
- Büyüme hızının yavaşlaması, 2007 için büyüme hedefinin yüzde 4’lere düşürülmesi, istihdam yaratamayan büyüme performansının tartışılmasına neden oluyor.
- TÜİK verilerine göre, geride kalan dönemdeki ortalama yüzde 7’lik büyüme performansına rağmen son üç yılda istihdam artışı yerinde sayıyor.
“Türkiye ekonomisinin bir numaralı sorunu nedir?” sorusuna iktidarından muhalefetine, işveren örgütünden, sendikalara, akademik çevrelerden, kamudaki teknokratlara herkes aynı yanıtı veriyor; İşsizlik ve İstihdam.
Türkiye çok hızlı bir yapısal değişim sürecinden geçiyor. Tarımda çalışan nüfus hızla eriyor ve kentlere yığılarak iş talep ediyor. Ancak, yapısal değişimin ihtiyaçlarını önceden görerek uzun erimli eğitim, istihdam ve üretim politikaları geliştirememek Türkiye’ye çok pahalıya mal oluyor. Hâlâ 7 yıl öncesinde kalan olağanüstü dönemin, kriz döneminin ekonomik verilerini bugünkü verilerle kıyaslayarak övünmek, önümüzdeki faturayı her geçen gün daha da büyütüyor.
“Ekonomik istikrar” yalanlarıyla çocuklarımızın geleceğini karartıyoruz.
Uzunca bir süredir TBMM’deki sandalye sayısıyla ölçülen siyasi istikrarın, ekonomik istikrar için tek ve yeter şart olduğu toplumda genel kabul görmüş bulunuyor. Bu yanlış varsayım yeni ve uzun erimli ekonomi politikalarının tasarımını güçleştiriyor, iktidarı da üşengeçliğe itiyor. İktidarın, krizden çıkmak için tasarlanan orta vadeli politikalara iktidara gelir gelmez sıkı sıkıya sarılan AKP hükümetlerinin böylelikle kazandığı “reformcu iktidar” kimliğinin, seçim yılı 2007’de popülist yaklaşımlarla yara aldığı resmi verilerle ortada.
Büyüme hızında düşüş, mali performansta bozulma, enflasyon hedefinde yüzde 100 sapma, ihracattaki artışa rağmen dış ticaret açığının ve cari açığın artması, büyümenin istihdam yaratamaması, tüketici güvenindeki negatif hareket, sıcak para girişinin yarattığı sanal yüksek değerli YTL, ekonomik istikrarın hiç de iktidar sözcülerinin anlattığı gibi olmadığını gösteriyor.
YALANCI BÜYÜME
Türkiye’de kamuoyunun, büyüme performansı ile ilgili yanıltıcı değerlendirmeleri bir yana bırakıp ekonomik gelişme kaynaklarını objektif bir biçimde irdelemesi gerekiyor.
Bu irdelemeyi yaparken akla gelen sorular ise şöyle:
- Son beş yılda ortalama yüzde 7 büyüdüğü kabul edilen bir ekonomide, bu süre içinde temel sorun işsizlikte neden mesafe alınamadı?
- Tarım sektörünün GSMH içindeki payı hızla azalırken, öteki sektörlerde bu azalışı karşılayacak gelişmeler neden yaşanamadı?
- Gelişmişliğin göstergesi olan hizmetler sektörü neden daha hızlı büyüyemedi?
- Eğitimini başarıyla tamamlayan gençler neden üretim sürecine katılamıyor?
- Zaten düşük olan kadın istihdamı (işgücüne katılımı), neden azalıyor?
- 100 milyar doları aştığı için sıkça öğündüğümüz ihracatın katma değer ve istihdama katkısının neden sınırlı kalıyor?
- Ekonomide yeni vergi alanları yaratma ve kayıt dışı alanı azaltma yerine neden mevcut mükelleflere ve dolaylı vergilere yükleniliyor?
- Resmi verilerde kayıt dışı istihdam neden yüzde 50 görünüyor?
Daha uzun bir liste oluşturması olanaklı olan bu soruları yanıtlarken, konumumuzu doğru oturtmamız için uluslararası karşılaştırmalara üzücü olsa da daha gerçekçi yaklaşmak zorundayız. Uluslararası karşılaştırma ve rekabet sıralamalarında dünyanın en büyük 16’ncı ya da 17’nci ekonomisi olarak görülen Türkiye ekonomisi, ne yazık ki kalkınmış 35 dolayındaki ülkenin yer aldığı OECD bünyesinde yapılan sıralamalarda hep son sıralarda yer alıyor.
