YASED Başkanı ve BP Türkiye Başkanı Tahir UYSAL YASED’in ve BP’nin çalışmalarını anlatıyor:

İKİ ULUSLARARASI ŞAPKALI ADAM

Sevgili Okurlarım: Sayın Tahir Uysal, benim yıllar öncesinden gelen mütevazı dostum Tahir Uysal, şu andaki görevleri itibariyle görkemli ve büyüklükleri daima dikkat çekici iki “uluslararası şapka” taşıyor. Birbirinden güzel olan her iki şapka Sayın Tahir Uysal’a çok yakışıyor. Nasıl ki belli bir giysiyi her manken taşıyamazsa, nasıl ki gerçek bir şapka herkeste aynı görüntüyü vermezse, görev şapkaları da aynen öyle herkese oturmaz. Onu taşıyabilecek kişilik gerektirir.

YASED Başkanı ve BP Türkiye Başkanı şapkalarının yanında, Sayın Uysal’ın bizim için onur olan bir şapkası daha var ki, o da bizim şapkamız, EkoENERJİ dergimizin Enerji Sektörü İşadamları Danışma Kurulu üyesi.

Söze şapkadan girdik, “koltuk” ile tamamlayıp, sonra asıl konumuza ve söyleşimize geçelim. Bir cisim olarak görev ya da makam koltuklarının değeri, eşya olarak ne ise o kadardır değil mi? O koltuklara zaman zaman değişik kişiler oturup geçer. Ama, bazı öyle görev alanlar vardır ki, oturduğu koltuğa değer katar. O kişi otururken, cansız koltuk adeta tahtlaşır gibi başkalaşıma uğrar. Sayın Uysal, işte oturduğu koltuğa değer katan bir kişilik taşıyor.

Yukarıdaki satırları dostum Uysal da sizlerle birlikte okuyordur. Bu satırlarımı okurken, yüzünün kızardığını görür gibiyim, inşallah yanılmışımdır. Bence kızarmamalı, ben ona hak etmediği bir övgü yapıyor değilim. Yüzünün kızarması mütevazılığından kaynaklanan bir insani tepkidir. İşadamı Tahir Uysal’ın çalışmasına günün 24 saatinin yetmediği kanısındayım. Dünya ekonomisinin gidişatı petrol fiyatlarıyla ölçülüyor, ama Uysal’ın zamanının değerini ölçmeye petrol bile yeterli değil. Yani, zamanı platinle ölçülüyor varsayabiliriz. O zaman yokluğu ve iş yoğunluğu arasında, siz okurlarımız adına bizlere bu röportaj için zaman ayırdığı için teşekkür ediyoruz.

YASED’in 20 Kasım 2007 tarihinde yapılan Geleneksel Protokol Resepsiyonu için geldiği Ankara’da bu röportajı yapmayı günler öncesinden kararlaştırmıştık. Resepsiyonda Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından sonra görüştüğümüzde 21 Kasım Saat 11’de Ankara Hilton’da buluşmak için sözleştik. Sabah kahvemizi yudumlarken, söyleşiye başlıyoruz.

Bir dakika, söyleşiyi sizlere aktarmadan önce YASED ve BP’den kısaca bahsetmek isterim:

ULUSLARARASI YATIRIMCILAR DERNEĞİ

YASED adı, çok kişide “Yabancı Sermaye Derneği” çağrışımı yaptırır. Oysa YASED’in açık adı, “Uluslararası Yatırımcılar Derneği”dir. 1980 yılında kurulmuş, üyeleri Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin temsilcileri olan, kâr amacı gütmeyen bir özel sektör kuruluşudur. Türkiye’deki uluslararası yatırımların yüzde 85’ini temsil eden bir sivil toplum kuruluşu olan YASED’in, 265 çokuluslu Şirket üyesi bulunmaktadır.

YASED’in Yönetim Kurulu 13 üyeden oluşuyor. YASED’in 28 Şubat 2007 tarihinde gerçekleştirilen Genel Kurulu’nda seçilen yeni yönetim kurulunda yer alan ve çoğu CEO olan kişilerin temsil ettikleri yabancı sermayeli şirketler; BP, Brisa Bridgestone, Deutsche Bank, Frito Lay, Gantek, General Electric, Goodyear, Henkel, Koç Allianz, Koç Holding, Merck Sharp Dohme, Microsoft, Schering Plough, Shell, White and Case olarak sıralanıyor. YASED’in Denetim Kurulu’nda HSBC Bank, Coca Cola ve Ernst and Young şirketlerinin temsilcilerinin olduğunu görüyoruz.

Yönetim Kurulu, YASED’in vizyonu ve misyonu doğrultusunda öncelikle YASED üyelerinin katkılarıyla, kamu ve özel tüm kuruluşlarla yakın bir işbirliği içinde, ülkemizde daha iyi bir yatırım ve iş ortamının yaratılması, daha çok uluslararası yatırımın ülkeye çekilebilmesi için gayret gösteriyor.

YASED’in bir de Uluslararası Danışma Kurulu var. Bu Kurul’da temsil olunan ülkeler ve kuruluşlar şöyle sıralanıyor: ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsviçre, İtalya, Japonya, Kanada, AB Daimi Temsilciliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IFC ve IMF.

Ayrıca Çalışma Grupları bulunuyor. Bunlar da AR-GE Teşvikleri Çalışma Grubu, Sektörel Çalışma Grupları ve Serbest Bölgeler Çalışma Grubu olarak sıralanmakta. Sektörel Çalışma Grupları içinde henüz Enerji Çalışma Grubu bulunmuyor.

YASED, konferanslar ve seminerler düzenlediği gibi, yayın faaliyetlerinde de bulunuyor. YASED’in altı ayda bir üyeleri arasında yatırım ortamının nabzını ölçmeye yönelik olarak gerçekleştirdiği “Barometre” anket çalışması, uluslararası yatırımcıların ekonomiye bakışları, beklentileri ve önümüzdeki döneme ilişkin planlarını göstermesi açısından yatırım ortamının seyrine ilişkin önemli bir gösterge sayılıyor.

BP VE TÜRKİYE

BP 20’inci yüzyılda doğmuş, 100 yıl boyunca gelişme göstermiş ve şimdi 2000 ve sonrası döneme ilişkin olarak “Yeni Milenyum” çağını yaşayan bir uluslararası petrol şirketi. Eski adı British Petroleum olan BP, merkezi Londra’da olan İngiltere’nin uluslararası petrol ve gaz kuruluşu diyemiyoruz, artık uluslararası bir enerji kuruluşu. BP’nin kuruluşu, 1901’de Anglo-Persian Oil Company ile başlıyor.

1901-1908 dönemi, şirket tarihinde “İlk Petrol” olarak adlandırılmış. “Önceki Tarih” olarak adlandırılan 1909-1924 yıllarında şirketi, İngiliz devlet adamlarından ünlü Sir Winston Churchill’in himayesinde görüyoruz. BP’nin Türkiye’deki çalışmaları da bu dönemde 1912 yılında Anglo-Persian Oil Company’nin bazı markaları Türkiye’de tescil ettirmesi ile başlıyor.

BP tarihinde 1925-1945 dönemi “İkinci Dünya Savaşı’nın İçinden” olarak adlandırılmış. Savaş yıllarında İngiltere’nin akaryakıt ve madeni yağ ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynayan BP, “Savaş Sonrası” denilen 1946-1970 döneminde Avrupa’ya yayılıyor. Bugünkü BP yapısının oluştuğu dönem de “Savaş Sonrası” oluyor. Bütün petrol şirketlerinin stratejilerini etkileyen petrol ambargoları bu dönemde yaşanıyor. Bu dönem içinde Türkiye’de de son şeklini alıyor ve 1957 yılından bu yana BP Petrolleri Anonim Şirketi (başlangıçta BP Petroleum Limited) olarak hizmet veriyor.

Şirket tarihinde 100’üncü yaşa gelirken son aşama 1971-1999 dönemini kapsayan “Yüzyıl Sonu”. Artık Ortadoğu’dan Alaska’ya kadar yayılan bir alanda ve denizlerde petrol üretimi yapan BP var. BP’nin derin su operasyonları bu dönemde gelişiyor. Yine çevre hassasiyeti de bu dönemde başlıyor. “2000 ve Sonrası” denilen içinde bulunulan “Yeni Milenyum” , BP’nin temiz enerji teknolojilerine el attığı dönem.

BP Türkiye’de petrol ürünleri ve medeni yağ piyasasında, ayrıca hidrokarbon aramalarında etkinlik gösteren bir şirket. Ancak, Türkiye’deki en büyük eseri yapımını üstlendiği Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru hattı. Şimdi bunu izleyen bir de Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattı var. Böylece, Hazar’ın sularının altından çıkan petrol ve gazın Türkiye’ye ulaştırılmasında BP’nin büyük katkıları bulunuyor.

Sayın Tahir Uysal’ın taşıdığı şapkaların kuruluşlarını böylece tanıttıktan sonra, gelelim güncel söyleşimize:

YASED ŞAPKASI ALTINDA

Ültanır: Tahir Bey, bu söyleşimizde hem YASED’in çalışmaları ve hem de BP’nin çalışmalarını konu edinelim diye düşündüm.

Uysal: Biraz karışacak yani.

Ültanır: Evet, ama iki bölüm gibi varsayabiliriz. Biraz karışması da renk katacak. Çünkü, sizin iki uluslararası şapkanız var. Her iki görev alanı da ekonomi politik enerji dergisi olan EkoENERJİ kapsama alanı içinde. İlk önce YASED ile başlayalım. Şu an YASED şapkanızı giydiniz varsayıyoruz ve YASED’i sizin ağzınızdan dinlemek istiyoruz. Gerçi, biz bu röportajın başına gerek YASED ve gerekse BP hakkında tanıtıcı açıklama koyuyoruz, ama siz okuyucularımıza YASED’i nasıl tanıtırsınız?

Uysal: Tabii ki memnuniyetle. Bildiğiniz gibi YASED 1980 yılında 14 tane üyenin kararıyla kurulmuş. Kişiler bir araya gelip ortak sorunlarını dile getirme konusunda bir kuruluşun iyi olacağını düşünmüşler. Çok öngörülü bir yaklaşımla bunu yapmışlar. Üç yüze yakın üyemiz var. Üç yüz üye ile şu anda Türkiye’deki yabancı sermayenin büyük bir çoğunluğunu kapsamakta. Rakamlar aslında son yıllarda bir hayli arttı, ama dediğim gibi, bizim üyelerimiz sonuçta bir hayli yekûnu temsil etmekte.

YASED’İN ÇALIŞMA ALANI

YASED ne yapıyor? YASED iki işle uğraşıyor. Bir tanesi, özellikle kuruluş amacı, ortak sorunları dile getirmek ve bunlar üzerinde çözümler üretmeye çalışmak. Diğeri de bir anlamda fahri olarak, Türkiye’nin olabildiğince tanıtımını yapmak. Ancak, bir yatırım ajansı olmadığını kesinlikle söylüyoruz. Fakat olabildiğince tanıtımını yapmak ve Türkiye’ye daha fazla yabancı sermaye gelmesi konusunda önayak olmak. Bu amaçlarla kuruldu. Sonuçta bugünlere geldik. 27’nci yılımızdayız. YASED’in önemli faaliyetlerde bulunduğuna inanıyoruz.

Ültanır: Bunlar çok güzel çalışmalar. Ben şimdi sizin ağzınızdan YASED’in şu anda Türkiye ekonomisini nasıl değerlendirdiğini ve gördüğünüz sorunları almak istiyorum. Başbakan Erdoğan, dün akşamki yemekli toplantınızda, ekonomide uluslararası doğrudan yatırımların önemine değinerek, “Türkiye’nin uluslararası doğrudan yatırım girişlerinde bu yıl Eylül 2007 itibariyle 15.3 milyar doları yakaladığını, yıl sonunda 25 milyar dolara yaklaşacağını” söylüyordu. Geçmiş yıllardaki bir milyar dolarlar seviyesinden 25 milyar dolara yükselmenin önemini vurguluyordu. Siz Başbakandan önce yaptığınız açış konuşması diyebileceğimiz hoş geldiniz konuşmanızda, “Yeni sıfırdan yatırımların ülkemize çekilebilmesi için ilerleme kaydetmemiz gereken meseleler bulunduğunu” belirtmiştiniz. Kastettiğiniz meseleler neydi? YASED, Türkiye ekonomisini nasıl görüyor?

Uysal: Kısacası, YASED olarak baktığımızda ekonomimiz nerede diyelim. Tek kelime ile özetlersek, “fena” bir yerde değil, “iyi” bir yerde dememiz lazım. Bunu söyledikten sonra, özellikle 2001 yılından bu yana konuyu ele almak lazım. 2001 yılı tabii ki Türkiye’nin yaşadığı en önemli krizlerden biriydi, hatta belki Cumhuriyet Tarihi’nin en önemli kriziydi. Çünkü, daha önceki dönem İkinci Dünya Savaşı’ndaki ekonomik gerilemeydi. Onu saymadığınız taktirde, Türkiye’de Cumhuriyet Tarihi içerisinde yaşanmış en önemli ekonomik krizdir. Yolun sonuydu. Sonuçta bir şeyler yapılması gerekiyordu.

