Ulusal hesaplarda yapılan değişikliğe rağmen eski seriye göre de, yeni seriye göre de büyüme hızı yavaşlıyor, istihdam ve tasarruflar geriliyor...
Hızlı bir yapısal dönüşüm yaşayan Türkiye Ekonomisinde istihdam piyasasının dinamikleri de hızla değişiyor!…
Tarımda çalışan nüfus son iki yılda hızla azalırken, ücretsiz aile işçisi sayısı artıyor, istihdam geriliyor, çalışabilecek durumdaki kadınlar eve kapanıyor!...
İstihdam piyasasında dengelerin altüst olması Türkiye’yi kendine özgü yeni bir işsizlik tanımı yapmaya zorluyor!...
İŞTE TÜRKİYE BU…
Türkiye gündemi zaman tünelinden geçercesine yeniden 20. yüzyılın ortalarında kaldığını varsaydığımız tartışmalara ve gerilimlere sahne olurken ekonomi, yine gündemde kriz olasılığı yüzdesi kadar pay alabiliyor. Türkiye’nin temel sosyo-ekonomik sorunlarına çözüm getirecek orta ve uzun vadeli politika ve program tasarımının ise yakınından bile geçilemiyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması talebiyle açtığı dava ve henüz yargı süreci başlamadan geniş kapsamlı tutuklama operasyonlarıyla süren “Ergenekon” soruşturmasının iyice gerdiği siyasi ortam ekonomiyi tehdit ediyor.
TÜSİAD ve TOBB’nin başını çektiği Türkiye Kamusen, TİSK, TESK, TÜRKİŞ, HAKİŞ gibi sivil toplum örgütlerinin ardı ardına yayımladığı bildiriler toplumdaki kutuplaşmanın hangi boyuta ulaştığını, “iş ve aş” gündeminden ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor.
İşte tam da bu ortamda Türkiye ekonomisinin üretim, verimlilik ve istihdam artışıyla değil, sayılar ve hesaplama yöntemleri değiştirilerek daha zengin olduğu görüntüsü oluşturulmaya çabalanıyor. Ulusal hesaplarda yapılan değişikliklerle “Türkiye’nin daha az kalabalık ve daha zengin” bir ülke olduğu ortaya konulmaya çalışılıyor.
TÜSİAD ve Merkez Bankası’nın birlikte açıkladığı en son istihdam, yoksulluk ve hane halkı raporu, yaşadığımız toplumun sosyo ekonomik açıdan ne kadar derin bir yapısal dönüşümden geçtiğini gösteriyor. Tarımda çalışan nüfus hızla azalırken, Türkiye’nin çalışabilir yaştaki nüfusu artıyor. Ekonomide kadın istihdamı geriliyor, bu toplam istihdamdaki gerilemeye de yansıyor. Resmi işsizlik oranı son beş yüzde 10 düzeyinde seyrederken, işsizliğin alternatif tanımlara göre daha yüksek olduğunu düşünen, ekonominin en önemli kurumları Türkiye’deki işsizliği özgün ve yeni bir tanıma kavuşturmak için kafa patlatıyor.
YENİ ÇAPA, ULUSAL HESAPLARDA REVİZYON MU?
Küresel rüzgarların sert etkisinde kalan, IMF ve AB çapalarının ipleri iyice incelince, yeni çapa ihtiyacı duyan ekonomi gemisi, bu kez “ulusal hesaplarda revizyon” çapasıyla dizginlenmeye çalışılıyor. İş dünyası ve ekonomi çevreleri tek başına iktidarın daha da güçlendiği ikinci döneminde hükümetten biraz değiştirilmiş Kemal Derviş programı yerine, artık mikro reformlara ağırlık veren yeni bir ekonomik program beklerken, bu beklenti ulusal hesaplarda yapılan revizyonla karşılanmaya çalışılıyor.
Çalışabilir nüfusun arttığı, buna karşılık ekonomideki büyüme sürecine rağmen istihdamın gerilediği, işsizliğin yüzde 10’lar seviyesinde kemikleştiği bir ortamda Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ilk önce nüfus sayımında, daha sonra da ulusal hesaplarda yaptığı yöntem ve kapsam değişikliği ekonomi yönetimi için umut oldu.
