz. Çünkü, Türkiye demokratik ve seküler, yani laik bir idareye sahip olduğu için uygar dünyanın değerlerini özümsemiştir. Onun içindir ki, Türkiye’nin değeri azalmaz ve Türkiye moderniteyi benimsemiştir. Cumhuriyeti, İslamı, moderniteyi, laikliği, demokrasiyi, bu beşliyi beraber götürebilmeyi başarmıştır. Bunda birtakım dalgalanmalar var, ama bu dalgalanmalardan Türkiye’nin çok fazla zarar göreceğini sanmıyorum. Türkiye eğer bunu muhafaza ederse, o zaman önemi azalmaz. Türkiye’nin önemi sadece bulunduğu mevki bakımından değildir. Gücü bakımından da değildir. Atatürk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu değerler bakımındandır.

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ’NDE HAVLU ATMAMALI

Ültanır: Efendim, yine konuşmanızda bahsettiniz, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı tutumu, özellikle Fransa ve arka planda da Almanya’nın yüzünden hiç iyi değil, hatta üzüntü verici.

Demirel: Doğru.

Ültanır: Türkiye bu aşamada Avrupa Birliği ile ilişkilerini gözden geçirmek veyahut da daha radikal bir adım olarak belirli bir süre için askıya almak gibi bir yola gitmeli mi? Böyle görüşler de var. Yoksa, bu karşı çıkışlara bakmadan yoluna devam etmeli mi?

Demirel: Çekilmek, Avrupa’da Türkiye’yi istemeyenlerin ekmeğine yağ sürer. O zaman diyeceklerdir ki, “kendisi pes etti”. Herkesi Türkiye’nin düşmanı saymak yanlış, Türkiye’nin dostları da var. Kimseye “havlu attı” dedirtmemeli, Türkiye havlu atmamalı.

Zaten Türkiye’nin meselesi aslında Avrupa Birliği’ne kaydolmak değil. Avrupa Birliği seviyesine ulaşmak. Bunu gözden hiç kaçırmamalı. Türkiye, maalesef reformlarda geri kaldı. Reformları yapmalı. Türkiye kalkınmasını daha iyi hale getirmeli. Türkiye’nin kalkınması yüzde 5’in altına düşmemeli. Yoksa, büyük sıkıntılara gireriz.

MERKEZ BANKASI’NIN İSTANBUL’A TAŞINMASI YANLIŞ OLUR

Ültanır: Efendim, son sorum, Türkiye’de son günlerde tartışılan bir konu üzerinde olacak. İstanbul’un finans merkezi haline getirilebilmesi için T.C. Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması konusu. Bugün büyük devletler dahil genelde Merkez Bankaları ülkelerin başkentlerinde bulunuyor. Türkiye’nin başkenti Ankara ve bu Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddesi içinde yer alıyor. Bir kentin finans merkezi olması için Merkez Bankasının o kentte bulunmasının gerekmediği de dünyada başka ülkelerin uygulamalarından görülüyor. Hal böyle iken, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmak istenmesi, başkent Ankara imajına bir yara vermek için midir? Böyle bir şey olabilir mi, bu konuda ne dersiniz?

Demirel: Merkez Bankasının İstanbul’a taşınmak istenmesi yanlış. Aslında Merkez Bankası’nın İstanbul’da olması Türkiye ekonomisine hiçbir şey katmaz. Bu bir sembolik olaydır. Ankara’nın başkentliğine bir zarar getirmese de, bunun gereği yok. Gereği yoksa, neye, niçin böyle bir yola başvuruluyor? Hiç gereği yok.

Ültanır: Peki Sayın Cumhurbaşkanım, çok teşekkür ediyorum. 2008 yılının ülkemiz için hayırlı bir yıl olması dileklerimizle, zatıâlinizle bu ayki EkoENERJİ sohbetimizi tamamlıyoruz. 2008’de inşallah Türkiye olumlu siyasi gelişmeler yaşar.

Demirel: İnşallah Sevgili Hocam, ben de teşekkür ediyorum.

24.12.2007