ABD-İran Çatışmasının Askeri Sonuçları ve Türkiye’ye Etkileri

Bu analiz, ABD-İran anlaşmazlığının çatışma noktasına geldiği, çatışmanın çıktığı, cereyan ettiği ve sona erdiği varsayımına dayanmaktadır. Savaşın askeri sonuçları ile birlikte politik,ekonomik, psiko-sosyal gibi birçok sonuçları vardır. Bunları birbirinden ayırt etmek oldukça zordur. Çünkü bu sonuçlar birbirleri ile yakından ilgilidir. Ancak bu yazıda “Çatışmanın askeri sonuçları ve Türkiye’ye etkileri” konusunu, mümkün olduğu kadar askeri çerçevede kalarak ifade etmeye, zaman zaman da konunun askeri-politik sonuçlarını değerlendirmeye çalışacağım.

ÖNCE DAVRANMANIN AVANTAJI

Bu çatışmanın mutlak bir galibinin olmasını beklemek ve çatışmanın sona ermesi ile her şeyin sona erebileceğini düşünmek oldukça zordur. ABD-İran gerginliğinin çatışmayla sonuçlanması, bölgede ve uluslararası dengelerde değişikliklere, mevcut kutuplaşmaların derinleşmesine, yeni kutupların oluşmasına ve ayrıca asimetrik güçlerin mücadele yönteminin daha da ön plana çıkmasına imkân yaratacaktır.

Çatışmada her iki tarafın da kayıplar vereceği beklenmektedir. Ancak, ABD’nin İran’a, İran’ın da ABD’ye verdireceği kayıpların, İran’ın elindeki askeri imkânları kullanma fırsatına ve kabiliyetine bağlı olacağı düşünülmektedir. Savaşı ABD’nin başlatacağı beklenmektedir. Eğer İran, çatışmanın kaçınılmaz duruma geldiğine kanaat getirir ve elindeki askeri imkânları ABD’den önce kullanmayı göze alırsa, ABD’nin İran’a verdirmeyi planladığı zayiatta azalma olacağı gibi, İran’ın ABD’ye verdirebileceği kayıplarda da artma olabilecektir.

ABD NELERİ HEDEF ALACAK?

Çatışmanın sonuçlarını değerlendirmek, savaşın ne şekilde cerayan edeceğini de bağlı olan bir konudur. ABD’nin sadece hava ve füze harekâtı ile yetinmesi ve sonucu bu şekilde almayı düşünmesi halinde, çatışmanın başlıca çıkma nedeni olarak nitelendirilen, İran’ın nükleer silah üretme ve bu kapsamdaki teknolojisini ortadan kaldırmayı ve bu nedenle öncelikli hedef olarak nükleer tesisleri seçeceği beklenmektedir. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin son yayımladığı raporda İran’ın Nükleer silah yapımı konusundaki çalışmalarını 2003 yılında durdurduğu belirtmekte ve bu bilgi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafında da teyit edilmektedir. Ancak İran barışçıl amaçlarla da olsa nükleer teknolojisini geliştirmekte ve uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etmektedir. Bu durum İran’ın nükleer silah üretmesine engel olunmasının ötesinde, ABD’nin bölgede İran’ın etkisini kırmayı, kendisinin tam etkinlik sağlamasını ön plan da tuttuğunu göstermektedir.

Bu nedenle ABD’nin askeri seçeneği sürekli gündemde tutacağı, bu seçeneği kullandığında da nükleer tesislerini hedef almanın yanında İran’ın askeri, endüstriyel ve ekonomik alandaki gücünü de kırarak, uzun bir süre tehdit olmasını önlemek ve bunu yeniden tesis etmesini geciktirmek maksadıyla, nükleer tesislerle eş zamanlı olarak askeri tesis ve üslerini, komuta kontrol ve hava savunma sistemlerini, petrol ve endüstriyel bölgelerini de hedef alacağı değerlendirilmektedir. Bu maksatla hava ve füze harekatı için bir çok hedef belirlendiği ifade edilmektedir.