TÜRKİYE DAHA AZ KALABALIK, DAHA ÇOK ZENGİNMİŞ
Ardı ardına gelen revizyonlarla Türkiye’nin Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) yüzde 31.6 artarak, 400 milyar dolardan 526 milyar dolara çıktı. Yapılan revizyonlarla, uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye’nin yeri kişi başına gelir, borçlar ve cari açığın milli gelire oranı bakımından iyileşti.
TÜİK, öncelikle Türkiye’nin nüfusunun resmi verilerle bilinenden 4 milyon kişi daha az olduğunu açıklayarak tüm sosyo-ekonomik verileri ve bu verilere dayanılarak yapılan hesaplamaları altüst etti.
TÜİK’in önceki verilerinde, 2007 yılı ortasında 73 milyon 875 bin kişi olarak kabul edilen ve geçen yıl sonunda 74 milyon 320 bin kişiye ulaşacağı tahmin edilen Türkiye nüfusunun, adrese dayalı yeni nüfus verilerine göre 4 milyon kişi daha az olduğu açıklaması ülke gündemine bomba gibi düştü. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 21 Ocak 2008’de “Adrese dayalı nüfus kayıt sistemine” göre Türkiye nüfusunun, 2007 sonu itibariyle 70 milyon 586 bin 256 kişi olduğunu açıkladı. Sadece bu revizyon bile ulusal hesapların artık eskisine göre daha iyi olacağını ortaya koydu. Ardından 8 Mart’ta TÜİK’in GSYİH serilerinde güncelleme açıklaması geldi. TÜİK, ulusal hesaplarda artık 1987 bazlı seri yerine 1998 bazlı yeni serinin kullanılacağını, yeni seride ise krizden çıkış yılı olan 2002’nin arz-kullanım ve girdi-çıktı tablolarının esas alındığını açıkladı. Böylelikle Türkiye’de kişi başına milli gelir 2006 yılı itibarıyla 7 bin 800 YTL’den 8 bin 200 YTL’ye çıktı.
Başbakan Erdoğan, TÜİK rakamlarıyla gelen bereketi AKP’nin TBMM grup toplantısında ayrıntılarıyla açıkladı. Hatta, 2007 yılı milli gelir verilerinin de yeni seriye göre 31 Mart'ta açıklanacağı müjdesini de o gün verdi. Başbakan’ın kağıt üzerinde bir an önce görmek istediği kişi başına 10 bin YTL’lik milli gelire çok yaklaşıldığı kamuoyuna açıklandı.
İşte tam bu noktada acı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Ülkenin bir yıl içinde ürettiği toplam mal ve hizmetleri büyüklüğünü ifade eden milli gelirdeki artışı, üretim kapasitelerindeki artışı gözleyerek değil; nüfus rakamlarındaki büyük farklılıklar ve hesaplardaki kapsam değişikliğinin büyüttüğü sayılarla açıklamaya çalışıyoruz.
Brezilya gibi birden bire çok zengin petrol yatakları bulamadık, şeker kamışından elde ettiğimiz alkolü akaryakıt olarak taşıtlara koyamadık, çok büyük yeni üretim kapasiteleri yaratamadık. Üstelik, yerli üretim artan ithalattan yara aldı ve bu istihdamı da çok olumsuz etkiledi. Yurtiçi tasarruflar geriledi, borçlanma arttı.
YENİ SERİ NE GETİRDİ?
1987 bazlı milli gelir serisi BM Ulusal Hesaplar Sistemi'ne göre yapılmakta iken yeni seri AB uyum çalışmaları kapsamında Avrupa Hesaplar Sistemi'ne uyumlu hale getirildi. Yeni seride iktisadi faaliyetlerin kapsamı genişletildi, kayıt dışı ekonomi eskiye göre daha iyi görülmeye başlandı. 1987 baz yıllı seride 2000 yılı için öngörülen konut sayısı 13,9 milyon iken, yeni seride bu sayı 19,2 milyona ulaştı. 10 ve daha fazla kişi çalıştıran işyeri sayısı 11 bin 293 iken 2002 yılı itibarıyla 27 bin 813’e yükseldi.
ESKİ-YENİ SERİDE BÜYÜME HIZI VE İSTİHDAM
Büyüme hızı ve istihdam gibi ekonominin temel parametreleri ise eski seriye göre de yeni seriye göre de aynı eğilimleri gösterdi. Son 5 yılda Türkiye ekonomisinin yüksek bir büyüme hızı ortalaması yakalamasına rağmen bu büyüme istihdam yaratamadı, kayıtdışı ekonomiyi geriletemedi.