2001 KRİZİNDEN BÜYÜMEYE

IMF ile yapılan planların uygulamasına geçildi. Sonuçta yapılan planlara, gerek geçtiğimiz hükümet ve daha önceki hükümet iyi bir şekilde uydu. Özellikle finansal anlamda mali yapıdaki ilerlemeler sağlandı. Çok önemliydi. 1990’lara baktığımız zaman bu konuda gerçekten bir başıbozukluk ortadaydı. Çünkü, bankaların bazıları sermayesi olmadan bankacılık yapıyordu. Kendi grup içi şirketlerine kredi sağlıyorlardı. 1990’larda bunu yapıyorlardı, ama 2001 senesine gelince, artık yolun sonuydu, tükendi ve işlemez hale geldi.

Ondan sonra mali disiplin gündeme geldi ve gerçekten kararlı bir şekilde uygulandı. Türkiye mali anlamda bir istikrara kavuştu. Pek tabii ki bu çok önemli. Arkasından da seçimlerle gelen bir siyasi istikrar dönemi yaşadık. Bu da yine Türkiye açısından çok önemliydi. Bu dönemdeki Türkiye’de, şimdi sanıyorum 23’üncü çeyrekteyiz. 23 çeyrektir, bir büyüme eğrisi içindeyiz. Büyümeye devam ediyoruz. Yüzde 7’den daha yukarı, sanıyorum yüzde 7.4 gibi bir ortalaması olan bir büyüme eğrisi ki, bu son derece sevindirici.

YURTDIŞINDAKİ FİNANSAL ORTAM

Geçmişte yapılanları memnuniyetle karşılarız. Bizim kaygımız hep ileriye doğru. İleriye doğru ne olacak? Çünkü yabancı sermaye, bizi ilgilendiren konuya baktığımız taktirde, bunun üç tane ayağı olduğunu görüyoruz. Bu üç ayak şöyle: 1) “Mali Disiplin” konusu, 2) “Siyasi İstikrar” konusu ve 3) “Yurtdışı”nda bu konudaki finansal ortam.

Çünkü, baktığımız taktirde, yurtdışındaki satın almalar ve birleşmeler konusundaki hareketlilik 2000 senesinde bir tepe noktasına ulaşmış vaziyette, 1.4 trilyon dolar gibi bir miktarda. Bu daha sonra 2003 senesinde dibe vuruyor diyeyim, 600 milyar dolar gibi ciddi bir azalmaya uğruyor. 2006 senesinde gene 1.2 trilyon dolar seviyesine çıktı. Dünya ekonomisi sevindirici bir hareketlilik kazandı. Tabii ki, Türkiye de bundan da payını aldı.

Geçtiğimiz döneme baktığımız taktirde, geçtiğimiz dönem derken aylara baktığımız taktirde, bu aylar içerisinde Mortgage krizi ya da işte Subprime denilen pazar içerisindeki ikinci borçlanma piyasalarında ortaya çıkan sıhhatsiz yapının nereye gideceğini, açıkçası hâlâ çok iyi bilemiyoruz. Çok kötü olabilecek diyenler de var. Tüm dünya halen beklemede. Daha optimist olanlar var, daha pesimist olanlar var. Bakalım nereye gidecek?

Bizim söylemimiz şu: Türkiye ev ödevini her zaman için yapmalı ki, sonuçta kötü günde bile gereken yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekebilsin. İsterseniz şimdi bunun niye'sine gelelim.

CARİ AÇIK VE SORUNLAR

Ültanır: Türkiye’nin gelişmesi için olmazsa olmaz koşullardan birisi yabancı sermaye, ama bu gerekliliğin nedenlerini, olmazsa niye olmazı, YASED Başkanı olarak sizin ağzınızdan alacağız, ama sormak istedim bir soru da bu güzel tabloyu karartan demesek de, karamsarlığa neden olabilen bir cari açık var. O konuya da değinmenizi rica edebilir miyim?

Uysal: Şimdi Türkiye’nin yapısına baktığınız taktirde, Türkiye son dönem içerisinde özellikle ithalata dayalı ihracat ekonomisi üzerine kurulmuş vaziyette. Çok sevindirici rakamlar var. 1980’leri hepimiz hatırlıyoruz. Toplam iki milyar dolar ithalat-ihracat boyutu olan bir ülke sonuçta şu anda 200 milyar doların üzerine çıkmış vaziyette. Bu 30 senede sağlanmış bir gelişme, inşallah çok daha iyi hedeflere ulaşılacak. 2023 senesi için 500 milyar dolar hedefi var. Bizim açımızdan da bu son derece gerçekçi, yapılabilir, ulaşılabilir bir hedef olarak gözüküyor.

Şimdi bu ortam içerisinde bugüne baktığımız taktirde, ithalat ihracat dengesi içerisinde bir cari açık söz konusu. Cari açık şu anda Türkiye’nin ekonomik yapısı içindeki en önemli sorunlardan bir tanesi. Bir tanesi de bir yandan işsizlik demek lazım. İşsizlik de tekrar bir artış var, ama cari açık daha önemli.

Cari açığın karşılanması konusunda en iyi yöntem, aslında en ucuz yöntem diyeyim, doğrudan yabancı sermaye girişi. Başka hareketlerle de bunu sağlamanız mümkün, yani kısa dönem para hareketleriyle, başka borçlanmalarla mümkün.

Ültanır: Sıcak para girişi değil mi?

Uysal: İsterseniz buna sıcak para diyelim. Bununla mümkün tabii yapılamaz değil, ama daha pahalıya mal olur, kalıcı olmaz, her bakımdan maliyeti yüksek olur. Onun yerine yabancı sermaye getirmek her şey bir yana, yani diğer yararları bir yana, sonuçta bu yararı olduğu kesin. Bu geçtiğimiz sene 20 milyar dolardı. Bu sene de 20 milyar doları aşacak gözüküyor. Bildiğiniz gibi bu sene de cari açığımız geçen seneden daha yüksek. Hâlâ finanse edilebilir gözüküyor. Ama, bu ortamda yabancı sermaye akışının süregelmesi lazım.

Ültanır: Peki, Türkiye’ye yatırım için gelen yabancılar, yabancı sermaye transfer edecek olanlar cari açığı ana bir kriter olarak göz önüne alıyorlar mı?

Uysal: Hayır.

Ültanır: Yoksa bu bizim kendi endişemiz mi?

Uysal: Biz tabii ki bunu kendimiz düşünüyoruz. Aslında, niye yabancı sermaye gerekli diye yanıt aradığımız zaman ortaya çıkan bir sonuç. Yoksa, tabii ki yabancı sermayenin bakışı veya sermayedarın bakışı, sonuçta Türkiye nasıl bir ortam? Ne gibi pazar olanakları sağlıyor? Ekonomi nereye gidiyor? Mali istikrar nedir, siyasi istikrar nedir? Onlara bakıyor ve bunların değerlendirilmesi sonucunda Türkiye’de uzun dönemde bir pozisyon alıyor.

Ültanır: Tamam da, ekonomi nereye gidiyor ve mali istikrar ne ölçüde var diye araştırdığında zaten cari açığı onların altında görecektir. IMF de cari açığa dikkat çeker oldu. Bence büyüyen cari açık, Türkiye’nin yabancı sermaye talebini artırdığı için bizim olumsuz baktığımız bu konuya yabancı yatırımcı olumlu bakıyordur!

Şimdi gelen yabancı sermaye çok önemli de, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye yatırıma gitmiyor. Önemli bir kısmı sıcak para olarak kalıyor. Ben yabancı sermaye ile sıcak parayı çoğu kez karıştırıyoruz diye düşünüyorum.

Uysal: Hayır karıştırmıyoruz.

Ültanır: Bahsettiğimiz 20 milyar dolar, 2007 yılında giren ve yatırıma yönelen net yabancı sermaye diyebiliyor muyuz?

Uysal: 2007 yılında dokuz ayda giren yabancı sermaye 15.3 milyar dolar. Sıcak para bunun kesinlikle dışında. Bu üç çeyreğin toplamı olduğu için sene sonunda 20 milyar doları geçecektir.

YABANCI SERMAYENİN BANKACILIK PAYI

Ültanır: Tahir Bey, bildiğiniz gibi gelen yabancı sermaye bankacılıkta büyük bir pay aldı. Bu eleştiriliyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

Uysal: Dün BDDK bu konuda bir açıklama yaptı ve sonuçta yüzde 39-40 gibi bir rakam söyledi. Avrupa ülkelerine baktığımız taktirde çeşitli rakamlar söz konusu. Bakıyorsunuz mesela Almanya, Fransa gibi yerlerde yüzde 20 gibi rakamlar var, Letonya, Estonya gibi yerlere baktığınız taktirde yüzde 100’e ulaşan rakamlar var. Dolayısıyla, bu aslında ülkenin mali yapısı, ekonomik yapısı, sermaye yapısı hakkında bazı şeyler söylüyor. Daha gelişmiş ülkelerde, yani Almanya, Fransa gibi yerlerde, daha doğrusu sermaye birikiminin gerçekleşmiş olduğu yerlerde bu rakamın çok daha düşük olduğunu görüyorsunuz. Diğer yerlerde ise, daha yeni, özellikle Sovyetler bloğunun çöküşü sonrası bu ekonomiye yeni katılan ülkelerde ise bankacılık sektörünün tamamen farklı bir yapıda olduğunu görüyorsunuz.

Türkiye nerede? Türkiye’nin sadece Cumhuriyet Dönemi değil, daha ötesine gittiğimiz zaman da, kronik olarak bir kapital birikimi sorunu var. Her zaman aslında büyüme hedefi, büyüme arzusu, yapabildiği birikimin çok daha ötesinde. Bunu gözlemliyoruz. Bu dönemde yaşadıklarımız da bundan çok farklı bir şey değil, aynı şekilde. Eğer daha fazla büyümek istiyorsak, daha çabuk büyümek istiyorsak, o zaman başka birinin parasını kullanmak durumundayız. Çünkü, bu aslında karşılıklı bir yarar ilişkisi.

Ültanır: Zaten Türkiye’de yeterince tasarruf yok.

Uysal: İşte sorun o. Kapital birikimi konusu var tabii. Dolayısıyla, bankalarda olanlar da aynı şey, bankalarda da onu görüyoruz. Türkiye büyüdükçe, Türkiye’ye gereken kapital birikim, sonuçta yurtdışı bankalarının Türkiye’ye olan ilgisiyle sağlanıyor. Bunun çok olumlu bir yanı var. Çünkü, bankacılık sektörü, bir ülkeye ilk giren sektörlerden bir tanesidir. Büyüme eğrisinin en başında giren sektörlerden bir tanesidir. Ülkenin mali yapısı da eğer sıhhatli değilse, herhangi bir finans kuruluşu bir ülkeye giriş yapmaz.

BORSA VE YABANCI SERMAYE

Ültanır: Peki Borsa’daki yabancı sermayeye ne diyorsunuz? Borsa’da yabancının bir hakimiyeti var.

Uysal: Kesinlikle var, çok doğru. Bu tabii Türkiye’nin dinamik yapısından faydalanmak şeklinde oluyor. Ama, tabii Borsa’nın kendi dinamikleri içerisinde yerine göre hızlı giriş çıkışlara da neden olabiliyor.

Ültanır: O hızlı giriş çıkışlar, Türkiye’de ufak da olsa dalgalanmalar ve bazen sarsıntılar yaratabiliyor , ama...

Uysal: Türkiye ekonomisi derinleştikçe bu etki çok daha azalacak diyeyim. Aslında sorunlardan bir tanesi o. Borsamızı kurduğumuzda çok ufaktı. Bugünlerde daha büyüdü, inşallah daha da gelişecek, büyüyecek, ama gelişen ekonomiyle bir derinlik sağlandığı zaman bu tür hareketler çalkantılara neden olmayacak. Dediğiniz doğru. Belirli bir miktar, yani çok önemli olmayan, global anlamda bakıyoruz, bir miktarın girmesi veya çıkması, Türkiye’de önemli olabiliyor.

Ültanır: Örneğin beş milyar dolar küçük bir para sayılır, ama önemli etki yapabiliyor.

Uysal: Bugünlerde artık 3-5 milyar dolar belki daha az etki yapıyor, ama yakın zamana kadar çok daha fazla etki yapıyordu. 3-5 sene sonrasında hiç etki yapmaz olacak gibi bir sonucu görebileceğiz.