HAREKAT İRAN’IN NÜKLEER KAPASİTESİNİ TAMAMEN YOK EDEMEZ

Harekatın sonucunda İran’ın nükleer kabiliyetinin ve kapasitesinin tamamen yok edilmesi beklenmemelidir. Aynı şekilde, diğer tesislerin de tamamen etkisiz hale geleceği düşünülmemelidir. Sonuçta nükleer teknoloji çalışmalarının inkitaya uğrayacağı, nükleer silah elde etmesinin gecikeceği, askeri, endüstriyel ve ekonomik gücünü yeniden kazanmasının zaman alacağı kıymetlendirilmektedir. Böyle bir harekâttan elde edilecek sonuçların derecesinin, biraz önce belirttiğim üzere İran’ın ön alma ve karşı koyma durumuna bağlı olarak değişeceği değerlendirilmektedir.

ÖNEMLİ OLAN HAREKAT SONRASI GELİŞME

Önemli olan askeri harekât sonrası İran’daki politik ve psiko-sosyal durumun nasıl bir gelişme kaydedeceğidir. İran’da milliyetçilik duyguları artarak direnç mi oluşacak? Yoksa rejimin değişmesine yol açacak bir durum mu ortaya çıkacak?

İRAN FÜZELERİNİN ETKİSİ

Hava ve füze harekâtına paralel olarak Basra Körfezi’nde icra edeceği deniz harekâtının sonucu da aynı çerçevede düşünülebilir. İran’ın Rus teknolojisi, Çin desteği ve kendi ekonomik ve endüstriyel kabiliyeti ile geliştirdiği ve bir kısmını da çeşitli ülkelerden aldığı, hava-hava, kara-hava, kara-kara, deniz-deniz ve deniz-hava füzeleri ile ABD kuvvetlerine zaiyat verdireceği beklenmektedir. Füze savunma sistemleri ile de ABD’nin füze etkisini azaltabilmesi de mümkün görülmektedir. İran’ın kendisine yapılacak bir saldırıya, çok geniş çaplı bir füze taarruzu ile cevap verebilme kabiliyetinde olduğu unutulmamalıdır. Ancak, İran füze sistemlerinin güdüm sistemi ve isabet ihtimali konusundaki zafiyetlerinin devam ettiği de bilinmektedir.

İRAN’IN VURABİLECEĞİ ABD HEDEFLERİ İLE İSRAİL, AFGANİSTAN VE IRAK’TA OLABİLECEK GELİŞMELER

Ön alabilmesi ve ABD taarruzunun etkisinden kendisini bir müddet koruyabilmesi halinde İran’ın, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Körfezdeki ABD hedeflerini vurabileceği de hesaplanmaktadır.

Ayrıca Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’e karşı füze taarruzları, Filistin Hamas ve İslami Cihat Örgütlerinin de yine İsrail’e karşı eylemlerde bulunabileceği düşünülmelidir.

Afganistan’daki Şii Hazaralar’ın ve Taliban’ın gerek koalisyon güçlerine, gerek ise yönetime karşı eylemler düzenleyebileceği dikkate alınmalıdır.

Harekâtın başlangıcında ABD’nin bir kara harekâtına girişeceği düşünülmemektedir. Çünkü, ABD’nin İran’ı karadan işgal edebilecek kapsamda bir kara gücünü toplaması oldukça zor görünmektedir. Ancak deniz, hava ve füze harekâtını takiben Irak’taki direnişin artacağı, hatta bazı İran birliklerinin de bu direnişin içinde yer alacağı, güneydeki Şiilerin direniş ve ayaklanmaya teşebbüs edebileceği, kuzeydeki etkili olduğu bazı Kürt grupların da ABD’ye karşı tavır alabileceği, bazı terör hücrelerinin de yeniden hareketlenerek Irak’taki ABD ve diğer güçlere karşı eylemlerde bulunabileceği beklenmektedir.