TÜRKİYE 23 ÇEYREKTİR BÜYÜYOR DA DİĞER ÜLKELER NE YAPIYOR?
Ekonomi 23 çeyrektir büyüyor. Hükümet ve ekonomi yönetiminin övünçle yineledikleri bu durum dünya ölçeğinde nasıl değerlendiriliyor ? Ya da soruyu tersten sorarsak, Türkiye ekonomisi 23 çeyrektir büyüyor da, öteki ülkeler bu performansı gösteremiyor mu? Ne yazık ki, bu soruları yanıtlarken dünyada küresel düzeyde yaşanan gelişmelere bakmak gerekiyor. Türkiye uluslararası düzeyde kendi sıkletinde olan gelişmekteki ülkelerle kıyaslanıyor. Türkiye’nin ortalama yüzde 7 büyüdüğü dönemde, gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızının yüzde 8.2 olduğunu gözden ırak tutmamak gerekiyor. Üstelik, bu gelişmenin dünyada küresel likiditenin hızla genişlediği bir ortamda gerçekleştiği, bu elverişli ortamda küpünü dolduramayan ülke bulunmadığını da unutmamalıyız.
İSTİHDAM NEDEN EN ÖNEMLİ SORUN?
|
GÜNCEL İSTİHDAM VERİLERİ
Türkiye, 2002 başından bu yana 23 çeyrektir kesintisiz büyür ve yıllık gayri safi milli hasıla tutarını dolar cinsinden üç katına çıkarırken, bu büyüme modelinin yeterince istihdam artışı sağlamadığı TÜİK’in bayram öncesi yayımladığı verilerle de ortaya çıktı.
2001 sonundan bu yılın Eylül sonuna kadar olan yaklaşık altı yıllık dönemde, iş gücüne dahil nüfus 2 milyon 275 bin kişi artarak, 25 milyon 766 bine ulaştı. Aynı dönemde istihdamdaki nüfus ise net olarak 1 milyon 937 bin kişi artarak, 23 milyon 361 bine çıktı. Kesintisiz büyüme yaşanmasına rağmen, iş gücündeki kadar istihdam artışı sağlanamayan son altı yılda, TÜİK tanımı baz alındığında bile, işsizlerin sayısı net olarak ancak 438 bin kişi artış gösterdi.
Söz konusu “resmi” işsiz sayısı 2001 yılında 1 milyon 967 bin kişi olarak gerçekleşmişti. Yıllık bazda 2002’de 2 milyon 464 bin, 2003’te 2 milyon 493 bin, 2004’te 2 milyon 498 bin olan işsiz sayısı, 2005 yılında 2 milyon 520 bine kadar çıktı. 2006 yılında 2 milyon 446 bine gerileyen işsiz sayısı, bu yılın Eylül ayı itibariyle ise 2 milyon 405 bin olarak belirlendi.
GERÇEK İŞSİZLİK DAHA YÜKSEK
TÜİK’in, işsiz sayısına dahil etmediği mevsimlik işçiler ve son üç ayda düzensiz işlerde kısa süreli çalıştığı için “eksik istihdamda” sayılanları dikkate almayıp, sadece “iş başı yapmaya hazır” ancak umudunu yitirdiği için ya da diğer nedenlerle iş aramayanlar dahil edildiğinde bile, geniş tanımlı işsiz sayısının çok daha yüksek olduğu görülüyor. Yani TÜİK’in tabiriyle “Toplam katma değerin oluşmasına katkıda bulunduğunuz için istihdam içinde yer alıyorsunuz” dediğimiz gizli işsizleri dahil edersek, durum daha da vahimleşiyor. Eylül ayı itibarıyla işsiz olduğu halde, “iş aramadığı” gerekçesiyle, “iş gücüne dahil olmayan nüfus” içinde gösterilen “umutsuzlar”ın sayısı 2001 sonundan bu yana 681 bin artarak Eylül 2007’de 1 milyon 741 bine ulaştı. Bu kişiler de dahil edildiğinde geniş tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 119 bin artarak 4 milyon 146 bine ulaşmış bulunuyor.
TÜİK tanımlı işsizlik oranı Eylül ayı itibarıyla yüzde 9,2 düzeyinde bulunuyor.
İş başı yapmaya hazır olduğu halde, umudunu yitirerek veya diğer nedenlerle iş aramayan kişilerin hem resmi işsiz sayısına, hem de iş gücüne dahil edilmesi yoluyla yapılan hesaplamada, 2001 sonunda yüzde 12,3 olan işsizlik oranı, 2006 sonunda yüzde 16,9’a kadar çıktı. Aynı hesaplamaya göre işsizlik oranı 2007 Eylül sonu itibariyle yüzde 15,1 olarak belirlendi.