Grafik 1 - Çeyrek dönemler itibariyle büyüme hızı (%) (TÜİK)
Tablo 1- GSYİH’nin yıllara göre eski ve yeni bazda değişim hızları
Tablo 2- Cari fiyatlarla eski ve yeni bazda GSYİH
TÜSİAD VE MERKEZ BANKASI’NIN ORTAK ARAŞTIRMASI ÜRKÜTÜYOR
Mart ayının ekonomideki diğer önemli gelişmesi ise, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile Merkez Bankası’nın birlikte hazırladığı “İşgücü Gelir, Harcama ve Yoksulluk Açısından Türkiye’de Hane halkı” raporu idi. Merkez Bankası danışmanları Zafer Yükseler ve Ercan Türkan’ın imzasını taşıyan rapor, Türkiye ekonomisinde yaşanan sancılı yapısal değişimi de ortaya koydu. Türkiye’nin istihdam ve yoksulluk profilini net bir şekilde gösterdi.
Rapordaki veriler, bir defalık özelleştirme gelirleri, sıcak para, düşük kur ve hızla artan ithalatla gelen “hormonlu” büyümenin çare olamadığı işsizlik sorununun geldiği boyutu gösteriyor. Rapor, düşük gelir gruplarının yapılan sosyal yardımlarla ayakta durduğunu, yoksulluk durumları asgari ücrete göre değerlendirildiğinde daha kötü verilerle karşılaşıldığını bildiriyor.
BÜYÜDÜK DİYE SEVİNİRKEN İSTİHDAM GERİLEMİŞ!
Raporda yer alan saptamalar, 6 yıllık iktidarın Türkiye’nin istihdam yapısındaki hızlı bozulmanın ve değişimin farkına varamadığını, uzun erimli sosyo-ekonomik politikalar tasarlayamadığını da ortaya koyuyor.
Türkiye’nin istihdam yapısındaki değişiklikler raporda şöyle dile getiriliyor:
“İşgücüne dahil olmayan nüfus düzenli bir artış eğilimi göstermektedir. 2002 yılında çalışma çağındaki 15+ yaş nüfusunun yüzde 50.4’ü işgücüne dahil olmayan nüfustan oluşurken, bu pay 2006 yılında yüzde 52’ye yükselmiştir. Bu eğilim, işgücüne katılım ve istihdam oranını olumsuz etkilerken, işsizlik oranının yükselmesini engellemiştir. Türkiye’de istihdam oranı, özellikle kadın istihdamındaki düşüklük nedeniyle (yüzde 26) , diğer ülkelere göre oldukça düşük seviyededir. 2002 yılında yüzde 44.4 olan istihdam oranı, ekonomideki hızlı büyümeye rağmen 2006 yılında yüzde 43.2’ye gerilemiştir. İşsizlik oranı 2002-2005 döneminde ortalama yüzde 10.3 seviyesinde kalmış, 2006 yılında ise sınırlı bir iyileşme göstererek yüzde 9.9’a gerilemiştir. Son yıllarda işgücüne dahil olmayan nüfus içinde yer alan iş aramayıp çalışmaya hazır olan kişi sayısındaki hızlı artış ve istihdam oranındaki düşüş, alternatif işsizlik tanımlarının tartışılması gereğini gündeme getirmiştir. İş aramayıp çalışmaya hazır olan kişilerin işsiz sayısına ilave edilmesi durumunda, 2002-2006 döneminde işsizlik oranında yükselme görülmektedir.”
TARIM SEKTÖRÜNDE HIZLI ERİME
DPT’nin 7 yıllık kalkınma planları ve AB’ye sunulan katılım öncesi ekonomik raporlar tarım sektörünün yaşayacağı yapısal dönüşümü öngörmesine rağmen, tarım sektöründen kopup gelen nüfusun başka sektörlerde istihdam edilmesine yönelik politikaların ne kadar etkisiz kaldığını da rapordaki şu saptama yüzümüze çarpıyor: “İncelenen dönemde istihdamın sektörel dağılımında ciddi bir değişim gözlenmiştir.
Tarım sektörünün istihdam içindeki payı 2002-2004 döneminde ortalama yüzde 34.3
iken, 2005 ve 2006 yıllarında keskin bir çözülme yaşandığı ve tarım istihdamı payının
yüzde 27.3’e gerilediği görülmektedir. Son iki yılda yaşanan bu çözülmenin nedenleri
ve etkilerinin ayrıntılı incelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Tarımsal istihdamda yaşanan bu çözülme nedeniyle, 2002-2006 döneminde ortalama genel istihdam artışı 244 bin kişi iken, tarım-dışı sektörlerde her yıl ortalama 587 bin civarında istihdam yaratılabilmiştir.