ASİMETRİK GÜÇLERLE ŞİDDET VE TERÖRÜN TIRMANMASI

İran’a karşı düzenlenen bir harekâtın sonucunda asimetrik güçlerin mücadele yöntemi olan şiddet ve terörün ön plana çıkması muhtemeldir. Sadece bölgedeki değil, diğer çeşitli ülkelerde, hatta ABD için de dahi ABD yurttaşları, tesisleri, büroları, şirketleri İranlı veya El-Kaide dahil diğer örgütlerin hedefi haline gelebilir.

Ayrıca İran’a müdahaleye destek veren, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapan, hatta ABD’den yana tavır alan bölge ülkeleri de çeşitli eylemlere maruz kalabilir.

HAREKATA İSRAİL KATILIRSA NE OLUR?

Harekâta İsrail’in katılması ve hatta ABD’nin desteği ile doğrudan İsrail tarafından yapılması, İran’ın ve İslam dünyasının direncini ve mücadele azmini daha da arttırabilir. Bu gelişmeler ABD’yi kara harekâtı yapmaya zorlayabilir. Ancak, böyle bir girişimde bulunulması durumu daha da vahim sonuçlara götürebilir. ABD-İran çatışması, belki de İran’dan çok ABD’yi vuracakmış gibi görünmektedir.

ABD’nin Irak’tan aldığı ders ile İran’a müdahalede uluslararası destek aradığı malumdur. Ancak, bu desteği tam olarak bulması da pek mümkün görülmemektedir. Harekâtın uzaması uluslararası tepkiyi arttıracağından ABD’nin yapmayı düşündüğü hava/füze/deniz taarruzunun kısa sürede tamamlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

ABD’NİN İRAN YERİNE SURİYE’YE YÖNELMESİ

ABD’nin İran müdahalesinin sonuçlarını dikkate alarak, bölgede etkinliğini devam ettirebilmek maksadıyla, İran’a nispetle daha kolay, daha zayıf ve daha yalnız olarak nitelendirdiği Suriye’ye yönelmesi de ihtimal dahilindedir. Böyle bir müdahalede Suriye’nin kuzey doğu bölgesindeki Kürtleri ve bununla bağlantılı olarak Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları da kullanması muhtemeldir. Kürtlerin bu şekilde kullanılmasının bölgede ve Türkiye’ye müteveccih tehdit algılamasında daha da büyük tehlikeler yaratacağı dikkate alınmalıdır.

KİM ÜSTÜNLÜK SAĞLARSA BÖLGE İÇİN TEHLİKELİ OLACAK!...

ABD-İran çatışmasının sonucunda taraflardan birinin üstünlük sağlaması, bölge devletleri için tehlikeyi daha da arttıracak bir gelişme olacaktır. Çünkü, İran kazanırsa bölgesel güç olacak, rejiminin ayakta kalması için çevresinde benzer rejimlerin oluşmasını destekleyecek girişimlerde bulunacaktır. Nükleer çalışmalarını devam ettirebilecek ve sonuçta bölgede nükleer silaha sahip bir ülke olarak daha büyük bir tehdit oluşturacaktır.

ABD kazanırsa, Türkiye dahil bölge ülkeleri üzerindeki baskısı artacaktır. Gerilimin bu safhaya gelmesinden sonra ABD’nin geri adım atmasının, bölgeyi İran ve Şii hâkimiyetine terk etmesi anlamında olacağı değerlendirildiğinden, müdahale düşüncesinin ABD tarafından sürekli gündemde tutulacağı beklenmektedir. Diğer taraftan, İran’ın nükleer teknoloji konusundaki çalışmalarının, bölgedeki diğer ülkeler üzerinde kendini koruma veya en azından geri kalmama düşüncesi ile nükleer kabiliyet elde etme yolunda bir teşvik unsuru olduğu da görülmektedir. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün bu konuda bir araştırma içindedir.