ÖZEL SEKTÖRÜN DÖVİZLE BORÇLANMASI

Ültanır: Tahir Bey, şöyle bir eleştiri ve endişe var: Özel sektör dolar üzerinden borçlanıyor. Biliyorsunuz Merkez Bankası da döviz geliri olamayan döviz üzerinden borçlanmasın uyarısı yapıyor, ama özel sektörün ciddi şekilde borçlandığı da biliniyor. Bu tabii yatırımlar dolayısıyla da oluyor. Çünkü, artık piyasa ekonomisinin gereği olarak kamudan çok özel sektör yatırım yapıyor. Eğer Amerika’da başlayan Mortgage Krizi veya Subprime baloncuklarının büyüyüp bir global krize dönüşmesi gibi tehlikeyle karşılaşacak olursak, “Türk özel sektörü müşkül durumda kalır ve yabancılar o zaman bizim sanayi tesislerimize daha fazla hakim olurlar” gibi bazı kesimlerden gelen endişe ve eleştiriler konusunda ne dersiniz?

Uysal: Bu tür endişeleri anlamakta zorlanıyorum. Böyle bir kriz çıktığı zaman doların ne tarafa hareket edeceği konusunda da öngörü nedir, ama illa YTL/dolar paritesinin doların açılacağı yönünde söylemek konusunda da biraz çekimserim. Çünkü, aslında gördüğünüz gibi krizin çıkış yeri sonuçta Amerika olacak. Amerikan ekonomisi konusunda bu tür soru işaretleri ortaya koyuyorsak, Amerikan dolarının neden hâlâ değerli para birimi olacağı konusuna soru işareti koymak istiyorum. Belki de buradaki öngörüde bir yanlışlık yok mu diye size soru sorayım.

Ültanır: Elbette öngörüde yanlışlık olabilir, ama eski bir söz de var. “Amerika ‘nezle’ olursa, Avrupa ‘zatürre’ olur” diye. Avrupa Birliği ekonomisi ve Euro para birimi, acaba ABD dolarından etkilenmeyecek etkinliği kazanabildi mi? Görüyorsunuz bir başka soru ortaya çıktı. Umarım böyle bir kriz olmaz, ama olursa etkilerini yaşayarak göreceğiz, tahminlerden farklı gelişmelerle karşılaşmak da sürpriz olmaz.

Biliyorsunuz iki türlü denge (hal) vardır. Kararlı denge (steady state) ve kararsız denge (unsteady state). Pinpon topunu bir tasın içine bırakırsanız, nereden bıraktığınıza bağlı olmaksızın tasın en çukur yerine durur ki, bu kararlı haldir. Tası ters çevirip pinpon topunu tasın zirve noktasına koyup bırakırsanız, öyle bir aşağı yuvarlanır ki nerede duracağı belli olmaz. Bu da kararsız dengenin bozulmasına örnektir. Mortgage Krizi’nin dünyaya yansıması kararsız dengenin bozulması olacaktır. Nerede duracağı kestirilemez, ama zarar görmemek mümkün değil.

Ben şimdi size olan sorumu şöyle değiştireceğim. Amerika’da bir resesyon olabilir mi? Amerikan ekonomisi bir durgunluğa, bir krize girebilir mi? Yabancı finans çevrelerinde böyle bir beklenti var mı?

GLOBAL KRİZİ ARTAN PETROL FİYATLARI ENGELLEYECEK Mİ?

Uysal: Şimdi bu Subprime ve Mortgage’in global krize neden olup olmayacağı konusunda şahsi öngörümü istediğinizi anlıyorum.

Ültanır: Tabii YASED görüşü olarak sormuyorum.

Uysal: Gerçekten sizin çizdiğiniz kriz senaryosu olabilir gözüküyor. Fakat, bir başka yandan baktığımız taktirde, dünya 10-20 sene öncesinin dünyası değil. Farklı bir yere gelmiş vaziyette. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin artık dünya ekonomisine daha fazla katkıda bulunduklarını görüyoruz. Bu önemli bir unsur. Çin gelişti ve özellikle para dinamiğine baktığınız taktirde, aslında şu anda Çin’de büyüme ile ortaya çıkan sermayenin sonuçta Amerika’ya aktığını, orada da bir tüketim ekonomisine yardımcı olduğunu görüyoruz. Böyle bir yapı var.

Ültanır: Zaten Çin’in Amerika’yı finanse ettiği söyleniyor.

Uysal: Evet, kesinlikle. Şimdi, tüketim ekonomisi durduğu taktirde, öbür taraftaki üretim duracak mı? Bir miktar yavaşlayacaktır, ama tamamen durmayacaktır. Çünkü, dünyanın diğer yerleri de var. Her şeyden önce Avrupa var ve diğer ortamlarda devam ediyor. Bir yandan da, aslında önemli faktörlerden bir tanesi de petrol piyasaları. Petrol fiyatlarının yüksekliğinin yarattığı, bir nakit fazlası ve bir nakit akışı var. Dünya ekonomisini şu anda canlı tutan unsurlardan bir tanesi de bu.

Burada da bir öngörüde bulunmak lazım. Ham petrolün fiyatı şu anda yüksek, çok yüksek bir yerlerde. Çok düşük seviyelere, yani o 10 dolarlara tekrar düşecek midir? Benim öngörüme göre düşmeyecektir. Dolayısıyla bu anlamda da özellikle petrol üreten ülkelerin bir kaynak yaratması, dünyaya bir kaynak sağlaması devam edecektir. Bu da dünya ekonomisinde Amerika’nın duraksaması nedeniyle olan yavaşlamayı bir miktar dengeleyecektir. Bu nedenle de dediğiniz krize varılacağını ben düşünmüyorum.

DÜNYA PETROL FİYATLARI

Ültanır: Petrol fiyatları bazı inişler olsa de son zamanlarda kararlı bir artış gösterdi ve 100 dolara kadar gelip dayandı. Şimdi ekonomistler tarafından, “acaba bundan sonra 150 doları dener mi” tartışması bile başladı. Bunlar sanki bir borsa seviyesi tartışması gibi olağan karşılanabiliyor. Petrol fiyatları elbette 10 dolarlara inmez, ama artışında ekonomi dışı saiklerin rol oynadığı bu fiyatların 35-40 dolarlar düzeyine inebileceğini söyleyenler de var. Peki siz ne bekliyorsunuz. Geleceğe yönelik olarak mesela BP’nin bu konuda tahminleri var mı?

Uysal: Önce şunu söylemek lazım. Gelinen yerin hepimizin öngörülerinin çok üzerine çıktığını söylemek lazım. Onun için de daha önce yaptığımız öngörüleri bir kenara koymakta yarar var. Şu andaki ortama baktığımız taktirde, bu ortam içerisinde çok ciddi miktarda spekülatif hareket var. Neredeyse toplam ticaret hacminin kat ve katı spekülatif hareketi görebiliyorsunuz. Dolayısıyla bu da fiyat üzerinde çok ciddi bir baskı yaratıyor.

Burada artık tipik arz-talep dengesi, üretim dengesi tamamen kaybolmuş vaziyette, onun yerine özellikle petrol üreten ülkelerdeki çeşitli politik sıkıntılar, nedeniyle oluşan daralmayı spekülatif hareketler çok kullanır hale geldiler. Bu da fiyatı sürekli yukarıya çekiyor. Örneğin, bakıyorsunuz Amerikan stoklarındaki cüzi diyebileceğimiz, söz gelişi 320 milyon varil üzerindeki 5 milyon varillik azalma hemen birden bire piyasaları etkiliyor. 5 milyon varilin yerine konmasının bir süre aldığını hepimiz biliyoruz, ama bu eksilme eskiden fiyatları bu kadar artırıyor muydu? Şimdi, artık bu iniş ve çıkışların çok daha sert olduğunu görüyoruz. Çünkü, bir yandan spekülatif davranışlardan etkileniyor.

Ültanır: Tahir Bey, petrol fiyatlarının bu kadar yükselmesinde, artık ciddi ölçülerde petrol tüketmeye başlayan Çin ve Hindistan gibi ülkelerin taleplerindeki büyük artış da etkili değil mi?

Uysal: Ama, bir yandan da üretimde ciddi artışlar var. Üretim artma kapasitesi ve potansiyeli de var. OPEC’in de bu konuda hâlâ hazır kapasitesi var. OPEC’in üretiminin de sürekli olarak hemen her toplantıda alınan yeni kararlarla 500’er milyon varil şeklinde sürekli arttığını görüyorsunuz. Bu üretim artışı sevindirici. Daha fazla artması lazım ki, aslında bu spekülatif hareketler konusunda daha dengeleyici olabilsin. Açıkçası, şu anda gelinen yer, kimseyi mutlu edebilecek bir yer değil. Çünkü yüksek, dünya ekonomisindeki sürdürülebilirlik açısından bir soru işareti ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ekonomilere baskı yaratıyor. Bunun gibi olumsuz yanları var.

Ültanır: ABD Başkanı Bush’un baş belalarından Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in Kasım başlarında OPEC’e bir çağrısı oldu. “Fakir ülkelere 20 dolardan petrol satalım” diye. Tabii bu öneri kabul görmedi. Ancak, gelecekte OPEC, gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelere farklı fiyat uygulamaya kalkışabilir mi? Belki bir hayal, ama böyle bir şey olabilir mi dünyada?

Uysal: Böyle bir şey olabileceğini hiç düşünmüyorum. Mümkün değil.

TÜRKİYE’YE YABANCI SERMAYE TRANSFERİ YAPAN ÜLKELER

Ültanır: Sizin konuşmanız içerisinde birden bire petrole geçtik, ama petrole geçmeden yabancı sermaye üzerinde daha konuşacağımız çok konu var, ama bir soru sormak istiyordum. Türkiye’ye yabancı sermaye daha çok hangi ülkelerden geliyor, ya da hangi ülkeler Türkiye’de yatırım yapmaya sıcak bakıyorlar?

Uysal: Şu anda batı ülkeleri olarak gözüküyor. Avrupa ülkeleri ön planda yer alıyor. Bir numarada Hollanda var, ama Hollanda’nın olmasının nedeni, Hollanda’nın vergi konusunda farklı bir yapısının olmasından kaynaklanıyor. Bunu takip eden Almanya, Fransa, Belçika, Amerika Birleşik Devletleri gibi bildiğimiz batılı klasik ülkeler yer alıyor. Bu arada Yunanistan bankalar konusuyla önemli bir yere geldi.

Ültanır: Ortadoğu’dan gelen yatırımcı yok mu?

Uysal: Onları daha görmeye başlamadık.

Ültanır: Oysa Arap şeyhleri bu iktidar döneminde çeşitli projelerle boy gösterir oldular da, onun için sormuştum.

Uysal: Ortadoğu’dan gelen hareketlerin bazıları Hollanda üzerinden geldiği için bunları doğrudan Ortadoğu ülkeleri olarak göremiyoruz. Daha doğrusu kaynağı konusunda bir veri yok. Hazine’den bu verilere baktığımız taktirde, bunlar Avrupa yatırımları gibi gözüküyor. Bunları bir ayıklamamız lazım.

Ültanır: Rusya, Kazakistan ve diğer Avrasya ülkelerinden gelen yatırım var mı? Onların dahil olduğu konsorsiyumlar da oluyor.

Uysal: Hangisi aklınıza gelen?

Ültanır: PETKİM ihalesinde Kazak sermayesi görünüyordu, ama altından Ermeni sermayesi de çıktı?

Uysal: Ama, olmadı dolayısıyla bir yatırım şu anda söz konusu değil.

Ültanır: Yani şu anda doğudan gelen bir yabancı sermaye yok.

Uysal: Doğudan şu anda gelen yabancı sermaye yok, ama Ortadoğu ülkelerinden gelen kesinlikle var. Örneğin TELEKOM gibi. Ama, bunlar da demin dediğim gibi, başka finans yapıları nedeniyle, şu anda Avrupa yatırımları olarak gözükmekte.

Ültanır: Türkiye’nin bundan sonra da yabancı sermaye bakımından önünü açık görüyorsunuz değil mi?

Uysal: Bakın gelinen yer çok sevindirici. Az önce de söyledim, bir milyar dolar seviyesinden 2006 senesinde 20 milyar seviyesini yakaladı. 2007 senesinde ,yine aynı rakam yakalandı. Çok sevindirici. Şimdi, konuşmamın başında , dediğim gibi, biz hep böyle hafif bir endişeyle daha neler yapılmayı düşünüyoruz. Nedeni de şu; dünya rekabetçi bir ortam. Bu ortam içerisinde Türkiye’nin de rekabetçi konumunu devam ettirmek lazım. O zaman da ev ödevini yapmaya devam etmesi lazım.

YEDİ MADDELİK YASED PLANI

Ültanır: Hâlâ yasalarımız açısından sorun var değil mi?

Uysal: Yasalar ve uygulamalar açısından , iki anlamda da sorunlar var. Makro anlamda çoğunlukla yapılması gerekenler yapıldı, şimdi mikro düzenlemeler yapılması lazım. Makroda da bazı noktalarda yapılması gerekenler var. Şimdi YASED olarak bizim yedi maddelik bir planımız var. Bunlar;

  1. Kayıt dışı ekonomi,
  2. Vergi ve teşvikler,
  3. Eğitim ve istihdam,
  4. Araştırma ve geliştirme,
  5. Fikri-sınai mülki haklar,
  6. Doğrudan yabancı sermayenin yeni yatırımlara gelmesi (greenfield),
  7. Mutlaka devam etmesi gereken Avrupa Birliği İlişkisi

şeklinde sıralanabilir. Ne olursa olsun Avrupa Birliği Türkiye açısından çok önemli bir çıpadır. Bunun devam etmesi lazım. Böyle yedi maddelik yapılması gerekenlere ilişkin planımız var.