İŞSİZLERİMİZ, İŞ BULAMADAN YAŞLANDI
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) ve TÜSİAD - Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu’nun araştırmalarına göre Türkiye’de işsizlik giderek kronikleşiyor. İşsizler iş bulamadan yaşlanıyor ve orta yaş işsizliği de kemikleşiyor.
TEPAV’ın araştırmasına göre, son on yılda işsiz sayısı 1 milyon kişi arttı. Orta yaşlılar arasındaki işsizlik ise, diğer yaş gruplarına kıyasla daha hızlı artış gösterdi. İşsizlik en çok 25-34 yaş aralığındakilerde yaşanıyor. Türk ekonomisinin, böyle bir eğilimle ilk defa karşılaştığı kaydedilen araştırmada, “istikrarlı büyüme döneminin başında gençlerin işsizliği ön plandayken, dönemin devamında orta yaşlılar arasında işsizliğin yaygınlaştığı” kaydedildi. 1996-2006 arası dönemde, genel işsizlik 1,63 kat artarken, en büyük artış 2,68 kat ile 35-54 yaş grubunda yaşandı. 1996 yılında, en büyük işsiz grubunun yüzde 33 payla 20-24 yaş grubuyken, 2006'da en büyük payın yüzde 36 ile 25-34 yaş grubunda olduğu, 35-54 yaş grubunun toplam işsizler içindeki payının ise 1996'daki yüzde 16 düzeyinden, 2006'da yüzde 27'ye yükseldiği ifade edildi.
2005'den 2006'ya 34 yaştan daha genç kesimde mutlak işsizlik sayısı düşerken, 35 yaş ve üstünde ise işsizlerin sayısının arttığı vurgulandı.
TÜSİAD’A GÖRE İŞSİZLİK YAPISAL NİTELİK KAZANDI
TÜSİAD - Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu’nun yayımladığı çalışmaya göre de Türkiye’de işsizlik özellikle 2004’den sonra yapısal bir nitelik kazandı.
Çalışmanın sonuçları şöyle ortaya konuldu:
- Yapısal işsizliğin özellikle 1998’den bu yana ancak 2000 yılından sonra ivmelenerek arttığı gözlemlenmektedir.
- Ülke örnekleri uzun süren mali daralmaların ve yarım kalan makro uyum programlarının işgücü piyasasında kalıcı hasarlar bıraktığını ve yapısal işsizliği artırdığını göstermektedir.
- Türkiye örneğinde de, tamamlanmayan 3 makro uyum programı ve uzun süren mali daralma programlarının, yapısal işsizlik üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir.
- Bu çalışma, zımnen de olsa, yaratılan istihdamın giderek sadece işgücü arzına yeni giren kişiler tarafından gerçekleştirildiği ve hatta istihdam edilen kişilerin bir grubunun “vasıf uyumsuzluğu”, “bölge uyumsuzluğu”, “istihdam maliyeti” ve histeri işsizlik gibi yapısal işgücü piyasası problemlerine rağmen “gönülsüzce” istihdam edildiklerini işaret etmektedir.”
TÜİK’in “Mevsimsellik” (Tablo-Grafik) başlıklı tablosu son 3 yılda işsizlik oranının nasıl bir yatay seyir izlediğini ortaya koyarak, dolaylı biçimde TÜSİAD ve TEPAV’ın bulgularını doğruluyor.
SON SÖZ
Geldiğimiz noktada artık yapılan tespitlerin ışığında bir an önce Türkiye’ye özgü yeni stratejilerin, politikaların süratle uygulamaya konulması gerekiyor. Eğitim sisteminden, imalat sanayi üretim süreçlerine, hizmet sektörünün bütün alanlarına kadar büyüme dinamikleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmak zorunda.
Ne yazık ki, yapılan saptamalara, “Türkiye’nin bir numaralı sorunu istihdamdır” nutuklarına rağmen, Türkiye siyaseti hâlâ bu sorunun nasıl aşılabileceğini tartışamıyor.
|
TUİK istihdam verilerinin dayandığı tanımlar
Çalışma
15 ve daha İstihdam:
Referans
İşbaşında
İşbaşında İşsiz:
Referans
İş aramak
İşgücüne
İşsiz veya
Çalışabilir
İş bulma
Diğer
Çalışabilir
ev işleriyle |
Maruf BUZCUGİL
ansesNet haber ajansı
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Yazıcı-dostu sürüm