İRAN - TÜRKİYE İLİŞKİSİ VE KÜRT SORUNU

Müdahalenin sonuçlarını da dikkate alarak konuyu Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, İran ve Türkiye’nin tarih boyunca çok büyük düşmanlıklar içinde olmamakla birlikte, bölgede etkinlik sağlayabilmek için birbirleri ile sürekli rekabet içinde olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle zaman zaman gerginlikler yaşandığına şahit olmaktayız. İran’ın, Türkiye’yi zayıf duruma düşürmek için terörü desteklediğini, rejimini muhafaza etmek ve yaymak için ihraç politikası uyguladığını yakın geçmişte yaşadık.

Ancak, İran son yıllarda Türkiye ile yakınlaşma politikası uygulamakta, siyasi, askeri ve ekonomik alanda ilişkileri geliştirmek istemektedir. İran’ın hem kendi topraklarında, hem de sınırın Irak tarafında, PKK terör örgütünün uzantısı olan PEJAK terör örgütü ile mücadeleye giriştiği, teröre karşı Türkiye ile bir iletişim içinde olduğu gözlemlenmektedir. Bu yakınlaşmayı, üzerindeki ABD baskısı nedeniyle Türkiye’nin desteğini kazanmak istemesi, aynı zamanda Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesi oluşumunun ve bölgede gelişmekte olan Kürtçülük hareketinin Büyük Kürdistan beklentisi ile kendisine de tehdit olacağı düşünceleri ile gerçekleştirdiği değerlendirilmektedir.

Türkiye’nin de iyi komşuluk münasebetleri, güvenlik ve ekonomik menfaatleri çerçevesinde bu yakınlaşmaya cevap verdiğini, ancak bunu güven sorunu nedeniyle ölçülü tuttuğunu söylemek mümkündür.

İRAN DA ABD DE TÜRKİYE’NİN DESTEĞİNİ ARIYOR

Ancak, İran’ın bu mücadeleyi ABD’nin PEJAK’ı desteklediği gerçeğinden hareketle vekâleten savaş çerçevesinde yaptığını da göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca bölücü terörün ve Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye’ye verdiği rahatsızlık ve bu konulardaki ABD desteği, ABD-Türkiye ilişkilerini zedelediğinden ve Türkiye’yi ABD’den uzaklaştırdığından İran’ın işine gelmektedir. İran, ABD ile olan anlaşmazlıkta Türkiye’nin desteğini aramaktadır. ABD de, Türkiye’nin olası bir müdahalede veya müdahale olmasa dahi gerginlik safhasında, kendi istediği istikamette hareket etmesini, Batı Kulübü içinde kalmasını ve İran ile olan ilişkilerini sınırlamasını arzu etmektedir.

NÜKLEER GÜCE SAHİP İRAN, TÜRKİYE İÇİN OLUMSUZ GELİŞMEDİR

Bölgesel etkinlik ve güvenlik açısından İran’ın nükleer silaha sahip olması veya nükleer silaha sahip olacak ölçüde nükleer teknolojisini geliştirmesi, Türkiye açısından olumsuz bir gelişmedir. Bu nedenle İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek için yapılacak çeşitli müdahalelerin Türkiye’nin menfaatlerine uygun olacağı değerlendirilmektedir.