TASARRUFLAR AZALDI
Türkiye’de tasarruf eğiliminin de giderek azaldığını ortaya koyan raporda, toplumdaki tasarruf eğilimiyle ilgili olarak şu saptamaya yer verildi:
“Hane halkı kullanılabilir gelir ve tüketim harcamalarından yararlanılarak, hane halkının tasarruf eğilimi incelendiğinde, 2002-2004 döneminde ortalama tasarruf eğiliminin yüzde 16.8 olduğu görülmektedir. Ancak, 2005 yılında tüketim harcamalarındaki hızlı artışın etkisiyle, bu oran yüzde 10 seviyesine gerilemiştir. Gelir dilimleri itibarıyla bakıldığında, birinci ve ikinci yüzde 20’lik gelir dilimlerindeki hanelerde “negatif tasarruf” eğiliminin olduğu ve bu eğilimin 2005 yılında güçlendiği görülmektedir. Hane halkı tasarruflarının belirleyicisi olan en üst gelir grubunda da ortalama tasarruf oranı yüzde 33’lerden 2005 yılında yüzde 24 civarına gerilemiştir.”
Grafik 2- Tasarruf oranının değişimi
TÜSİAD: ‘TASARRUF GERİLİYOR, CARİ AÇIĞA DİKKAT!
Raporu açıklayan TÜSİAD Yönetim Kurulu üyesi Ali Kibar, düşük gelirlilerin, tüketim harcamalarını giderek daha fazla borçlanma yoluyla finanse ettiklerini ve zorunlu harcamaların, toplamdaki payının azaldığını vurguladı. Para politikasında bu verilerin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Kibar, tüketim kalıplarındaki değişim dikkate alınmadan, Türkiye’nin cari işlemler açığını kapatmasının zor olacağını belirtti. Kibar, düşük gelir gruplarında özellikle son yıllarda negatif tasarruf eğiliminin olması ve yüksek gelir gruplarında tasarruf eğiliminin düşmesinin cari açığın büyümesi anlamına geldiğini söyledi.
TÜRKİYE İŞSİZLERİNE TANIM ARIYOR (?)
TÜSİAD ve Merkez Bankası’nın birlikte açıkladığı rapor yeni bir tartışmayı daha başlattı; Türkiye’ye özgü yeni bir işsizlik tanımı yapılsın mı? TÜİK’in çok teknik bir tanıma dayanan açık işsizlik oranını temel almasına rağmen açıklamalarında istihdamla ilgili bir çok ayrıntıya yer vermesi, TOBB, TİSK ve işçi örgütlerinin farklı işsizlik rakamlarıyla konuşmaları bir süredir tartışılıyordu. Açıklanan raporda, Türkiye’ye özgü yeni bir işsizlik tanımının yapılması öneriliyor. Bu öneri getirilirken değişik tanımlara göre alternatif işsizlik oranları da sıralanıyor. Örneğin, 2006’da resmi işsizlik yüzde 9.9 iken, işsiz sayısına ümidini kaybedenler eklenince bu oran 12.4’e yükseliyor. İşsizler ile iş aramayanların (ümidini kaybedenler ve çalışmaya hazır olanlar) toplamından oluşan bir diğer alternatif hesaba göre işsizlik oranı yüzde 16.9’u buluyor. 2007’de bu oran yüzde 16.3 olarak hesaplanıyor. Ancak, rapordaki detaylı açıklamalara rağmen, Merkez Bankası resmi tanımlar değiştirilmeden yeni tanımların kullanılmasını rahatsız edici buldu. Raporun basında yer almasının ardından bir açıklama yapan Merkez Bankası, raporun içeriğinin kamuoyuna hatalı yansıtıldığını belirterek, Türkiye’de 2007 için ortalama işsizlik oranının yüzde 9.9 düzeyinde bulunduğunu belirtmek ihtiyacını hissetti. Türkiye’de son 7 yıldaki alternatif işsizlik oranlarının değişimi verdiğimiz tabloda görülüyor.
Tablo 3 – İşsizlik oranları
Maruf BUZCUGİL
ansesNet haber ajansı
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Yazıcı-dostu sürüm