IMF ÇIPASI SÜRMELİ Mİ?

Ültanır: Bu yedi maddenizin dışındaki bir unsur ya da bir çıpa da IMF ilişkisi değil mi? 2008’de IMF ile ilişkinin kesilmesini isteyenler de var, sürdürülmesini isteyenler de. Bu konuda ne diyorsunuz?

Uysal: Açıkçası bu yabancı yatırımcı açısından bir unsur değil. Bu Türkiye açısından önemli. Bu ilişkinin kesilmesi ne kadar doğru bir karar olur, bunu sorgulamak lazım. Yani, şu anda Türkiye’nin cari açığı varken, tutup da belirli bir parayı borcunu ödemek için ortaya koymasının anlamı nedir? Ben bilemiyorum. Böyle bir gündem var mıdır? Bunu da sorgulamak lazım. Yapılan yerlerde başarı ne kadardır. Bunu da herkes sorguluyor.

Arjantin örneğin bunu yaptı da, acaba iyi mi yaptı, kötü mü yaptı? Bence gereksiz yere bir gündem yaratmaktan öte bir şey gibi gözükmüyor kanımca. Yatırım ortamını değiştirmesi açısından da çok olumlu bir katkısı yok. Bir kaynağınızı gereksiz yere buna ayırmış oluyorsunuz. Türkiye’nin IMF’ye olan programı nedeniyle de bir sıkıntıya girdiğini düşünmüyorum.

AB İLİŞKİLERİNİN İNİŞLİ ÇIKIŞLI YÜRÜMESİ DOĞAL

Ültanır: Tahir Bey, siz Avrupa Birliği ilişkinin ne pahasına olursa olsun sürdürülmesi gerektiğini ima ederek, bunun Türkiye için en önemli çıpa olduğunu söylediniz. Peki, Avrupa Birliği ilişkisinin gelişmesini YASED olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye gereken ödevini yapmaya çalışıyor, ama karşısına Türk ve İslam kimliği nedeniyle çıkarılan engeller de var.

Uysal: Böyle ilişkilerin inişli çıkışlı olması son derece doğal. Bu beklenebilir. Çünkü, o ülkelerin de kendi dahili politikaları var ve bu politikaları içerisinde her zaman çeşitli unsurlar tartışma konusu haline getirilebilir. Ama, Fransız otoriteleri ile konuştuğumuz zaman görüyoruz ki, herkes şunu dile getiriyor, “Sarkozy’nin seçim öncesi söyledikleri ile Sarkozy’nin seçim sonrası söyledikleri arasında fark var”.

Onların da öngörüsü, bunun giderek değişeceği ve bunu da yumuşatmak için sonuçta Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş sürecinin uzun bir süreç olduğunu, zaten en azından 10 senelik bir süreçten bahsettiğimizi, dolayısıyla o günlerde farklı bir yapının ortaya çıkabileceğini, onu da o zaman konuşmak gerektiğini söyleyip, sanırım ilk çıkış noktasına göre çok farklı bir söylemde bulunuyorlar.

Örneğin Fransa’yı ele aldığımız taktirde, Fransa Türkiye’de 5’inci sırada çok önemli bir ticari ortak. Aynı şekilde, Fransa için de çok önem arz ediyor. Fransızların Renault ile başlamak üzere Türkiye’de çok önemli yatırımları var. Bu anlamda açıkçası bu ilişkinin kopması hiçbir şekilde olası değil. Bünyemizde olan olmayan Fransız işadamları da çok ciddi bir şekilde Türkiye’nin Avrupa Birliği gündemi içerisinde yer alması ve sonra da katılmasını canı gönülden destekliyorlar.

Ültanır: Almanya için de aynı şey söylenebilir değil mi?

Uysal: Aynı şekilde. Ticaretin içerisinde olduğunuz zaman farklı bir şekilde düşünmenin imkânı yok. Türkiye’yi o zaman çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Bu bir politik tartışmadır. Politik tartışmanın da deminki Fransız söylemi gibi farklılaşacağını ve ileriye dönük olarak da farklı bir yere geleceğini düşünüyoruz. Biz de YASED olarak bu konuda şunu söylüyoruz: “Ne olursa olsun süreç devam etmeli, yavaşlayabilir, ama kesinlikle devam etmeli”.

TÜRKİYE GLOBAL DÜNYANIN BİR AKTÖRÜ MÜ?

Ültanır: Tahir Bey, 2007’yi tamamlamamıza az kaldı. Avrupa Birliği’nin kapısında beklesek de, kısa bir süre sonra 2008’in kapsısından geçeceğiz. Türkiye’nin belli bir ekonomik çapı da var. Bugünün global dünyasında Türkiye artık bir aktör olarak, dikkat çekmekten öte görünüyor mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uysal: Ekonomik açıdan soruyorsunuz değil mi?

Ültanır: Tabii, ekonomik açıdan.

Uysal: Ekonomik açıdan dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olduğunu söylemek lazım. Dolayısıyla, 17’nci ekonomi olarak tabii ki önemi var.

Ültanır: Hedef, ilk 10’un içine girmek, ama…

Uysal: İlk 10’un içine girmek ve Türkiye’nin de doğru şeyleri yaptığı taktirde bunu başaracağını düşünmemiz hiç hayal değil.

Ültanır: Yani, potansiyel müsait diyorsunuz!...

Uysal: Kesinlikle.

BP ŞAPKASI ALTINDA

Ültanır: Şimdi YASED Başkanı şapkanızı çıkartarak, BP Türkiye Başkanı şapkanızı takmanızı rica ediyorum. İşin esprisi bir yana, şimdi BP ve petrol konularına izninizle geçelim.

Uysal: Buyurun.

Ültanır: Biliyorsunuz BP’yi Türkiye’ye verdiği hizmetleri nedeniyle ben hep önemserim. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Hattı’nın yapımını üstlenmesiyle verdiği hizmet çok büyük olduğu gibi, Şahdeniz gazının Türkiye’ye ulaştırılmasında verdiği hizmet de çok önemli. 2001 yılında o dönemin dergisi Dünya ENERJİ’de sizlerle bir yandan Bakü-Tiflis-Ceyhan için röportaj yaparken, diğer yandan da Şahdeniz gazı için röportaj yapıyorduk. Nisan 2001 tarihli o dergimiz gözümün önünde.

Uysal: Evet Şahdeniz gazı 1999 yılında imzalandı ve daha sonra proje başladı. Hattın mühendislik çalışmalarına 2002’de başlanmıştık. Sizinle yaptığımız o görüşmeler tabii ki projenin başlangıç dönemini içeriyor.

ŞAHDENİZ GAZININ TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

Ültanır: Geçenlerde de Yunanistan’a gaz satışıyla sonuçlandı.

Uysal: Geçenlerde sonuçlanan aslında başka bir şey, bu yazın ortasında Türkiye gazı almaya başladı. Yunanistan’a satış çok daha farklı bir aşama, çok daha sevindirici bir aşama.

Ültanır: Sormak istediğim şu: Türkiye olarak aldığımız en ucuz gaz, Azerbaycan’dan gelen Şahdeniz gazı. Halen aynı konumunu muhafaza ediyor değil mi? Ben o günkü kontrat fiyatıyla Türkiye’ye geldiğini biliyorum, ama doğru ise sizinde teyit etmenizi istiyorum. Aynı fiyatla mı geliyor?

Uysal: Halen aynı durumu muhafaza ediyor. Tabii ki aynı fiyattan geliyor. Anlaşma kesinlikle geçerli.

Ültanır: Projenin gerçekleşmesinde, gazın gelmesinde bildiğiniz gibi bir gecikme oldu. Bu gecikme hattın ve kompresör istasyonlarının yapımındaki sorunlara bağlı gösterilmek istendi, ama orada spekülasyon yapıldı, ucuz gaz satılmak istenmediği söylendi, bu fiyatın düşüklüğü ve yükseltme istemi bu gecikmelerde etkili miydi?

Uysal: Hayır kesinlikle değildi. Bu tür projelerde teknik aksaklıklar her zaman için yaşanır. Nitekim, teknik aksaklıklar çeşitli yerlerde de yaşandı, bunun için ne yazık ki diyeyim. Ama, bu işin doğası gereği bu oluyor. Belirli bir gecikme oldu, çok önemli de değildi, son termin planına göre sanırım altı aylık bir gecikme oldu, ama Türkiye’ye gaz geliyor. Fiyat ile bu gecikmenin bağlantısı yok. Resmi olarak gazın alınmasına yazın ortasında başlandı, aslında daha önce gelmişti.

Ültanır: Türkiye’ye gelmesi ayrı, Yunanistan’a satışı ayrı bir olay dediniz. İkisinin farkını açar mısınız?

Uysal: İkisi ayrı ayrı önemli. Bir tanesi nedir? Şahdeniz gazı, Türkiye’nin gaz çeşitliliği açısından çok önemli. Kaynak çeşitliliğini yaratmak açısından inanılmaz bir önemi vardır. Baktığınız zaman, Rusya’dan alıyoruz. LNG olarak aldığımız Nijerya ve Cezayir gazı var. İran’dan bir gaz kontratımız var, ama gereksinimimiz olduğu zaman pek alamıyoruz.

Ültanır: Maalesef, İran gazı güvenilir olmayan bir gaz.

Uysal: Onun için de bu anlamda Şahdeniz’den gelen gaz kaynak çeşitliliği açısından son derece önemli. Diğerinin önemi ise, Türkiye’nin bir köprü olmasını temin ediyor. BTC enerji köprüsü olarak, ham petrol anlamında bir köprü olmasının ikinci teyidi diyeyim, çünkü Türkiye aslında transit ülke olmayı Boğazlardan geçen petrol ile zaten şu anda temin ediyor. BTC ise başka bir şekilde transit olarak Ceyhan’a geçti ve Irak gibi çeşitli kaynaklardan petrolün dünya piyasalarına akmasıyla Türkiye’yi petrol anlamında tam bir enerji köprüsü haline getirdi.

Peki, gaza baktığımız taktirde bu resim var mıydı? Hayır. Türkiye sadece dışarıdan gaz alarak gaz tüketen bir ülke durumundaydı. Şu anda ise bunu aşarak gazda da köprü oldu.

Ültanır: Mini minnacık olsa da gaz satabilen bir ülkeyiz öyle mi?

Uysal: Ama, çok önemli. Türkiye’nin hep gaz fazlası var, Türkiye bunu nasıl ele alacak derken, sonuçta gördük ki Türkiye bütün bunları aştı ve bir yandan da tutup bir başlangıç olarak gazı Yunanistan’a verir hale geldi.

ŞAHDENİZ’DE FAZ-II

Ültanır: BP’nin geçen hafta 14 Kasım tarihli e-mail haber bülteninde Şahdeniz’de major (büyük) gaz keşfinden bahsediliyordu. Hazar’da Bakü’nün 70 km güneybatısında kalan yeni gaz-kondensat alanı ile ilgili bir haberdi. 7300 m derinlikten çıkan bir gaz. Ancak, büyük gaz potansiyeli var galiba?

Uysal: Doğru. Şimdi, Şahdeniz bizim açımızdan iki fazlı bir projedir. Şahdeniz-I ve Şahdeniz-II projesi. Türkiye’nin gaz alım anlaşması yaptığı Şahdeniz Faz-I girişimidir. Şu anda bulunan ise Faz II’ye ait bir kaynak. Daha derinlerde çıkan, ama Şahdeniz-I kadar büyük olduğunu düşündüğümüz bir ikinci kaynak, gene aynı bölgede. Bunun şu anda tam rakamını veremiyoruz, çünkü tek bir kuyu. Dolayısıyla, sadece bir tahminde bulunabiliyoruz. Birincisi kadar büyük olduğunu söyleyebiliyoruz, ama daha sıhhatli bir şeyin ortaya çıkması, daha sonra açılacak kuyularla mümkün. Tahminen 2009 senesinde bunun büyüklüğünü, nereye geleceğini öğrenebileceğiz.

Ültanır: Peki, bu yeni bulunan alandan çıkacak gazın yollanacağı pazar belli mi? Türkiye’ye mi gelir, başka yere mi gider?

Uysal: Yer olarak Türkiye’ye gelecek ve Avrupa’ya gidecek. Yönü olarak kesinlikle belli. Azerbaycan’ın kendi tüketimi için de harcanacak. Çünkü, Azerbaycan gelişmekte olan bir ülke. Daha fazla kendi gazını tüketme ihtiyacı var. Gürcistan’a kaynak çeşitliği anlamında daha fazla gaz ihtiyacı olacak. Türkiye’nin bu anlamda gaza ihtiyacı olacağını düşünüyoruz. Fakat, kaynak yeterince büyük. Dolayısıyla, bunun Avrupa’ya da aktarılıyor olması lazım. Gerek Yunanistan ve gerekse İtalya bunlar ilk aşamalar.