ABD TARAFINDA YER ALMAK DA TÜRKİYE İÇİN TEHLİKELİ

Ancak İran’a yapılacak bir askeri müdahalede ABD tarafında yer almanın ve buna doğrudan destek sağlamanın, Türkiye’ye karşı olası terör hareketlerini tetikleyebileceği, bölgede yaralar açabileceği ve gerginlikleri derinleştirebileceği düşünülmektedir. Ayrıca bölgede bu ülke ile beraber yaşamak durumunda olduğumuz ve ABD nedeniyle ilişkilerimizin derin izler bırakacak tarzda zedelenmesinin de menfaatlerimize uygun olmayacağı kıymetlendirilmektedir. ABD-İran gerginliği ve çatışmasında Türkiye, komşusu İran ile müttefiki ABD arasında kalmakta, çatışmanın, her halükarda Türkiye’ye maliyeti bulunmaktadır.

NE ABD GÜVENİLİR MÜTTEFİK, NE DE İRAN GÜVENİLİR KOMŞU

Bu nedenlerle Türkiye’nin krizin çözülmesi için diplomasi ve müzakere yolunun sonuna kadar devam ettirmesi yönünde hareket etmesi ve her iki tarafı da çatışmadan uzaklaştırmak için gayret göstermesi gerekmektedir. Müdahale kaçınılmaz duruma gelmişse, tarafsız bir tutum içinde olması ve bir tarafın politikalarına meyletmek yerine, kendi çıkarlarını belirleyip korumanın yollarını araması gerekmektedir. Bu konuda çok zor durumda kalınması halinde, tepkilere neden olmayacak şekilde ilerleyen zaman içinde, menfaatlerini çok iyi gözeterek ABD’ye dolaylı destek vermesi tercih edilebilir. Ancak ne ABD’nin güvenilir bir müttefik olduğunu, ne de İran’ın güvenilir bir komşu olduğunu söylemek mümkün değildir.

TÜRKİYE’NİN ÇIKARI

Çatışma sonucunda İran’ın askeri güç kaybına uğraması, İran’da politik ve sosyolojik değişikliklere yol açabilir ve rejimin değişmesi yolunu açabilir. Türkiye açısından İran’ın askeri güç kaybına uğraması, Türkiye’nin konvansiyonel gücünün elinde kalmasına ve dolayısı ile belirli bir süre için bölgede etkinlik sağlayacak duruma gelmesine imkân yaratabilir. Böyle bir sonuç, İran’ın Orta Asya Devletleri üzerindeki etkisini de zayıflatacağından, Rusya’nın bölgedeki etkisini kırabildiği taktirde Türkiye’ye avantaj sağlayabilir.

TARAFLARA YENİ SİLAH SİSTEMLERİNİ DENEME FIRSATI

Birinci ve ikinci körfez savaşlarını, geliştirdiği silah ve sistemlerin denenmesi için bir fırsat olarak değerlendiren ABD, geçen sürede geliştirdiği sistemlerini yeniden deneme ve değerlendirme fırsatı bulabilir. Aynı şekilde İran da, Rus ve Çin teknolojilerini ve bu teknolojileri özümseyerek geliştirmeye çalıştığı kendi teknolojisini, silah ve sistemlerini ayrıca Ukrayna’dan aldığı silah sistemlerini kullanarak bunların etkinliklerinin ölçülmesine imkân yaratabilir.

GALİBİ OLMAYACAK BİR ÇATIŞMA İLE BÖLGEDE HUZURSUZLUK

Sonuç olarak, ABD-İran çatışmasının askeri açıdan sonucu, çatışmanın tam galibinin olamayacağı düşüncesinden hareketle zaman içinde ortaya çıkacak, ancak her halükarda bölgede huzursuzluk, belirsizlik ve kaos yaratacak, kapanması oldukça zor olan derin yaralar açabilecektir. Çatışmanın her durumda Türkiye’ye bir maliyeti olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle Türkiye’ye etkisi, Türkiye’nin gerginlik, çatışma olasılığı, çatışma ve sonrasındaki tarafsız görünme ve her şartta menfaatini koruma konusunda göstereceği diplomatik kabiliyetine bağlı olacaktır.

Armağan KULOĞLU

E.Tümgeneral

Global Strateji Enstitüsü Başdanışmanı