BP ve TÜRKİYE’NİN GAZ PİYASASI

Ültanır: Peki, BP Türkiye’ye gaz getirmekte bu kadar aktif olurken, Türkiye’nin gaz piyasasında henüz yer almadığı görünüyor. BOTAŞ’tan kontrat devri şeklinde Shell’in sonuca giden girişimi olurken, BP’nin hiçbir girişimi olmadı, ama bölgemizde gaz üreticisi olduğu için, gelecekte toptan satış şirketi olarak Türkiye piyasasında etkinlik göstermeyi düşünüyor mu?

Uysal: Şimdi BP olarak biz şunu söyledik. 4646 sayılı kanunda sonuç olarak bir öngörü vardı, o da 2009 senesinde yüzde 80’inin özel sektörde olması gibi. Çıktığı zaman da bunun çok zor olacağını söyledik. Nitekim, yaşadığımız olay da bunun zor olduğunu gösteriyor. Ayrıca, model üzerinde de söylediğimiz, gaz kontrat devri değil de hacim devri şeklinde olmasının bütün oyuncular açısından daha doğru olacağını düşündük ve belirttik. Hâlâ da bunu söylüyoruz. Fakat, gelinen model ne yazık ki gaz kontrat devri oldu.

Ültanır: Bu model ilk etaptaki devirlerden sonra tıkandı mı acaba? Tıkandığına ilişkin görüş var, siz de öyle mi görüyorsunuz?

Uysal: Açıkçası bilemiyoruz. Türkiye bu modele devam edecek mi? Eğer Türkiye bu modele devam etmek istiyorsa, tabii ki biz de bu model içerisinde yer alacağız. Şu anda bizim yaptığımız bu modelin nasıl işleyeceğini görmek, girişimleri takip etmek, daha sonra Şahdeniz gazının gelmesiyle ki, şimdi geldi, biz de bu durumda ilgimizi ortaya koyacağız.

HANGİ GAZ PROJELERİNDE BP VAR?

Ültanır: Peki, BP Türkiye’ye başka yerlerden Avrupa’ya yollamak üzere gaz getirmeyi düşünüyor mu? Böyle projeler düşünüyor musunuz? Örneğin, Mısır gazı var, Kuzey Irak barışa kavuşunca oradan gelebilecek gaz var, hatta Türkmenistan gazı var, çevrede başka gaz olanakları da var. 1999-2000 yıllarında Türkmenistan gazı gündemde iken siz projenin dışındaydınız, o zaman o projenin operatörlüğüne Shell soyunmuştu, gerçekleşemedi. Şimdi, Türkmenistan gazı tekrar konuşuluyor. Bu projeler üzerinde duruyor musunuz?

Uysal: İsterseniz birer birer bakalım.

Ültanır: Buyurun.

MISIR GAZI

Uysal: Şimdi, Mısır’a baktığınız zaman Mısır’da BP tabii ki uzun yıllardır var, Amoco nedeniyle.

Ültanır: Okuyucularımız için hatırlatalım, Amoco 1998 yılında BP ile evliliğe gitti. Amoco da Standard Oil’den gelen bir şirketti.

Uysal: Evet. Amoco orada uzun bir dönem operasyonda bulunmuş. BP ile Amoco’nun birleşmesi nedeniyle de bu çalışmalar BP’ye katıldı. Mısır bizim için önemli ülkelerden bir tanesi. Mısırdan çıkan gaz, bizim için Avrupa’ya giden bir gazdır. Türkiye’ye boru hattıyla gelen projenin ise Türkiye’ye çok büyük miktar gaz getireceğini düşünmüyoruz. Çünkü, yoldaki ülkelerde gaz tüketim imkânları var, sanırım Türkiye’ye 3.5-4 milyar metreküp kadar gaz Mısır’dan gelebilecek gibi gözüküyor.

Ültanır: Ben onu çeşitlendirme için 5-6 milyar metreküp olarak biliyordum.

Uysal: 5-6 milyar metreküp desek de çok farklı değil. Ama, bu rakamın Türkiye pazarında tüketileceğini düşünmek, o bölgede tüketileceğini düşünmek çok daha doğru olacak. Avrupa’ya gidecek bir gazdan bahsettiğimiz zaman 10’larla ifade edilen rakamlardan bahsetmek durumundayız.

KUZEY IRAK GAZI

Irak konusunda evet, Kuzey Irak’ta bir gaz potansiyeli gözüküyor. Bu mutlaka ilgi çekici olacaktır. Ama, Irak’ın şu andaki durumu içerisinde BP buraya girmiyor. Çeşitli nedenleri var. Belirli istikrarsızlık bir yana, daha Petrol Kanunu ve petrol gelirleri paylaşımı konusunu çözememiş durumdalar. Bu meseleler anlaşılamamış vaziyette. Bunlar çok sıkıntılı noktalar. Ancak, bunlar belirli bir yere geldikten sonra, ülke kararını verdikten sonra, bir de tabii istikrar ortamı sağlandığı zaman, BP buraya girecektir.

BP NABUCCO’YA GİRER Mİ?

Ültanır: Bir de bizim bildiğiniz Nabucco projemiz var. Geçenlerde bu projeye bir ortağın gireceğinden söz ediliyordu. Gazetelerde adı açıklanmayan bir ortak deniliyordu. BP olabilir mi?

Uysal: Yok hayır, hayır, zaten sanıyorum bir şirketten ziyade bir ülke olarak bahsediliyordu. Şu anda bu projeye hep ülkelerin destek olması bazında bahsediliyor. Dolayısıyla, şu anda şirketler bazına inmiş bir proje de değil aslında. Her ne kadar Türkiye’de, Türkiye ve BOTAŞ bu anlamda biraz karışıyor olsa da, ben şu anda daha çok ülkeler düzeyinde bir ilgi olarak görüyorum.

Ültanır: Ben bunu şu amaçla sordum. Çok iyi biliyorsunuz, BTC de önce ülkeler bazında konuşuluyordu, ama ne zamanki bu işin içerisine şirket olarak BP girip projeyi üstlendi, ondan sonra gerçekleşebildi. Nabucco’nun sürüncemeye kalmış gibi gözükmesinin nedeni, bence henüz projeyi sahiplenmiş bir şirketin olmaması. Bu arada istekli bir Fransız şirketinin adı geçti, ama Fransa ilişkileri nedeniyle ona Türkiye sıcak bakmadı. BP de böyle bir şey düşünebilir mi diye, o anlamda sordum.

Uysal: Başka bir resim çizeyim istiyorsanız!... Nabucco konusunda aslında bugüne kadar çok şey yazıldı çizildi ve belirli hareketler, yapılması düşünülenler ortaya kondu. İşte Türkiye’de, yurtdışında toplantılar yapıldı, protokoller imzalandı. Ama, ben şu eksikliği görüyorum: Özellikle Orta Avrupa diyeceğim gelişmiş ülkeler, gerçekten gaza ihtiyacı olan ülkeler, bu konuda niyetlerini çok ciddi ortaya koymadılar. Fransa ve Almanya’nın bu konuda ne söyleyeceği çok çok önemli. Fransa’dan sonra belki İngiltere geliyor. Biraz daha uzakta.

Geçtiğimiz günler içerisinde Avrupa Birliği Enerji Komiseri Andris Piebalgs’ın Türkmenistan Aşkabat’ta yaptığı protokol çok önemli. Bu en azından Avrupa’nın bir birlik olarak Türkmenistan gazına olan ilgisini ortaya koyuyor. Türkmenistan gazı da Nabucco projesi anlamında çok önemli. Yani iki ayağımız var, arz ve talep. Bugüne kadar ben açıkçası talep kısmında bir niyet eksikliği olduğunu düşünüyorum.

Ültanır: Türkmenistan’ın eski Devlet Başkanı Türkmenbaşı, uzlaşmayı bilmeyen bir insandı. Türkiye onun yersiz dayatması yüzünden Türkmen gazını 10 sene öncesinde alamadı. Ölümünden sonra gelen Berdimuhammedov’un ılımlı politika izleyeceği görülüyor. Aşkabat ile Moskova’nın ve Pekin’in gaz için imzaladığı anlaşmalar, tabii ki bizim ve Batı’nın aleyhine. Berdimuhammedov, Eylül ayında Birleşmiş Milletler toplantısı için gittiği ABD’de Türkmen gazını Avrupa’ya satmaya hazır olduğunu söylemesi olumlu bir gelişmeydi. Berdimuhammedov ile Andris Piebalgs’ın Kasım ayında Aşkabat buluşması çok olumlu bir gelişme oldu. Ama, dikkatinizi çekmek isterim Türk devlet adamları olması gereken bu ortamda yoklardı. Gene de coğrafi konumu nedeni ile hat Türkiye’den geçeceği için, konu Türkiye’nin dışında kotarılsa da, Türkiye’nin kazançlı çıkacağı bir sonuç yaratacak.

Uysal: Az önce söylediğim talep ayağındaki gerekli niyeti, Aşkabat’ta yapılan protokol ortaya koydu. Şimdi bunun arkasından artık konunun ülkelere ve şirketlere yansıması lazım. Dediğiniz gibi sonuçta proje şirketler tarafından ekonomik bir şekilde ortaya konulup sahiplenilmesi lazım. Türkmenistan’dan olacak projeler dünya açısından önemli, böyle bir proje uygun aşamaya geldiği zaman diğer şirketler kadar BP de ilgi duyabilir.

Konunun bir ayağı talep idi, diğer ayağı Türkmenistan. Türkmenistan’daki son dönemde yaşanan gelişmeler gene bu anlamda, bu projenin artık olabilirliği konusunda ümit ışığı yarattı. Türkmenistan’da işaret ettiğiniz yönetim değişikliği oldu, Batıya daha sıcak bakar bir ortam söz konusu. Ama, hâlâ karar vermiş vaziyette değiller. Ne tür gelişmeler olacak, bunları görmek lazım. Bir yandan da cesaretlendirmek lazım.

TÜRKİYE’NİN VE GÜL’ÜN YAPABİLECEĞİ…

Sorun nedir? Azerbaycan ile Türkmenistan’ın denizdeki sınır anlaşmalarını ortaya koymaları ve bir anlaşmaya varmaları. Bu anlamda da ortam bence son derece müsait ve Türkiye’nin bu konuda yapabilecekleri var. Türkiye iki ülkeyi bir anlaşmaya varmaları konusunda cesaretlendirecek önemli bir ülkedir kanımca.

Ültanır: Hemen şöyle diplomasiyle bağlantılı bir soru ortaya çıkıyor. Türkiye’nin oynayacağı rolü yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başarabilir mi? Özal ve Demirel döneminde cumhurbaşkanlarımızın bir ayağı hep Türki devletlerde idi. Geçen dönem Sayın Sezer köşkle kapalı bir politika izledi, o bölgelere gitmedi değil, ama kendisinden önceki sıcak ilişkileri devam ettiremedi. Oysa, Sayın Demirel’in söylediği bir söz var, bu ülkelerle ilişkiler birebir adam adama geliştirilebiliyor. Yeni liderler devrede. Sayın Gül’ün dışişleri kariyeri, gençliği ve dinamikliği bence bu konuda ümitvar olmamızı gerektiriyor. Siz de aynı görüşü paylaşır mısınız?

Uysal: Sayın Gül’ün özellikle Azerbaycan ziyaretindeki yaklaşımını gördüğümüz taktirde, kesinlikle haklısınız. Bu anlamda sadece Bakü’ye değil, Gence’ye gitti Ülkeyi daha geniş kapsamda ele aldı. Diğer konularda da bu anlamda yaklaştığını görüyorum. Yakın zamanda zaten Türkmenistan ziyareti var. Ümit ediyorum ki, bu gezisinde konuyu dile getirecektir. Dediğim gibi, bu iki ülkeyi böyle bir anlaşma yapmaya cesaretlendirecektir. Bu da gene önemli ayağı. Çünkü, sonuçta da bu sefer arzın ortaya çıkışı konusundaki sorunlar ortadan kalkmaya başlayacak, bu Nabucco projesinin hayata geçmesini sağlamaya katkı yapacaktır.

Ültanır: Bu arada bir İran faktörü ortaya çıktı ki, Türkiye’nin aleyhine koz olarak da kullanılabilir.

Uysal: Her zaman için bir projenin çeşitli diğer unsurları vardır.

BP KARADENİZ’DE AÇTIĞI KUYUYU TPAO’YA DEVRETTİ

Ültanır: Şimdi, petrole dönme zamanı geldi değil mi?

Uysal: Buyurun.

Ültanır: Geçen sene Karadeniz’de Hopa açıklarında sondajınız bitti. Ondan sonra Karadeniz’de ikinci bir sondaj yapmadınız.

Uysal: Hayır yapmadık.

Ültanır: Gerekli görmediniz mi, veriler olumsuz muydu. Yoksa başka nedenler mi ikinci sondajı engelledi? Çünkü, Karadeniz Türkiye için çok umut bağlanan bir yerdi. Türkiye’nin Hazar’ı olabileceği bile söyleniyordu.

Uysal: Yaptığımız birinci kuyunun sonuçlarından ortaya çıkan şey, ekonomik anlamda bizim için yeterince ilgi çekici olmadığı ortaya çıktı. Biz haklarımızın hepsini TPAO’ya devrettik. Bu çok önemli. Çünkü, Türkiye’de maalesef hep “kuyuları kapattı gitti” diye konuşulur. Kapatıp gitmedik, TPAO’ya devrettik. Dolayısıyla, bundan sonra o bölgede ne yapmak istediği TPAO’nun kararıdır.

Bizim şu andaki değerlendirmemiz diyeyim, tabii ki daha sonra başka veriler geldiği zaman farklı neticeler ortaya çıkabilir. Ama, şu anda yaptığımız değerlendirmeler neticesinde, ne yazık ki ekonomik olarak zor bir proje gözüküyor.

KARADENİZ’DE GAZ HİDRAT MI ARANDI?

Ültanır: Şimdi o konuda spekülatif bir sorum olacak? Spekülatif, ama geçmişte enerji ile ilgili bir kurumda Başkanlık yapmış ve Türkiye’nin enerji stratejileri üzerine makaleler yazan bir profesör dostumun görüşü olduğu için bir kenara atmak istemiyorum. Kendisinden bu konuda izin almadığım için şu an adını açıklamak istemiyorum. Siz Karadeniz sondajına giriştiğiniz zaman, tesadüf bu ya yine burada Ankara Hilton’un lobisinde aperitif bir şeyler alırken yaptığımız sohbette, BP’nin Karadeniz’deki sondajı petrol bulma amacına yönelik değil, Karadeniz’de offshore olarak bulunan gaz hidratları (gas hydrates) yataklarının tespite yönelik bir çalışma diye çok kesin bir önyargıyla konuşmuştu.

Biliyorsunuz, Uluslararası Enerji Ajansı’nın da raporlarında dikkat çektiği gaz hidratlar uzun dönemde doğalgaz için bir başka potansiyel kaynak olarak düşünülüyor. Amerika başta olmak üzere çeşitli ülkelerde bu konuda yapılan çalışmalar var. Dünya potansiyel rezervlerine ilişkin haritalarda Türkiye ve Karadeniz’de işaretleniyor.

Uysal: Ne arandığına ilişkin kayıtlar ortada Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nde kayıtlar var. Ortağımız olan TPAO ile birlikte çalıştık, TPAO’da kayıtlarımız var. Sonuçta bu kayıtlarda bütün bilgiler bulunuyor. Bakın sadece Karadeniz değil, dünyanın her yeri gas hydratlar ile doludur. Sonuçta istediğiniz yerde bunu arayabilirsiniz. Meksika Körfezi’ne gittiğiniz taktirde, yine Meksika kıyısının altı gaz hidratlarla kaynar. Gaz hidratları hesaba vurduğunuz taktirde, dünyanın sanırım 200 senelik gaz ihtiyacını karşılayabiliyor. Ama şu ana kadar bunun conventional (ticari) olarak ortaya çıkabilmesini temin etmiş hiçbir proje yok. Şu anda sadece laboratuvar aşamasında birtakım deneyler var, onun dışında bir şey yok.

KARADENİZ’DE UMUT VAR MI?

Ültanır: BP ilk kuyusu ile Karadeniz’i kendisi için bugünkü koşullarda ilgi çekici bulmamış olabilir, ama Karadeniz şu anda sizce umutsuz mu gözüküyor?

Uysal: Hayır, biz sadece Doğu Karadeniz’i aradık. Karadeniz çok büyük bir bölge. Batı Karadeniz’de ARCO ile yaptığımız birtakım aramalar vardı. Ne yazık ki orada da bazı olumsuz sonuçlar almıştık, ama bunlar iki ucu. Karadeniz’in daha diğer bölgeleri var. Özellikle Orta Karadeniz’de TPAO’nun Petrobras ile 2009’da sonuçlandıracağı arama ve sondaj, tamamen farklı bir coğrafya ve jeolojiden bahsediyoruz, çok değişik belki de sevindirici sonuçlar getirebilir.

Ültanır: Yani, Karadeniz’in doğusunu, batısını ve ortasını farklı yapılar olarak görüyorsunuz.

Uysal: Tabii ki, koskoca bir jeoloji ve çok farklı yapılardan bahsediyoruz. İnşallah ümitlerimizi koruyalım ve onun başarılı bir proje olmasını dileyelim. Dediğim gibi farklı bir yapı. Daha başka bölgeler de var. Karadeniz daha fazla incelenmeye muhtaç. Tabii bunun için de teşvik edilmesi lazım. Teşvik mekanizması dediğiniz zaman…

Ültanır: Ona geleceğiz zaten…

Uysal: Birazdan geleceğiz belki, ama bahsetmeden edemeyeceğim. Petrol Yasası konusunda ne yazık ki çok olumsuz bir yerdeyiz.

BP DOĞU AKDENİZ’DE VAR MI?

Ültanır: Dediğim gibi onu lütfen biraz sonraya bırakalım, Karadeniz’den Akdeniz’e geçmek istiyorum.

Uysal: Buyurun

Ültanır: TPAO Akdeniz’de de çok ruhsatlar aldı, hatta son zamanda da kıta sahanlığı üzerinde çok geniş yeni ruhsatlar aldı. Kıbrıs kesiminde aldığı ruhsatlar da var. Özellikle Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye ait deniz alanında ruhsat vermeye kalkışmasından sonra alınmış yeni ruhsatlar var. Sizin Akdeniz’de, özellikle Doğu Akdeniz’de TPAO ile ortak veya TPAO dışında arama çalışmalarınız var mı?

Uysal: Hayır yok. Girmeyi düşünmedik. Kişisel olarak da incelediğim ve bildiğim bir bölge değil. Onun için yorum da yapamayacağım açıkçası.

Ültanır: Peki BP merkezinden Akdeniz’de çalışmayla ilgili bir haber var mı?

Uysal: Hayır hayır. BP olarak incelemedik. Karadeniz projemizi de hatırlatırım, 1990 senesinde başladık, ancak 2006 senesinde delebildik. Çünkü derin denizdi.

KARADENİZ’DE MATKABIN UCU NEYE DOKUNDU?

Ültanır: Orada su derinliği ne kadardı ve deniz tabanından ne kadar aşağıya indiniz?

Uysal: Su derinliği 1300 metre idi. 3200 metre aşağıya gittik. Bu, Karadeniz’de bugüne kadar yapılan yapılan en derin sondajdır.

Ültanır: 4500 metre aşağıda bir şey çıktı mı, gerçekten çıkmadı mı, matkabın ucu bir şeye ya da neye dokundu. “Bu sorum üzerine karşılıklı gülüşüyoruz”. Sonuçta ekonomik olmasa da petrol var mıydı?

Uysal: Sonuçta, tabii ki bazen ham petrolü buluyorsunuz, ama dediğimiz gibi ekonomik olup olmayışı çok önemli.

Ültanır: Şimdi Karadeniz’de petrol bulundu haberi dergimizden duyulursa, bizim her daim hazır komplo teorisyenlerimiz, BP orayı betonlamamış olsa da hemen bir şekilde kapattı derler.

Uysal: Bütün bulduklarımız TPAO’da. Lütfen bunu TPAO’ya sorun ya da merak eden sorsun.

TÜRK PETROL KANUNU UYGUN BİR YASA MI?

Ültanır: Tahir Bey, şimdi gelelim yeni Petrol Yasası’na. Bu yıl Ocak ayında çıkan 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu için dergimizde iki panel yaptık. 6326 sayılı kanun zamanında çok ileri bir kanundu, ama budandı ve içi boşaltıldığı için yeni bir yasaya kesinlikle ihtiyaç vardı. İlk panelimiz Cumhurbaşkanının yeni yasayı vetosundan önce idi ve Şubat sayımızda yayınlandı, görmüşsünüzdür. Son panelimiz de seçimlerden sonraki gelişmelere bağlı olarak bu ay Kasım sayımızda yer alıyor.

Bence veto edilmesi şansızlık olmuştur. Bugüne kadar yürürlüğe girmesi gereken bir kanundu. Eski kanun ile felsefesi aynı, “royalty ve vergi” mantığıyla hazırlanmış, gerekli yeni teşvikleri de bence uygun bir kanundu. Kimse kanunun felsefesine karşı çıkmadı. Halbuki dünyada giderek yaygınlaşan kâr paylaşımı esasına göre de yeni bir kanun düzenlenebilirdi. Bu konu gündeme bile gelmedi. Felsefe değişikliği söz konusu olmayınca, eski kanun bence günün koşullarına göre gerçekçi bir şekilde yenilenmişti. Tabii ki eleştirilebilecek birkaç yönü vardır, ama petrolde devletçilik özleminde olanlarca haksız eleştirilere uğradığı ve çok yıpratıldığı da maalesef acı bir gerçek. Amacı, yasayı engellemek olanlar, şu an amaçlarına ulaşmış gibiler.

Peki, siz Cumhurbaşkanından üç maddesi ile bir geçici bir maddesi için dönmüş olan yasa metnini ne ölçüde yeterli buluyordunuz. Veya sizin için tatmin edici miydi, değil miydi, ne ölçüde?

Uysal: Üzerinde uzun yıllar çalıştık. Özellikle bunun üzerinde PETFORM olarak çalıştık. Sonuçta gelinen yer itibariyle son derece tatmin edici bir yasa idi. Ne tür değişikliklere uğraması düşünülüyor bilmiyorum, ama şu andaki haliyle Meclis’ten geçirilmesi gerektiğini düşündüğümüz bir yasa. Tartışma konusu olan bazı maddelerinin de niye tartışma konusu olduğunu anlamış değilim.

Ültanır: Milli menfaatler sözcüğü niye geçmedi, yerli üretim niye yerli tüketime ayrılmadı gibi, sanki Türkiye’de anayasa ile korunan milli menfaatlere aykırı yasa çıkarılabilirmiş, ya da 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu çıkmamış, ulusal stok zorunluluğu yasaya bağlanmamış gibi, anlamsız ve sağırlar diyaloğu şeklinde bir tartışma sürüyor. Tabii bu tartışmada TPAO’nun geleceği de söz konusu, ama TPAO’yu kuran geçmişte 6326 sayılı yasa değildi ki, TPAO’nun çözümü 5574 sayılı yasa içinde olsun. TPAO için geçmişte 6327 sayılı yasa vardı, onu 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile kaldırdılar, TPAO’nun geleceğinin belirlenmesi, yine Türk Petrol Kanunu dışında, TPAO’ya ait özel bir kuruluş ve görev yasası ile olabilir.

MİLLİ MENFAATLER TARTIŞMASI

Uysal: Milli menfaatler konusunu şu şekilde ele almak isterim, yani milli menfaatler denildiği zaman çok belirli olmayan bir kavramdan bahsediyorsunuz. O zaman da bu sıkıntı yaratıyor. Yoksa, tabii ki herhangi bir yasanın, uygulamanın ülkenin milli menfaatlerinin aksine olması düşünülemez. Böyle bir şey öngörülemez. Böyle bir şey varsa da uygulayıcı o uygulamayı durdurmalıdır. Yöntemi neyse, yeni kanun ise yeni kanun çıkarıp durdurmalıdır. Ama, çok muğlak bir kavram koyduğunuz zaman bu sefer de yasayı işlemez hale getirmemek lazım. Bence gelinen yer oydu.

Geçmiş dönemde de bunu yaşadık. 6326 sayılı kanunda çeşitli düzenlemelerle gelinen yerde de bu tür ifadelere dayanılarak gerekli kararlar cesaretle alınamadı. Uygulayıcının elini de bağlamamak lazım. Çünkü, sonuçta böyle bir şey koyduğunuz zaman, üç gün sonra da dönüyorsunuz ve bürokrata soruyorsunuz, “Sen bunu milli menfaatlere göre mi yaptın?”. Nasıl tanımlarsınız milli menfaatlere göre, nedir? Size göre farklıdır, bana göre farklıdır. Sonuçta bu sefer uygulayıcı son derece zor bir durumda kalıyor ve sonra da uygulanamaz hale geliyor. Yani, bir şeyi daha başından işlemez hale kendiniz getirmiş oluyorsunuz. Bundan da kimsenin yararı yok.

TÜRK PETROL KANUNU IRAK PETROL KANUNU’NDAN DAHA TESLİMİYETÇİ Mİ?

Ültanır: Tahir Bey, bir iddia konusunda da yanıt olarak görüşünüzü almak istiyorum. Biliyorsunuz işgal altındaki Irak’ın hazırlanmış olan, ama çıkmayan bir Petrol Kanunu var. Üzerinde tartıştığımız Türk Petrol Kanunu’nun, Irak’ın Petrol Kanunu’ndan daha teslimiyetçi bir yasa olduğu iddiası da var.

Uysal: Teslimiyetçilikten kasıt ne onu açar mısınız?

Ültanır: İddia benim sahiplendiğim bir iddia değil, bilakis katılmadığım bir iddia. Teslimiyetçilikten kasıtları benim anladığıma göre, yabancı petrol şirketlerine milli menfaatleri zedeler şekilde hak tanınması.

Uysal: Şimdi burada Petrol Kanunu neyi getiriyor. Petrol Kanunu çeşitli alanlarda vergisel düzenlemeler ortaya koyuyor. O anlamda bir ilerleme sağladı. Derin deniz aramalarında belirli teşvik mekanizmasını ortaya koydu ki, bu son derece gerekli. Çünkü demin dediğim gibi Karadeniz’in önemli kaynaklarını ortaya koyabilir. Belki diğer denizlerde bu imkânlar ortaya çıkar, fark etmiyor. Bunlar tabii ki pahalı, gerçekten pahalı sondajlar bunların teşvik edilmesi lazım. Bu anlamda da yasa gene doğru unsurlarla ortaya çıkıyor.

Kanun çıkarken de PETFORM olarak çeşitli grafiklerle bunları sunduk. Türkiye, dünyadaki petrol aramaları pazarı diyeyim, bu pazar içerisinde kendini rekabetçi bir yere koymalıdır. Bizim söylediğimiz bu. Şu andaki yeri itibariyle o konumda değildir. Ama, rekabetçi yere koyması gereklidir. Türkiye bir model seçmiştir. Bu model de royalty, devlet hakkı artı vergi üzerinedir. Royalty artı vergi içerisinde baktığımız zaman gelinen yer diğer dünya ülkeleri ile nasıl karşılaştırılıyor?

Yalnız bu tek boyutlu bir söylem değil. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım. Örneğin, Irak’takini ele aldığınız taktirde, zaten bilinen yerler, daha önceden araştırılmış, üretime geçmiş, ondan sonra nerede ve hangi derinlikte olduğunu bildiğiniz petrol üretimi farlı bir şey, hiç bilmediğiniz, zor bir jeoloji içerisinde aramayı düşündüğünüz petrolün teşvik edilmesi ise çok daha farklı bir şey. Yani bir tanesinde düz ovada ev yap diyorsunuz, diğerinde dağın başına ev yap diyorsunuz, hangisini teşvik etmeniz lazım? Oturup düşünün!...

NE OLURSA OLSUN GELİP ARARLAR MANTIĞI YANLIŞ

Rekabetçi pazar derken, bütün bunları değerlendirerek aslında ele almak lazım. Kazakistan’a bakıyorsunuz, Kazakistan’da çok ciddi bir şekilde devlet hissesinin yüksek olduğunu görüyoruz. Çünkü, orada her şey biliniyor. Petrol nerede ne kadar var, hangi havzaların yapısı, potansiyeli vs, nereden çıkartırsınız, her şey biliniyor. Çok fazla bir zorluğa katlanmadan orada çıkartabiliyorsunuz.

Bu konuda ikinci bir unsur, bu bahsettiğim pazarla gerek Irak olsun, gerekse Kazakistan olsun veya Meksika körfezi olsun, hepsinde gelişmiş bir alt yapı var. Alt yapıdan kastım, orada petrol endüstrisinin olması. Türkiye’de biz Doğu Karadeniz’deki kuyuyu kazarken, platform Meksika körfezinden geldi, bir tanecik kuyuyu kazdı, ondan sonra tekrar gerisin geriye gitti. Böyle bir alt yapı yok. Etrafta herhangi bir servis sektörü yok. Bütün hepsi için biz geldik, Trabzon’da bir üs kurduk, sadece bir kuyuyu destekleyebilmek için.

Ültanır: Tahir Bey, o kuyuya toplam ne kadar harcama yaptınız?

Uysal: 150 milyon dolar kadar harcama yaptık. Şimdi yine konumuza dönersek, Petrol Kanunu açısından baktığınız taktirde, o zaman bu işin doğru yerde olması lazım ki, yatırımını yapsın. Türkiye’nin kabul etmek istediği şey bu. Yani, petrol değerlidir, ne olursa olsun gelip insanlar arayacaktır mantığı var. Bunun böyle olmadığı çok bariz ortada. İnsanlar dünyanın bütün ülkelerine gidip arıyorlar, Türkiye’ye gelmek konusunda ise yeterince istekli ve cesaretli değiller. Türkiye’de sektör yok.

ROYALTY’LER DESTEKLEYİCİ OLAMALI

Ültanır: Az önce de konuştuk kanun royalty artı vergi ayağına oturtulmuş. Devletin alacağı vergi, bazen royalty’den bile önemli olabiliyor, ama ben şimdi royalty’e değineceğim. 6326 sayılı yasa ayrım yapmaksızın yüzde 12.5 royalty öngörmüştü. Yeni kanunda bu yüzde 2-12 arasında koşullara göre ayarlandı. Kara veya deniz üretim alanına, üretim miktarlarına ve graviteye göre getirilen bir tarifesi var. Bence çok uygun ve ileri bir adım. Fakat, bu maalesef eleştiri konusu yapıldı. Benim kişisel kanım, derin denizlerde gerekirse belli bir süre mesela 10 yıl için sıfırlanması bile düşünülmeli, yeter ki petrol bulunsun. Hatta ağır petrol için “gravitesi 16 API’den az olan ham petrolde yüzde 50 daha az Devlet Hissesi alınabilir” diyor, ama belki bu da graviteye göre kademelendirilebilirdi ve daha az oranlarda da düşünülebilirdi. Bence royalty’ler engelleyici değil, destekleyici olmalı, öyle değil mi?

Uysal: Haklısınız. Bakın bu önemli bir konu. Çünkü, dünyada şu anda özellikle ham petrol fiyatlarının yukarıya çıkması nedeniyle artık konvansiyonel dediğimiz ham petrolün yerine konvansiyonel olmayan ham petroller çok önemli hale gelmeye başladı. İşte oil sands, tars, bituminous gibi kaynaklar, artık değerlendirilebilir bir yere geldi. Bu anlamda da gene aynı şekilde, Türkiye ağır petrolü bulduğu taktirde artık bunun işleme yöntemleri gelişti, eskisi gibi değil. Çıkarılabilirliği, ekonomik olması, ham petrolün fiyatının yüksekliği nedeniyle ortada, desteklenmesi lazım. Bunun yine kanuna monte edilmesi lazım. Gördüğünüz gibi buradaki eksiklik, dünyadaki petrol sektörünün nasıl işlediği konusunda bence bir öngörü eksikliği, bilgi eksikliği kesinlikle ortada.

TÜRK PETROL KANUNU BP YASASI MI?

Ültanır: Tahir Bey, şimdi bir ithamla ilgili sorum olacak. Ben bu ithamı haksız görüyorum, ama ana muhalefet partisi sözcülerinden geldiği için ciddiye alıp size yöneltmek istiyorum. “Petrol Yasası’nı BP hazırladı” diyorlar. Yasanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda sonra Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nde ve tekrar Enerji Bakanlığı’nda hangi aşamalardan geçip nasıl hazırlandığını ben de biliyorum, ama bu itham size yönelik olduğu için sizin yanıtlamanızı ve bu konuda da okuyucularımızı aydınlatmanızı istiyorum. BP’nin hazırladığı taslak yasalaştırılmak isteniyor diye bir hücum var. Buyurun.

Uysal: Geçen gün Enerji Arenası’nda da Sayın Onur Öymen bir elinde yazıyı tutup, ondan sonra gösterip, şirket adından bahsetmeden de bundan söz etti. Tabii ki, 1993 senesinde yazılmış bir yazı vardır, bu yazılmış yazı içerisinde hiçbir arkasında durulmayacak bir konu yoktur. Dediğimiz şey, bugün söylediklerimizden hiç farklı değildir.

Ültanır: O yazıyı ben de bilmiyorum, azıcık açar mısınız?

Uysal: 1992 senesinde TPAO ile yaptığımız anlaşmanın çerçevesinde Karadeniz’deki ortamın nasıl bir potansiyel arz ettiğini, böyle bir potansiyelin işlenmesi için de ne gibi teşvik mekanizmalarının ortaya çıkarılmasının doğru olduğu konusundaki görüşlerimizi ortaya koyduk. O zaman bunu yaptık, bugün de kesinlikle yaparız. Bu bir görüş bildirmektir.

Ültanır: Tabii her şirket görüş bildirebilir, ama “öküzün altında buzağı arama” sözünün gereği, görüşler bazı amaçlar doğrultusunda yorumlanarak saptırılabilir. Aslında yapılmaması gerek görüş bildirmek değil, görüşü kasıtlı yorumlamak.

Uysal: İnsanlar artık görüşlerini de bildiremeyecek hale gelirlerse, görüş bildirdi diye sonuçta bu şekilde alınacaksa, açıkçası bunu demokrasi içinde nasıl ele alabiliriz, çok bilemiyorum.

Ültanır: Teşekkür ederim, bence konu açıklığa kavuştu. Peki Petrol Kanunu’na konulan teşvikler şu anda sizin görüşünüz olarak gerçekten yeterli mi, yoksa konulmasını önerdiğiniz başka teşvikler var mı?

Uysal: Hayır, geldiği yer itibariyle gerçekten yeterlidir. Yani haliyle diyorsunuz tabii.

Ültanır: Evet, yeni haliyle diye soruyorum. Yani, bu kanunla BP ve başka yabancı şirketler gelir, arama yaparlar mı?

KANUNLAR YAŞAYAN ORGANİZMALARDIR

Uysal: Yaparlar. Burada da şunun altını çizmek isterim. Bakın, Petrol Kanunu’nu çıkardığınız taktirde, kanunları yaşayan organizmalar olarak görmek lazım. Günün değişen şartları içinde de bunu ele alabilmelisiniz. Örneğin, eğer bunu çıkardığınız zaman ham petrolün fiyatı 20 dolar ise, sonra 100 dolara geldiyse, o zaman tutup bunun mekanizmalarını da koymak lazım. Nedir? Sadece geriye dönük uygulamalar yapmadan, ileriye dönük uygulamalar şeklinde olmalı.

Yani yatırımını yapan yatırımcı belirli bir öngörüye göre yapmıştır, siz bırakın o devam etsin. Ama, ileriye dönük olarak, hay hay buyurun ortamı değiştirin. Değişen şartları da kanun içerisine, yönetmeliklerin içerisine monte edin. Türkiye’deki sıkıntılardan bir tanesi de bu. Ya şu olursa, ya bu olursa!... Tabi ki değişiklikler olmalı. Ülkenin yararı korunmalı bunun mekanizmaları da ortaya konmalı. Ama, bu bir duraklamaya, bir kısıtlamaya neden olmamalı.

Ültanır: Hükümet geçen dönem yine bazı maddeleri veto edilen Nükleer Santraller Kanunu’nu tekrar getirip Meclis’ten geçirdi, ama şu anda Meclis’in belli olan gündeminde henüz Petrol Kanunu yok. PETFORM olarak kanunu takip ediyor musunuz? Ne zaman tekrar ele alınacağı konusunda bir bilginiz var mı?

Uysal: Gördüğümüz kadarıyla, öncelik tanınan ilk kanunlar arasında yer almıyor gibi gözüküyor. Ben bir konuya değineceğim. Siz az önce petrol kanununda sıfır royalty dediniz. Tabii hiçbir zaman sıfır olmaz. Kaldı ki vergiler var. Bakın bizim yaptığımız Doğu Karadeniz’deki projede, üretim olsaydı TPAO hissesi de dahil olarak baktığımız taktirde vergilerle birlikte yüzde 70’lerin üzerindeki bir rakam Türkiye’ye kalıyordu. Bu çerçevede bu projeleri ele almak lazım. Bu önemli bir rakam. Baktığınız taktirde TPAO zaten her projenin içerisinde, artı vergiler var. Bunların hepsini bir yekûn olarak ele almak lazım.

BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTINDA KAPASİTE ARTIRIMI

Ültanır: Şimdi Petrol Kanunu üzerinde söylenecek başka bir şey kalmadıysa boru hatlarına da kısaca değinelim istiyorum.

Uysal: Tabii, boru hatları konusuna geçebiliriz.

Ültanır: Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı gayet güzel bir şekilde çalışıyor. Şu anda ulaştığı kapasite?...

Uysal: Şu anda 750 bin varil/gün civarında çalışıyor.

Ültanır: Zaten plato değeri bir milyon varil/gün idi.

Uysal: 2008’in başında bir milyon varil/günlük kapasiteye çıkacak.

Ültanır: Peki, Tahir Bey, birkaç yıl sonra o boru hattının kapasitesinin yetersiz kalması söz konusu olabilir mi?

Uysal: Şu andaki projelerimizden bir tanesi zaten 1.2 milyon varil/gün’e çıkarmak. İlk aşamada bu yapılacak. İşte belirli kimyasallar kullanılarak, sürtünmenin azaltılmasıyla bu kapasiteye çıkartmak.

Ültanır: Akışkanın viskozitesini azaltacaksınız.

Uysal: Evet, sonuçta daha akışkan hale gelecek. Daha kolay akması sayesinde daha fazla kapasiteye ulaşacak. Bu gelecek senenin projesi olarak elimizde. İlk aşamada Azerbaycan’ın kendi havzasından çıkan kaynaklar, daha sonra Kazakistan’dan gelen kaynakların buraya akabileceğini düşünüyoruz. Daha sonraki hedefimiz de bunu 1.6 milyon varil/gün düzeyine çıkarmak olarak gözüküyor.

Ültanır: Sadece kimyasallarla bunu yapabilir misiniz?

Uysal: Hayır, o zaman yeni pompa hatları gibi bir şeyler koymak lazım.

Ültanır: Peki, ikinci yeni bir boru hattı mesela bir 10 yıl sonrası için düşünülebilir mi?

Uysal: Gereksinim olduğu taktirde olabilir, ama bunu söylemek için henüz çok erken. Sonuçta, tabii bir anlamda üretimi görmek lazım.

HAZAR HAVZASINDAKİ PETROL ÇİN’E AKAR MI?

Ültanır: O bölgedeki petrolün Çin’e doğru kayması Türkiye’yi olumsuz etkiler mi?

Uysal: Boru hatları her zaman çeşitli projeler olarak ele alınır. Çine doğru kayar mı? Bilmiyoruz, belki de kayabilir, ama özellikle Kuzey Kazakistan’a baktığınız taktirde burada çok önemli havzalar söz konusu. Sanırım bunların zaten tek bir kaynaktan dünya pazarlarına ulaşmasını beklemek de gerçekçi değildir. Şu anda CPC dediğimiz hattan batıya doğru gidiyor. Bu doğuya da gidebilir. Ceyhan’a da ulaşabilir. Bence bunların hepsini kaldırabilecek projeler var. Çünkü buradaki Tengiz, Karakaçanak, Kaşagan sahalarını düşündüğümüz taktirde, 2010’lu yıllarda çok önemli bir rezervden, kaynaktan ve üretimden bahsediyor olacağız.

BTC, SAMSUN-CEYHAN VE TRANSTRAKYA REKABETİ

Ültanır: Tahir Bey, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattımız çalışırken, ortaya bir başka proje çıktı, Samsun-Ceyhan. Petrolü ayni yere akıtacak olsa da, Samsun-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Ceyhan’a rakip bir proje değil mi? Bu rekabeti Azerbaycan’dan gelen petrol için değil, Kazakistan’dan gelebilecek petrol için söylüyorum.

Uysal: Kesinlikle değil. Sonuçta birisi Hazar’daki Azerbaycan’ın Azeri-Çırağlı-Güneşli sahasındaki üretimden bahsediyoruz, öbürü ise dünya kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması…

Ültanır: Ama, Kazak petrollerinin gelmesini engellemez mi? Bakü-Tiflis-Ceyhan, 2001 senesinde Dünya ENERJİ dergisinde konuştuğumuz gibi Aktau-Bakü-Tiflis-Ceyhan olamadı, olmasını istiyorduk.

Uysal: Kazak petrolü için demin söylediğim şey esas, Kazak petrolünün tek bir kaynaktan dünya pazarlarına gitmesi zaten söz konusu değil. Kazakistan’ın kuzeyi çoklu olarak dünya pazarlarına ulaşması gereken önemli bir üretim merkezi haline gelecek. Samsun-Ceyhan projesine baktığımız zaman da, bunu dolduracak Kazak petrolü demiyor. Karadeniz’e çıkan petrol ki, bunun içerisinde Rusya’dan alınan petrol de olacak, Kazakistan’dan gelen petrol de olacak. Anladığım kadarıyla projenin söylediği bu.

Ültanır: Türkiye, Samsun-Ceyhan projesinde Rusya’nın sıcak bakmamasına karşın ısrarlı davrandı ve bu yüzden Türkiye’nin Transtrakya projesi dediğimiz Kıyıköy-İbrikbaba projesi bir yana itildi, ama sonuçta Bulgaristan-Yunanistan Transtrakyası diyebileceğimiz Burgas-Alexandroupolis (Burgaz-Dedeağaç) projesi Rusya’nın desteğini kazandı. Türkiye, Samsun-Ceyhan ile yanlış oynayıp, Karadeniz’den Ege’ye ve Akdeniz’e inecek petrol taşımacılığında kaybetti mi? Ben burada BP Başkanı sıfatınızla değil, petrol boru hatları konusundaki uzmanlığınızla şahsi görüşünüzü almak istiyorum.

Uysal: İleriye dönük olarak bu projelerin yapılma ihtiyacı aslında nereden kaynaklandı? Projenin yapılma ihtiyacı Türkiye’ye ait boğazlardaki tıkanıklıktan ortaya çıkıyor. Şimdi, geçmiş yıllardaki, özellikle CERA Konferanslarına katılmışsanız, belki oradaki öngörüleri siz de takip etmişsinizdir, sanırım Karadeniz’den boğazlara gelen yük diyeyim, giderek bir anlamda artış hızı azalmakta. Eskiden yapılan öngörüler, bu artış hızının daha yüksek olacağı, dolayısıyla boğazlar üzerindeki sıkışmanın daha fazla olacağı, bir boru hattı gereksiniminin mutlaka olduğu şeklinde idi. Sanıyorum, bu biraz gözden geçiriliyor gibi geliyor. Ben iki projede de böyle biraz daha yavaşlama görüyor gibiyim. Belki çok yakından takip etmiyorum, ama izlenimim bu. Gelinen yerin, sürdürülebilir bir yer olduğunu üreticiler düşünmeye başladılar. Üretimlerinin artışı konusunda bir sıkıntı görmediklerinden dolayı da, boğazları bypass edecek projeler konusundaki baskı bir miktar azalmış gibi geliyor bana.

Ültanır: Karadeniz’den çıkacak çoklu boru hatları söz konusu, ama anladığım kadarıyla siz onların daha ileriki dönemlerde olabileceğini düşünüyorsunuz.

Uysal: Olabilir tabii, çoklu boru hatları da bir aşamada yapılabilir. Bunu ileriki yıllara dönük olarak düşünmek mümkün.

ALTERNATİF ENERJİ TEKNOLOJİLERİ KAPSAMINDA RÜZGÂR VE BP

Ültanır: Tahir Bey, BP artık sadece bir petrol şirketi değil, bir enerji şirketi. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına el atmış bir kuruluş. Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi konusunda faaliyetleri var. Enerji taşıyıcısı denilen hidrojen konusunda da bazı çalışmaları var galiba.

1 Kasım 2007’de EPDK rüzgâr santralleri için bir günlüğüne lisans başvurularını kabul etti. O bir günde tamı tamına 750 başvuru ile 79 100 MW’lık başvuru yapıldı. Gazeteler Türkiye’nin kurulu gücünün iki katı dediler, haklılar da, ama bilmedikleri bir şey var. Tüm dünyanın rüzgâr santralleri kurulu gücü 2007 başında 74 000 MW düzeyindeydi, şimdi 80 000 MW’lara ulaşmış olsa da, Türkiye’de tüm dünya kurulu rüzgâr gücüne eşdeğer rüzgâr santrali için başvuru çılgınlığı yaşandı. Tabii birbiri ile çakışan, pek de ciddi olmayan başvuruların yanısıra, BP’nin başvurusu gibi ciddi başvurular da var. BP’nin yenilenebilir enerji çalışmaları için ne diyorsunuz?

Uysal: Önce BP’nin pozisyonunu açıklayayım. BP rüzgâr konusunda, alternatif enerji kaynakları faaliyetleri kapsamında çalışmalar yapıyor. BP uzun yıllardır solar (güneş) enerji konusunda zaten yatırımı vardı, solar panellerden elektrik üretimi konusunda dünya liderlerinden biriyiz. Portföyümüzü genişlettik ve rüzgârı da bunun içine kattık. Bir de decarbonise-fuels dediğimiz bir çalışmamız var, o tamamen farklı bir proje, emisyonları sıfıra indirecek şekilde hidrojen üretip elektrik elde etme projesi.

Ültanır: Peki hidrojeni hangi primer kaynaktan elde ediyorsunuz?

Uysal: Doğalgaz. Ortaya çıkan karbondioksiti ise sahalara gas-injection olarak geri basıyorsunuz. O da biliyorsunuz, doğalgaz üretimini artırıyor. Dolayısıyla, böyle “kazan kazan” modeli üzerine kurulmuş, etrafa karbondioksit emisyonları olmayan, bir yandan hidrojen üretip oradan da sıfır emisyonla elektrik üretebildiğiniz bir proje.

Ültanır: Sıfır emisyon dediğinize göre hidrojeni elektriğe yakıt pilleri (fuel-cells) ile çeviriyorsunuz demektir. Biz şimdi esen rüzgâra bakalım.

Uysal: Şu anda rüzgâr Türkiye’de bizim için ilgi çekici olan konulardan bir tanesi. Türkiye, rüzgâr açısından son derece önemli potansiyeli olan bir yer. 1 Kasım’daki lisans başvurularında biz de başvurduk. Biliyorsunuz, bunlar bir ön başvuru. Şimdi, bundan sonra EPDK karar verecek. Hangi yörede ne kadar yatırım yapılacağı ortaya çıkacak.

Ültanır: Ben RESSİAD (Rüzgâr Enerjisi ve Su Santralleri İşadamları Derneği) Başkanı iken, geçen yıl 28 Nisan 2006’da Ankara’da, “Türkiye’de Yenilenebilir Enerji ve Yeşil Enerji Sertifikası Uygulamasına Geçiş Çalıştayı” adı altında uluslararası bir Workshop düzenlemiştik. Siz o toplantıda da, “BP ve Emisyon Ticareti” konulu bir bildiri sunmuştunuz. Gelecek için BP’den sürdürülebilir adımları anlatmıştınız. Yenilenebilir enerjiler konusuna BP’nin cidden çok önemli katkılarını ve sizin şahsen gösterdiğiniz ilgiyi takdirle karşılıyorum. Şu anda Türkiye’nin kurulu rüzgâr gücü 135 MW gibi sembolik bir düzeyde. Sanıyorum, BP Türkiye’deki rüzgâr santrallerine önemli katkı yapacak. Ancak, merak ettiğim bir konu var. BP’nin rüzgâr başvuruları Türkiye’nin hangi coğrafi bölgesinde toplandı?

Uysal: Dağınık, Trakya, Çanakkale, Mersin gibi değişik yerlerde lisans başvurularımız oldu.

Ültanır: Projeler BP uzmanları tarafından mı geliştirildi?

Uysal: Evet evet. Kesinlikle kendimiz geliştirdik. Ölçümlerimizi kendimiz yaptık. Tabii kendimiz derken, üçüncü şahıslara yaptırdık demek istiyorum. Yeni projelerden söz ediyoruz.

Ültanır: BP rüzgârdan üreteceği elektrikle Türkiye’nin elektrik piyasasına giriyor demektir. Türkiye’de başka kaynaklardan da elektrik üretmeyi düşünüyor musunuz?

Uysal: Güneşten elektrik üretiyoruz, ama şu anda Türkiye için ekonomik gözükmüyor. Güneş enerjisi panellerinden elektrik üretimi hâlâ pahalı ve belirli desteğe muhtaç. Bu desteğin sağlanabildiği ülkelerde bunu yapıyoruz. Örneğin İspanya, Almanya gibi ülkelerde. Tabii ki Amerika Birleşik Devletleri’nde bu alanda yoğun faaliyetlerimiz var. Ümit ediyorum ki, bir gün Türkiye bu konuda kaynak ayırabilir duruma geldiği taktirde, ya da solar enerji panellerinin fiyatları düştüğü zaman Türkiye’de de bunu görebileceğiz. Ama, şu aşamada bu gerçekçi gözükmüyor. Ümit ediyorum bir zaman olur. Fakat şu anda rüzgâr tabii ki önemli. Diğer kaynaklardan elektrik üretimi konusunda hayır. Sadece alternatif enerji kaynakları anlamında biz elektrik enerjisi üretimine bakıyoruz. Bu konuda da Türkiye’nin inşallah rüzgârı verimli bir şekilde kullanılabilir hale geleceğini ümit ediyoruz.

Ültanır: Peki şu anda Türkiye’de rüzgâr için verilen teşvikleri yeterli buluyor musunuz?

Uysal: Türkiye’deki kanun yeterli bir alt yapı sağlamaktadır. Ama, tabii ki sizin de bahsettiğiniz gibi, bu konudaki aşırı ilgi nedeniyle gelinen yerden nasıl çıkılabileceği, gerçekten zor bir soru olarak EPDK’nın önünde durmaktadır.

Ültanır: Tahir Bey, bu uzun söyleşi için çok teşekkürler. Sanırım, okuyucularımız ilgiyle okuyacaklardır, çünkü çok ilginç konulara değindik.

Uysal: Ben de bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.